Sinemaseverlerin net adresi ‘sinemalife.com’

Sinema, yediden yetmişe herkesin ilgi duyduğu ortak bir sanat dalı. Son yıllarda Türk sinemasında yaşanan yükselişin, bu ilgiyi daha da artırdığı kesin. Birbiri ardına gösterime giren başarılı yapımlar sayesinde sinemanın yakaladığı yükseliş grafiği ve sinemaya gösterilen teveccüh devam edecek gibi görünüyor.

Hal böyle olunca sinema haberleri de ilgi gören konular arasında yerini alıyor. Bu durum genç sinemaseverlerin de ilgisini çekti ve yayın hayatına geçtiğimiz günlerde başlayan bir sinema dergisinin çıkmasına vesile oldu. Yalnız, bu dergiyi bayilerde bulmak mümkün değil. Aslında bu dergi, öyle diğerleri gibi kuşe kâğıda basılan, alışılmış formatta bir dergi de değil. Sinemalife’ın sayfalarını karıştırmak için internete girmeniz yeterli. Türkiye’nin online ilk sinema dergisi olma özelliği taşıyan neşriyatın sayfalarını, aynı bir derginin sayfalarını açtığınız gibi bilgisayar ortamında da karıştırabiliyorsunuz. Sitede sinemayla ilgili birçok haber var. Vizyondakiler, gelecek filmler, yeni çıkan DVD’ler, ünlü oyuncularla yapılan röportajlar, unutulmaz filmlerden unutulmayan replikler, aktör ve aktrisleri tüm yönleriyle anlatan yazılar... Tüm bunların yanında sitede bulunan ‘kült’ bölümü, okuyucuların dikkatini çeken en önemli sayfalardan biri. Burada sinema klasiği sayılan filmler, sinema konusunda donanımlı editörlerin kaleminden tüm yönleriyle tanıtılıyor. Dergi ilk sayısının kült köşesinde ‘Olağan Şüpheliler’i tüm yönleriyle anlattı. Ayrıca sinema bilgisine ve kalemine güvenen gençler de dergide yazılarını yayınlayabiliyor.

Derginin genel yayın yönetmeni Mert Karadağ, Türkiye’de ilk kez yapılan ‘internetten dergi neşretme’ fikrinin aniden ortaya çıktığını söylüyor. Derginin sanat direktörü Soner Yıldırım’ın bir gece yarısı aklına gelmiş ve hemen sinema tutkunu arkadaşlarını aramış. Yıldırım, “Beni heyecanlandıran bu fikir, arkadaşlarımı da heyecanlandırdı. Fikrimi onlara anlattığım gece, bu derginin temelleri de atılmış oldu.” diyor. Dergiyi internet üzerinden yayınlamak, hem okuyucular hem de dergi yöneticileri için avantajlı olmuş. Çünkü sinemaseverler, sektörde olan bitenden anında haberdar olabiliyor. Yeni çıkan bir filmi öğrenmek için yahut sinema hakkındaki güncel bilgileri edinmek için beklemeye gerek yok. Site sürekli yenilendiğinden, sayfalarda hep güncel haberler yer alıyor. Mert Karadağ, internetin nimetlerinden birinin de ‘gelecek sayıyı bekle’ zorunluluğunu ortadan kaldırması olarak değerlendiriyor ve şöyle konuşuyor: “Bu konuda çok rahatız. Herhangi bir gelişme olduğu takdirde o değişikliği okuyucularımızla anında paylaşabiliyoruz. Hatta kapağı değiştirmek için bir sonraki sayıyı beklememiz bile gerekmiyor.”

Site yöneticileri, sinemalife’ın internetten yayınlanmasının hemen herkesin işine geldiğini söylüyor. Siteye girerken üyelik yaptırmanıza gerek yok, hiçbir ücret talep edilmiyor. Karadağ, sitenin diğer avantajlarını şöyle sıralıyor esprili şekilde: “Kâğıda, tonere zam geldi bahanesi sinemalife’a uzak. Hem de dergi çıkaracağız diye de ağaçları kesmiyoruz. Bilakis kâğıttan tasarruf ediyoruz.”

Derginin hazırlanmasında, farklı mesleklerden sekiz kişinin emeği var. Bunların ortak yönü ise internet ve sinema. Sanal âlemde konuyla ilgili ciddi bir açık bulunduğunu belirten derginin sanat direktörü Soner Yıldırım, “Teknoloji, önüne geçilemez bir hızla ilerliyor. İnterneti bu anlamda büyük iyi bir imkân olarak görüyoruz. Tüm sinemaseverler, sinema adına her şeyi bu sitede bulabilecekler. Sitemiz içerik açısından olduğu gibi görsel anlamda da çok zengin. En geç birkaç sayı sonra dergimiz tüm sinemaseverlerin bildiği bir site olacak.” diyor.

Dergi daha şimdiden 400 binin üzerinde hit almış ve 10 bin kişi okumuş bile. Gelecek ayki sayısı da tamamlanmak üzere. İçeriği her geçen gün zenginleştirmek için çalışıyorlar. Derginin yöneticileri önümüzdeki günlerde sinema seyircilerini sitenin müptelası yapacak yarışmalar da düzenleyeceklerini söylüyor. Sonunda DVD ödülü verecekleri bilgi yarışmalarını bu etkinliklerden birisi olarak belirlemişler bile.

www.sinemalife.com

Hoşbulduk 2008

2008



Bu gece 2007'yi bırakıp 2008 geçiyoruz.Yenı yılınız mutlu, huzurlu ve bol paralı geçsin.Para dedim de Bu yılki piyango acaba kime vuracak ?.Bekliyoruz (;

Bloglar için reklam


Bloglar için reklam alanı 'na sizin blogunuzun reklamı için para talep etmiyorum.Yanlızca, 460 x 60 boyutunda bannerinizi harunblog [at] gmail nokta com adresine yolluyorsunuz, Bende bloguma ekliyorum.Aynı zamanda sizde benim bloguma ait bannerinizi koyuyorsunuz.


Bana uyar diyorsanız, başlayalım ozaman...

Gelecek Nesil Apple Newton

Appleinsider sitesine göre iPhone ile adından bir hayli bahsettiren Apple yeni bir PDA modeli şekillendiriyor. Aslında yeni model demektan ziyade bir efsaneyi canlandırıyor demek daha doğru olur. Hatta iPhone'un bu efsaneyi temel aldığını düşünmek gerekir. Tazelenmiş bir seri olarak düşünülen yeni Newton daha geniş medya özellikleri sunacak ve dev ekranıyla video keyfini bir hayli arttıracak.

800 x 400 piksel çözünürlüğünde dokunmatik ekrana sahip olması planlanan Newton'un ekran genişliği ise 5.2". Diğer özelliklerine bakacak olursak Intel'in Silverthorne işlemcisini ve Mac OS X Leopard işletim sistemi dikkat çeken ayrıntılardan. Modelin 2008'de satışa sunulması bekleniyor.

Apple Newton Hakkında Biraz Bilgi...

Apple Newton, 1993 yılında piyasaya çıktığında pazardaki ilk PDA'lardan (personal digital assistants) birisiydi. İlk modeller oldukça pahalı ve sorunluydu. Devam eden Newton modelleri ise geliştirilerek bu engeller aşılmaya çalışıldı. Ancak rakip Palm hızlı adımlar atarak Palm Pilot modeliyle daha hafif, kullanımı kolay ve ucuz bir PDA'yla pazarın liderliğini ele geçirmişti. 1997 yılında Palm yüzde 66 pazar payına sahipken Windows CE yüzde 20, Newton ise sadece yüzde 6 paya sahipti (araştırma firması Dataquest). Newton yüksek popülaritesine rağmen 200.000 adedi kullanımdaydı. Gelişmelerin ardından 1998 yılının Şubat ayında Apple, Newton'a son noktayı koydu. Ancak fanatik kullanıcılar teknolojideki gelişmelerle Newton'ı modifiye ederek çağa ayak uydurmaya çalıştılar. Wi-Fi (802.11b), GSM ve GPRS Newton üretimden kalktıktan sonra yaygınlaşsa da meraklı kullanıcılar bunları PDA'ya adapte etmeyi başardı. 160MHz işlemci hızı ve 4MB bellek çok az kalsa da bazı kullanıcıları Mp3 dinlemek için bir iPod'a 300 dolar vermekten kurtardı. Newton'ın en büyük sorunu ise büyüklüğü olmuştu. Şuanda hala kullanımda olan 20bin Newton olduğu düşünülüyor.

2007'nin En İyi Oyunları

IGN geride kalan seneyi değerlendirmesi sonucunda her platform için en iyi oyunu seçmiş. PC ve oyun konsolları için yapılan seçimler şu şekilde:

PC

BioShock

(Finalistler)
Call of Duty 4: Modern Warfare
Crysis
Half Life 2: Episode Two (The Orange Box)
World in Conflict

Playstation 2

God of War II

(Finalistler)
GrimGrimoire
Guitar Hero III: Legends of Rock
Odin Sphere
Rogue Galaxy

Playstation 3

Uncharted: Drake's Fortune

(Finalistler)
The Elder Scrolls IV: Oblivion
Ninja Gaiden Sigma
Ratchet & Clank Future: Tools of Destruction

PSP

Syphon Filter: Logan's Shadow

(Finalistler)
Disgaea: Afternoon of Darkness
Jeanne d'Arc
Puzzle Quest: Challenge of the Warlords
Ratchet & Clank: Size Matters

Xbox 360

Call of Duty 4: Modern Warfare

(Finalistler)
BioShock
Halo 3
Mass Effect
Half Life 2: Episode Two (The Orange Box)

AdSense Püfleri - Hile Yapmayın

Hile yapmayın!
Google, Adsense sisteminin sağlıklı şekilde işlemesi için işi oldukça sıkı tutuyor. Adsense reklamlarına yapılan hileli tıklamalar yayıncının kısa sürede sistemden çıkartılmasıyla sonuçlanıyor. Sitenize gelen bir ziyaretçinin reklamlara arka arkaya çok kez tıklaması bile Google'ın size kırmızı kart göstermesine sebep olabilir.

Ağzınızı Sıkı Tutun: Adsense programına katılan web sitesi yöneticilerinin elde ettikleri geliri açıklamaları yasak. Bu yüzden konu ile ilgili tartışmalara katıldığınız forumlarda ağzınızı sıkı tutmalısınız. Başarınızı başkalarıyla paylaşmanız, benzer içerikli bir web sitesine sahip, kötü niyetli bir webmaster'ın hışmına uğramanıza sebep olabilir. Birbirlerini çekemeyen webmaster'ların karşı tarafı devre dışı bırakmak amacıyla yaptıkları saldırılara "click bomb" ismi veriliyor. Ne yazık ki Google henüz bu tip saldırılar için bir önlem alabilmiş değil. Ancak sayfalarınıza ekleyebileceğiniz çeşitli script'lerle bu tip saldırıların kısmen önüne geçebiliyorsunuz. Eklediğiniz kodlar, ziyaretçinin belirli bir tıklama sayısından sonra reklamları görememesini sağlayabiliyor.

sayfa 1-2

Blogger Plantilla Blogy-Dilectio Teması

Blogandweb tasarımlarını hep sevmişimdir.Gün geçtikçe yenileride geliyor.Tema Aslında SmashingMagazine'nin Wordpress için yapmış olduğu Temaydı.Blogandweb Blogger'a çevirmiş.Denedim, iyide oldu.Birde siz deneyin (;

Blogger

Demo


İndir


İndir (English version)

Enbe Orkestrası ve...

ENBE orkestrasının adını ilk kez çıktıkları televizyon programında duydum. Bu programda orkestranın yöneticisi Behzat Gerçeker ve şarkılarıyla Aslı Güngör, Mustafa Ceceli ve Ferhat Göçer de bulunuyordu. Önce klasik bir cd tanıtımı diye düşündüm, cd içeriğindeki şarkıları da dinlememiştim. Ama “Kalp Kalbe karşı derler” şarkısını dinleyince çok beğendim. Mustafa Ceceli de “Unutamam” şarkısını seslendirince daha da fazla ilgilendim. Bir de radyolarda Ajda Pekkan tarafından seslendirilen “Sevdiğim adam” şarkısını dinleyince blog'uma yer vermek istedim.


İnternette arama yaptığım da, ENBE orkestrası hakkında çok geniş bilgi olduğunu gördüm. ENBE orkestrası 1993 yılında Behzat Gerçeker tarafından kurulmuş, özel toplantılarda sahneye çıkmayı tercih etmişler. Yurt içi ve yurt dışında ünlü sanatçılar eşliğinde konserler vermişler. Opera aryalarından, Napoliten ve hafif müziğe, özel solistlerin söylediği Fransızca chansonlar ve valslerden Latin müziklerine, Arjantin tangolarından, sevilen caz ve country eserlere, ünlü müzikallerden, popüler müzik ve Türkçe pop müziğine uzanan repertuarıyla müzik dünyasında yer almışlar. Kendi adıma konserlerine gidip, canlı dinleyebilmek isterdim.


Müzik cd lerini almadan, hemen dinlemek isteyenler için birkaç adres vermek istiyorum.


Aslı Güngör ve Ferhat Göçer düetini;Buradan dinleyebilirsiniz.


Mustafa Ceceli’nin “Unutamam” şarkısını buradan dinleyebilirsiniz.


Buradan da Behzat Gerçeker’in pianosu ile yer aldığı “Düşler” isimli parçayı görüntü eşliğinde dinleyebilirsiniz.


Ajda Pekkan’ın söylediği şarkı çok hoş, nostaljik bir hava hissediliyor, eski pop şarkılarını hatırlıyor insan. Şarkı hakkında bilgi alınca bu havanın nedenini öğreniyorsunuz, sözleri Fecri Ebcioğlu’na ait bir zamanların çok sevilen bir şarkısıymış. Ajda Pekkan bu şarkıyı iyi ki söylemiş, eskisi gibi çok sevileceğini düşünüyorum


Henüz cd yi almadım, ama sırf bu şarkıları bile sevdiğim için alacağım.

Adsense Püf Noktaları 2 - İleri Teknikler

Eğer Adsense üzerinden ciddi paralar kazanmak konusunda ısrarlıysanız bir adım daha ileri giderek bu iş için yeni siteler hazırlayabilirsiniz. Prensip olarak bu yöntemi tasvip edemeyecek olsam da, amacınızın ziyaretçilerle reklam verenleri profesyonelce buluşturmak olduğunu varsayarak konuya girelim:


Pahalı kelimeler: Adsense'te reklamlara yapılan her tıklama yayıncıya aynı geliri getirmiyor. Örneğin raporları incelerken, bir gün beş adet tıklama için 50 cent kazandığınızı, başka bir gün aynı tıklama sayısıyla 3,5 dolar kazandığınızı görebilirsiniz. Buradaki fark, reklam verenlerin tıklama başına ödemeyi kabul ettikleri en yüksek fiyattan kaynaklanıyor. Bu yüzden bazı anahtar kelimeler için ödenen ücret düşük, bazıları içinse yüksek. İnternette "çok kazandıran" anahtar kelimelerle ilgili birçok kaynak oluşturulmuş durumda. Google'da "top paying keywords" kelimeleriyle yapacağınız bir arama, sizi birçok pahalı kelimeye ulaştıracaktır. Meşruluğu tartışılabilir olsa da bu pahalı kelimeleri kullanarak hazırlayacağınız içerik daha yüksek gelirler elde etmenizi sağlayabilir.

Yatırım teorisi: Temel gelir modeli yayınladıkları reklamlara dayanan televizyonlar bile kendi reklamlarını yapmak için bütçe ayırıyorlar. Bu durumda reklam geliri elde etmek üzere hazırladığınız web sitesiniz için çeşitli mecralara reklam verebilirsiniz. Adsense raporlarına bakarak her bir ziyaretçi için ortalama 3 cent kazandığınızı varsayacak olursak, sitenize 1 cent maliyetle ziyaretçi çekmeniz başarılı bir girişim olabilir. Tabii satın aldığınız ziyaretçi kitlesinin niteliğini düşünmek durumundasınız. Reklamlarla elde ettiğiniz ziyaretçi sayısı artarken tıklama oranı düşmemeli.

Dünyayı ‘blog’ladılar

Büyük acımız şehitler… Çikolata soslu tatlılar... İçi dışı bir buzdolapları… Toplama masaüstleri... Seksenler, yakınsamalar ve kuğuboyları… Bunların hepsi de birbirinden ilginç içerikli blogların isimleri. Zira, farklı kültürlerden pek çok gencin hazırladığı bu bloglara girdiğiniz zaman ağzınız açık kalıyor. Ve aralarında bağımlılık oluşturanlarda olabiliyor. Keza, bu gibi blogların halihazırdaki tutkunlarına bakacak olursak, sayıları azımsanacak gibi değil ve her geçen gün de artıyor.


Bu servis, 2005 yılından bu yana dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ücretsiz olarak kullanılmaya başlandı. Okuyan, yazan, düşünen ve düşündüklerini paylaşan internet kullanıcılarına, kendilerini en kolay şekilde ifade etmelerini sağlayacak bir alan sunuyor. Bir nevi, size özel yayın alanları ve içeriğinin ne olacağına sadece sizin karar verdiğiniz.

Hiçbir denetim yok, bu durum kullanılabilecek geniş bir alan demek. Bazı gençler eğitim, spor, edebiyat gibi alanlarda birbirleriyle yarışırken, hiçbir alana tabi olmadan ilginçliklerde birbirleriyle yarışanlar da yok değil. Hızla çoğalıyorlar ve birbiri ardına bloglar hazırlayıp açıyorlar. Birçoğumuz meraktan bakıyoruz bunlara, bizden daha enteresan bir blog açan var mı diye. Zira, arkadaşlar arasında ‘o blog’u ilk keşfeden kişi olmanın keyfi var sonunda.

Siz de bir Blogger tutkunu musunuz? Önce dostların blogları dolaşılır, diyenlerden mi? Yorumlara yine ve yeni yorumlar ekleyip, yeni isimleri ziyaret edenlerden mi, kimini her gün, kimini ara sıra tıklayanlardan mısınız?

İster her gün olsun, ister ara sıra, şimdilerde bu gençler blogları aracılığıyla birbirleriyle farklı bir iletişim içinde. Bloglarına her yeni gün ekledikleri yazıları dilerlerse tüm dünyaya, dilerlerse sadece kendi arkadaşlarına açabileceklerini biliyorlar. Aynı zamanda diğer blogculardan veya sitelerinin ziyaretçilerinden, yazılarına yorumlar ekleyebiliyor. İstediği anda, önceden eklenen yorumları istediği gibi düzenleyebiliyor, silebiliyor ve isterse hiç yorum yayınlanmamasını sağlayabiliyorlar. Halihazırda, neredeyse akla gelen her konu hakkında bir blog var. Sınırların kalktığı bu özgür ortamda, oluşturulan bu blogları ziyaret ettiğinizde, siz de birbirinden ilginç görüntü ve yazılarla karşılaşacaksınız.

Yüzlerce farklı konu hakkında pek çok blog mevcut, sınırlanmadan oluşturulmuş. Ve gençler internet aracılığıyla kendi dünyalarını kurmakta belki haklı ve belki de kararlı. Onlara ait bu alanda ne isterlerse onu olma hakları olduğundan, kimisi gazeteciliğe soyunmuş, kimisi aşçılığa, kimisi de boş gezenin boş kalfalığına… Hepsinin ortak noktası olmuş bu bloglar, milyonların buluştuğu, tanıştığı, yazıp okuduğu bir eğlence platformu. Bu eğlence sürüsünden sizlere bir demet hazırladık. İşte, ilgimizi çeken ve enteresanlıklarla dolu bazı bloglar. Haydi buyurun:

Her ilgi alanına bir blog

80’leri merak edenler için, seksenler.blogspot.com sizler için biçilmiş kaftan. O yıllarda permalı saçların ve vatkalı gömleklerin moda olduğunu, şimdiki plazmaların yerinde, üzerinde karpuz dilimli danteller olan 55 ekran televizyonların bulunduğunu, bu yıllarda Dallas dizisinin ve fotoromanların yayımlandığını biliyor muydunuz? Seksenlerde daha başka nelerin olduğunu merak edenler, bu blogda Rıdvan Dilmen ve Tanju Çolak’ı futbolcu olarak görebilir. El atarilerine bilgisayar muamelesi yapılmasına şaşırabilirsiniz.

Pek çok blog dostunun yemek bloglarında gezinmesinin nedeni, bu pastaların yapımındaki marifetleri görmek olsa bile, gelincikler.blogspot.com ’a girme amacınız sadece bu olmayacak. İştahı kabartan görüntüleriyle uğur böceği desenli kurabiyelerin tadına da bakmak isteyeceksiniz. Zira, yapılan pastalar neredeyse birer sanat eseri niteliğinde.

İlginç bloglardan bir diğeri, masaustum.blogspot.com. Farklı mesleklerden pek çok gencin bilgisayarlarının masaüstlerini bu blogda sergilemesiyle oluşturulmuş. Genelde bu tasarımlarda kendi kişilikleri ortaya konulmak istendiğinden ortaya fevkalade güzel ve oldukça farklı tasarımlar çıkmış gözüküyor. Ancak dikkat edin, bu görsellerden sonra, neden ben masaüstümü böyle yapamıyorum diyerek depresyona girebilirsiniz.

Blogcuların çok fazla tıkladığı bir diğer blog ise buzdolaplarının içini dışını gösteren buzdolabı. Buzdolaplarının içini dışını görmeye meraklı olanlara duyurulur. Bir diğer enteresan blog kusgribi.blogspot.com’dur. Anlaşılan bu korkuyu, Uğur Dündar bile yıkamamış. Kuş gribi hakkında, blogda neredeyse her şey ayrıntılı şekilde ele alınmış.

Bu site ancak matematik dersinden yılmış bir lise talebesi tarafından oluşturulmuş olabilir. Keza, odevsayfasi.blogcu.com’da kümelerden tutun da polinomlara kadar matematik üzerine pek çok notu bulma şansınız var. Hem de size yardımcı olacak ek sorular eşliğinde. Bir grup üniversiteli gencin kurduğu yakinsama.blogspot.com ’da ise kendi yaşamları ve toplumsal olaylar -şehitlerimiz, bayramlarımız- hakkındaki gençlerin yakınmalarına şahit olacaksınız.

Son olarak, yıllar öncesine ait ilginç nesnelerin konu olduğu harikayaa adlı blogda ise, geleceği gören bir haritaya, 2000 yıllık bir pil’e, gizemli bir kurukafaya ve alüminyumdan yapılmış bir kemere rastlayabilirsiniz.

Adsense Püf Noktaları

Web'de harcadığınız emeğin karşılığını almanın en kolay yolu, tıklama başına ödeme yapılan (PPC, Pay per Click) global reklam ağlarından geçiyor. Google'ın Adsense'i şu anda pazarın tartışmasız hakimi durumunda. Siz de sitenizde Google Adsense reklamlarına yer veriyorsanız işte size gelirinizi biraz daha artırmanızı sağlayacak birkaç ipucu.

Önce centilmenlik: Konu "Adsense'den en iyi geliri elde etmek" olunca ticaretin temel prensiplerine kadar inmemiz gerekiyor. Adsense sisteminin işleyişinde dört farklı köşede dört farklı oyuncu bulunuyor. Bu işte Google, reklam veren, Adsense yayıncısı ve yayıncının web sitesine gelen ziyaretçi farklı tarafları oluşturuyor. Google sunduğu servisin sağlıklı şekilde yürümesi için çalışırken, reklam verenler ödedikleri ücretin karşılığını almak istiyor, yayıncılar ise doğal olarak mümkün olan en iyi kazancı elde etmek amacında. Eğer doğru içerik üzerinde sağlıklı şekilde reklam görüntülüyor ve sitenizi yeterince geniş bir kitleye ulaştırabiliyorsanız, Adsense'den ciddi gelirler elde edebilirsiniz.

İnce eleyin sık dokuyun: Adsense'den en iyi geliri elde etmek için yayınladığınız reklamların ziyaretçi kitlenizle uyumlu olduğundan emin olmalısınız. Sayfanızda görüntülenen reklamlar ziyaretçilerinizin ilgisini çektikçe tıklamalar artacak ve geliriniz de yükselecektir. Bu uyumu sağlamak için ziyaretçi profilinizi incelemeniz ve sayfalarınızda bulunan metin içeriğini optimize etmeniz gerekecek. Örneğin içeriğinizi tekrar düzenleyerek ve Adsense hesabınızın "Rekabetçi Reklam Filtresi" bölümünü kullanarak hedef kitlenizle uyuşmayan reklamları sitenizden uzaklaştırabilirsiniz.

Uyum: Tıklama oranını etkileyen önemli faktörlerden bir diğeri de reklamların görsel olarak sayfayla bütünleşmesi. Bunun için Adsense'in kontrol panelinde reklamı yaratırken kullanabildiğiniz renk seçenekleriyle sınırlı kalmayarak, reklam kodunda bulunan "google_color_bg" ve "google_color_border" gibi değerlere müdahale edebilirsiniz. Bu ifadelerin karşısındaki HTML renk kodlarını sitenizin tasarımında kullandığınız kodlarla aynı yapmak çoğu zaman tam uyumluluk sağlayarak tıklanma oranını artıracaktır.
Yarınki Konu - İleri Teknikler

Blogger üzeri ilk webshop

Bunca aydır, footer'larımızda yazan "bu site bir Hsection üyesidir" ibaresini, sonunda somut bir hale getirmeyi becerdik.Blogger üzeri ilk webshop Hsection.Bir çok arkadaşlarımızla beraber çalışıp beraber geliştirdiğimiz Hsection'da her blogun bir konusu istiyoruz.Bloglara kısaca buradan da göz gezdirebilirsiniz.


Lafı uzatmadan Bloglarımıza göz atalım.







Gündem tartışmalarının ve keşiflerin zirve yaptığı Nolyo?, İnternet ve tasarım aleminin hızına yetişen SiberBilgi, yeni teknolojik alet edevatların ele alındığı Teknoskop ve Türk Bloglarından en güzel seçme yazıların toplandığı Toplangac (yakında yeni bloglar).


Yaktın da ne oldu? Başın göğe mi erdi?

İstanbul' da bir takım kendini bilmezlerin yaktığı araç sayısı elliyi geçti. "Mal canın yongasıdır." denir ya işte bu yüzden elli kişinin "canı" yandı. Peki bu araçları yakanların eline ne geçti? Koskoca bir hiç! Neden yakıyorlar? Onu sadece biz değil, kendileri bile bilmiyor.

O araçları yakanlar var ya işte onlar da yanacaklar. Elbet bir gün yakalanacaklar. Mutlaka yakalanıp cezalarını çekecekler. Bu Dünya'da cezalarını çektikleri gibi, öbür tarafta da çekecekler. Orada da yanacaklar. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacak.

Peki bir, iki derken neden bu sayı kısa zamanda elliye çıktı? Hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm:

Bu olayları kitle iletişim araçlarıyla bizzat takip ettim. İlk başlarda haftada bir, iki veya üç araç yakıldı. Dikkat ederseniz "haftada" diyorum. Bu olaylar ne zaman ki Ana Haber Bültenleri'nde duyurulmaya başlandı ve gazetelerde baş sayfalarda yer aldı; işte o zaman işin rengi değişti. Bu araçları yakan kendini bilmez hainler, haber olduklarını anlayınca: "Haftada" dediğim zaman zarfı, "her gün" isimli zaman zarfı ile yer değiştirdi. Hatta günde yakılan araç sayısı beş ve üzerine çıktı. Ve sorun önüne geçilemez, içinden çıkılamaz bir hal aldı.

Basının görevi insanlara haber vermek. Buna tabii ki saygı duyuyorum. Ben: "Bu olayların tek nedeni basındır." demiyorum. Yalnış anlaşılmasın! Sadece, "Bu bir haberse, bu haberi sıradan bir haber olarak göstermeleri ve bu olayların üzerinde bu kadar durmamaları gerekirdi." diye düşünüyorum. Yani "Bu haberlere geniş yer vermeyip, ayrıntılarıyla açıklamasalardı, daha iyi olurdu." demek istiyorum.

Diğer taraftan basını, sınır ötesi konusundaki haberlerinden ve çalışmalarından dolayı kutluyorum. Gerçekten bu konuda üstün bir performans sergiliyorlar. Sınırın her iki yakasında da bize haber taşıyabilmek için zor şartlar altında çalışıyorlar. O muhabirleri ve diğer basın mensuplarını bu çaba ve gayretlerinden dolayı gönülden kutluyorum.

Müzik bilgine ne kadar güveniyorsun?

Kulağıma güvenirim. Çalan şarkıyı hemen tahmin ederim” diyenlerdenseniz, son günlerde en çok eğlendiğimiz dinlebul.com adresine mutlaka uğramanızı öneririm.


30 saniye süreyle çalan şarkıları verilen şıklar arasında doğrusunu tahmin edip, eğer şansınızda yaver giderde 1 ay boyunca en çok puana siz sahip olursanız, (Soruları cevaplarken heyecan yapmayın) iPod Shuffle kazanabilirsiniz. Üye olmadan oynayacağınız ilk bölümde 10 soruyu tahmin edebiliyorsunuz. Üyelik işleminizi yaptıktan sonra, yarışmaya dahil olup, saatlerce soru bombardımanına tutulabilirsiniz. Boş zamanlarınız için geniş müzik sorularıyla keyifli dakikalar geçirebileceğiniz Dinlebul’un, beğenmediğimiz tek tarafı sadece İngilizce şarkı içeriğinin olması.

Facebook şimdi de çikolata tadında

Popülaritesini her geçengün arttıran Facebook'ta şimdi de çikolata gönderme zamanı. Ülker Golden Çikolata, tüm dünyayı saran Facebook çılgınlığına Çokopoke uygulamasını ekleyerek katıldı.


Çokopoke, Facebook üyelerinin o günkü ruh halini çikolata ile ifade edebileceği bir uygulama… Facebook üyeleri, Çokopoke uygulamasını yükleyerek arkadaşlarına aşk, iş, para, okul, sağlık ve diğer konularda pek çok ruh durumunu anlatan çikolata gönderebiliyor.

İşte Çokopoke’den gönderilebilecek çikolata çeşitlerinden bazıları:
"Dünyanın en sıkıcı ve en bitmek bilmeyen toplantısına dayanma gücü veren çikolata"
"Bu sabah işe gelmemek için herşeyimi verirdim" diyenlere, "hayat yine de güzel…" dedirten çikolata"
"10 dakikalık yolu 2 saatte gittim, deliricem diyenlere sabır veren çikolata"
‘Kredi kartı ekstresi, maaşı kadar gelenleri yeniden hayata bağlayan çikolata"
"Alışverişte kendini kaybedip kart limitini dolduranların kendilerini affetmelerini sağlayan ulvi çikolata"
"Sabahın köründe finale girecek garip üniversitelinin zihnini açan mucize çikolata"…

Ceza - Evin Delisi

Benim gibi Ceza hayranlarının kaçırmayacağı Rap albümü.Benim popüler şarkım(gerçi hepsi güzelde) ''Hiç Yok Deme, Hit Çok''.Ceza'nın müzikle 10.yıl şerefine indirin.Albümdeki bebek gibi şarkılar aşağıdakilerden gördükleriniz :)

Ceza - Evin Delisi Tracklist

1. Ceza - Hiç Yok Deme Hit Çok (Beat Luiz, Mix & Mastering: Puma)
2. Ceza - Son Söz Feat. Dapoet (Beat Dapoet)
3. Ceza - Yüksek Gerilim (Beat Roka)
4. Ceza - Dertler Bitermi Feat. Narkoz (Beat Roka)
5. Ceza - Sihirli Bir Değnek (Beat Despo)


şifre: cezafan.com

COMPEX izlenimlerim

İstanbul’un göbeğinde düzenlenen COMPEX’e ilgi beklenenden azdı bu sene. Yani dolaşırken koridorları tıklım tıklım, adım atılamayacak halde görmek isterdim fakat bazı belirli anlar dışında o kadar yoğunluk yoktu. Fuarın baştan sona en yoğun standı kesinlikle DRV Mobile’dı. Onun da sebebi çokca ünlünün standa uğraması ve sevenleriyle vakit geçirmesiydi. Ayrıca kol saati şeklindeki cep telefonları da ilgi çekiciydi aynı standda.

Fuarın diğer ilgi çekici standı da Türk Telekom standıydı. Kurulan sahnede şovlar düzenlenmesinin yanında özellikle erkek ziyaretçiler TT’nin hosteslerine oldukça ilgi gösterdiler.

COMPEX’te ilgi çekici ürünler de vardı tabii. Örneğin Çözüm’ün getirdiği 3 boyutlu monitör kesinlikle benim en çok ilgimi çeken üründü. Tam karşısında durduğunuzda 3 boyutlu görüntü hissi veren monitör daha resmi olarak satışa sunulmadığı için herhangi bir basın bülteni ya da teknik veriye ulaşamadım, ulaşırsam onu da paylaşacağım. 3 boyutlu monitörün yanında sadece 5 tuşu bulunan çocuklar için geliştirilmiş cep telefonu, kol saati şeklindeki cep telefonları, dijital fotoğraf çerçeveleri ve dünyada ilk kez bir fuara katılan Media Markt’ın mağazası oldukça çekiciydi.

Fuarın genel olarak en başarılı standı ise alt kata yerleştirilen Intel GameX’ti. Oyuncuların doya doya eğlendiği, turnuvalardan orijinal Crysis gibi ödüller kazandığı, Ercan Kazaz’la ralli yaptığı ve Cenk & Erdem ile Guitar Hero’da kapıştığı organizasyon oldukça heyecan vericiydi.

Google Hacklendi mi?

25 Aralık 2007 tarih ve 19:08 saatinde Google anasayfası'na girdiğimde bende "google hacklendi" izlemini uyandıran bir sayfa çıktı karşıma. Gerçekten google hacklendi mi? Sayfada alt bölümde Anatrim alt yazısı adında bir resmin konulmuş olması ve resmin gözükmemesi bunu kanıtlar nitelikte. Anatrim'in de obezite için ilaç olması "Google acaba obezite için ilaç mı üretiyor?" sorusunun akla gelmesi mümkün.Yoksa reklam politikasını değiştirerek anasayfaya reklam mı alıyor artık Google?

II. Abdülhamit döneminde yapılan karikatür

Bir Tarih sitesinde rastladım. II. Abdülhamit döneminde yapılan karikatürlerden birisi. O dönemlerdede böyle siyasi karikatürler ne kadar önemli yer tuyormuş.



Karikatür üzerindeki yazılar: Kukla oynatan adam "Abdülhamid"; sağ ayak altındaki yaşlı adam "fakir millet"; ipe bağlı kuklalar soldan sağa, ; Sol ayak altındaki çuvallar üzerindeki yazı ve rakamlar "100 000 Osmanlı Lirası" "10 00 Osmanlı Lirası" "1000 Osmanlı Lirası

Google Android Prototip fotografi

Google'ın mobil işletim sistemi Android'i çalıştıran bir prototipin fotoğrafları "sızdı". Şu ana kadar İnternete düşen ilk fotoğrafta görülen aygıt HTC'yi andırıyor ve daha önce görülen videolar ve yazılım geliştirme kitinin emülatörlerindekiyle de benzer. Bu yüzden son ürün hakkında fikir verebilir gibi görünüyor.


Prototipin fotoğrafını çeken kullanıcı aygıtı bir gün kullanma fırsatı bulmuş. İzlenimlerinden aktardığı kadarıyla Android oldukça hızlı. Kullanıcı masaüstü emülatöründe olduğundan bile hızlı olduğu zamanlara tanık olmuş. Sistem oldukça hafif. Ürün prototip olduğu için geliştirme sürecinde daha değişiklikler olacaktır ancak şu ana kadarki gelişmeler umut verici.

Android demosu

Crysis için multiplayer harita paketi

Crysis için yeni multiplayer harita paketi yayınlandı. 186MB'lık bu resmi paket ile oyuna 5 yeni multiplayer haritası ekleniyor.


Pakette "Power Struggle" modu için;

  • Desolation
  • Crossroads
  • Training

"Instant Action" modu için;

  • Excavation
  • Terminal

isimli haritalar yer alıyor. Bu paketi buradan indirebilirsiniz. Haritaların ekran görüntülerine ise buradan ulaşabilirsiniz.

Crysis için ilk yamanın ise Ocak ayı içerisinde yayınlanması bekleniyor.

BitDefender 2008

Kötü amaçlı yazılımlara karşı etkin koruma isteyenler için BitDefender 2008 piyasada.


Bilgisayar kullanıcıların güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan BitDefender’ın yeni versiyonu çıktı. Otomatik güncelleme, ICSA Labs sertifikalı motoru ve daha birçok özelliği ile dikkat çeken güçlü güvenlik yazılımı, 200’ün üstünde ülkede, 41 milyon ev ve iş kullanıcıları tarafından kullanılmakta. Ev kullanıcıları için ideal olan BitDefender Standart Edition, bilgisayarınızı virüslerden koruduğu kadar, önemli bilgilerinizi internet korsanlarına karşı da koruyor.

BitDefender'ın güvenlik yazılımlarını aşağıdaki linklerden indirerek deneyebilirsiniz:

BitDefender AntiVirus 2008 Build 11.0.15: 32-Bit Version 64-Bit Version
BitDefender Internet Security 2008 Build 11.0.15: 32-Bit Version 64-Bit Version
BitDefender Total Security 2008 Build 11.0.15: 32-Bit Version 64-Bit Version

Ürünleri satın almak için BitDefender Store'u ziyaret edebilirsiniz.

Hakkında



‘Bir şeyler kırılıyordu, bir şeyler kırıldı. Kendini-nasıl demeli?- dayanıklı hissetmiyorsun artık: Sana bugüne kadar güç veren-öyle sanıyordun, öyle sanıyorsun-, yüreğini ısıtan şey, varoluş duygun, neredeyse önemli olduğun duygusu, dünyaya bağlanma, dünyada kalma duygusu eksikliğini hissettirmeye başlıyor. (…) Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet.’Fazla ağır olduğunu düşündüğün bu bedeli ödemek istemiyorsun artık. Bu yumuşak dehşetin baskısına daha fazla karşı koyamıyorsun. Kendinden usulca vazgeçiyorsun. Kendinden, bilincinden, epey bir zaman dünyanın merkezi olduğunu varsaydığın konumundan el çekiyorsun. Dünyanın selameti için vazgeçilmez bir unsur değilsin. ‘Yaratılmışların en şereflisi’ olmadığını biliyorsun artık. Bu çılgın hızdan, bu çılgın hızın senden bağımsız olarak almış olduğu gidişattan korkuyorsun. Korku tüm hücrelerini ele geçiriyor. İçinde, kanına kardeş dolaşan bir şey oluyor korku. Yapacak tek bir şey kalıyor senin için: yenilgiyi kabul etmek. Kabul ediyorsun. Dünya üzerindeki yerini, konumunu, koordinatlarını tekrar belirliyorsun. Mağlupların sinikliği var üzerinde. Kaybetmişlerin çaresizliği. Her yanına sinmiş çıkışsızlığın ağır kokusu. Dünya senin etrafında dönmüyor artık.

Peki ben kim mi oluyorum? Hiç kimse olmuyorum. Bu söylediklerimi nerden mi biliyorum? Kahin söyledi. Yirminci yüzyılın en büyük kahini: Sinema.

Modern yaşamın sorunlarına çözüm bulan bir çok ‘Şey’in var. Kanepe sorununu çözdüğünü düşünüyorsun. Oldukça saygın bir gardırobun var. Kaliteli bir müzik setine sahipsin. Yin Yang desenli kahve sehpan oturma odana ihtiyacı olan farklılığı getirdi. Ne tür bir yemek takımının kişiliğini yansıtacağını biliyorsun. Eve kızgın ve sıkıntılı geldiğin zamanlarda daireni temizliyorsun. İskandinav mobilyalarını cilalıyorsun. ‘Şeyler’le tam olarak çevrilebilmen için az kaldı. Yakında tamamlanacaksın. Bir süre sonra hayatta kalma oranın sıfıra inecek ama sen o an gelinceye kadar satın almaya devam edeceksin.

‘Şeyler’in etrafında kalabalık oluşturduğu bir merkezsin sen.

‘Şeyler’ dünyasına bağımlısın. O güler yüzünün yansıyacağı parlak ‘Şeyler’e ihtiyacın var. Boşluğa, tamamlanmamışlığa tahammülün yok. Sen eşya katalogu müptelasısın. Telefonla sipariş dünyasının bir parçası. Kablolu her oyunda(fax, lap-top, telefon…) oynamak isteyen bir gönüllüsün. Sen bir ölüsün. Sen insanı öldürürsün. SÜN. SÜN. Sünepesin. Süngersin. ‘Şeyler’i emen emen emen ve ‘Şeyler’ tarafından emilen doymak bilmez bir süngersin. Sürgündesin. ‘Şeyler’in soğuk ve ele geçirici dünyasının sayısız sürgününden birisisin. Sürgünlüğünü seçme özgürlüğü zanneden bir süzmesin. Ah! Sen, beni kelime oyunlarına mecbur edensin.

Efendisin. Kölesin. Bir çok ‘Şey’e sahip olan bir efendisin. Sahip olduklarının sonunda sana sahip olduğu bir kölesin.

Chuck Palahniuk /

Flock - SOSYAL TARAYICI

Flock nedir? Flock Firefox alt yapısını kullanan ücretsiz bir sosyal network tarayıcısı.

Ne işe yarar? Dinamik olarak web siteleri arasında etkileşim kurmanızı sağlıyor. Örnneğin Flickr, YouTube ya da diğer blog sitelerde gezerken aynı anda arkadaşlarınızla bu sayfaların içeriklerini paylaşmanızı ve beğendiğiniz sayfalar üzerinden hızlıca mesajlaşmanızı sağlayan basit bir yapısı var.

Program firefox tabanlı olduğu için güvenle kullanılabilir. Buradan hızlıca indirebilirsiniz.

Ferhat Göçer - Takvim

Yaprak Dökümü'nü herkez izliyordur.Çünkü bu kadar güzel dizileri kimse kaçırmaz.Peki Ferhat Göçer'i ?.Yaprak Dökümünde Çalan Bir empi üç: Takvim.Hem RapidShare, Zshare!.Önce dinleyin sonra bilgisayarınıza indirin birde öyle dinleyin (;


indir: Takvim - Rapıd

indir: Takvim - ZShare

E-postalarınız kaybolmayacak

IBM'in geliştirdiği arama motoru sayesinde e-postalarınızı bulmak çok kolay.

IBM, Lotus Notes ve Microsoft Outlook için e-posta arama motoru geliştirdi. IBM Omni Find Personal Email Search olarak adlandırılan motor, tarih ve telefon numaraları gibi spesifik konseptlerde arama yapabiliyor. İstek dahilinde kullanıcılar kendi arama kriterlerini de oluşturabiliyor. Yazılım kurulduğu andan itibaren e-postalarınızı indeksliyor ve e-posta deponuzu analiz ediyor.

Arama sonuçları web tabanlı bir arayüzle kullanıcıya sunuluyor. IOFPES ile arama yapmak da oldukça kolay. Örneğin Simto Alev isimli arkadaşınızdan gelen e-postaları aramak için "from Simto Alev" yazmanız yeterli. Simto Alev'in Ocak ayında gönderdiği e-postalara ulaşmak için de "Simto from January 2007" yazabilirsiniz.

Sonuçlar yine tüm bir e-postayı ya da başlığı kapsamıyor. Bunun yerine yazılım, doğru olduğunu düşündüğü bölümü (özet bölüm) kullanıcıya sunuyor ve telefon numarası gibi aradığınız spesifik bilgileri renklendiriyor. Yine kullanıcılar, ataçlanmış dökümanlara da arama yaparak ulaşabiliyor.

Google'a dişli rakip

Yeni yılda yepyeni bir açık kaynak kodlu arama motoru internet kullanıcıları ile buluşacak.


Wikipedia’nın destekçisi Jimmy Wales tarafından yapılan açıklamaya göre 7 Ocak 2008’de Google'a rakip bir açık kaynak kodlu arama motoru yayınlanacak. Wiki Search projesi, arama uygulaması, arama algoritması ve web crawler gibi bir arama motorunda bulunması gereken temel teknolojileri bir araya getiriyor. Proje, teknoloji tutkunlarının web sitelerine filtreleme ve arama sonuçlarını derecelendirebilme gibi özellikler de sunuyor.

Projenin en büyük amacı, arama sonuçlarının daha açık olması ve bu sonuçların kullanıcı tarafına nasıl ulaştığını gösterebilmesi. Wales, Yahoo ve Google gibi servislerin dahi bu özelliğe sahip olmadığını söylüyor. Kısa bir süredir test aşamasında olan arama motoru, şuan için Google gibi büyük arama motorlarının sunduğu hizmetleri karşılayabilecek kapasitede değil. Ancak zaman içerisinde, tıpkı Wikipedia’da olduğu gibi gönüllerin çabası sonucu oldukça gelişmiş ve büyük bir arama motoru haline geleceği düşünülüyor.

Lego Google

Gördüğüm en güzel yaratıcı çalışma.Legolardan Google Logosu.

Bağlantıya gidelim gaffur

WWE Raw 2007 (PC)

Download:

İndir

Tanrının Gözü

Gördüğünüz bu fotoğraf NASA tarafından hubble teleskopu ile çekilmiş bir fotoğraf.”Tanrının Gözü” ismi verilen bu fotoğraf internet de uzun zamandır dolaşmakta. Görüntü o kadar muhteşem ki hayran olmamak elde değil.
Tabiki de bu kozmik sanat tanrının gözü olmadığı gerçekte bilinmektedir.Fakat, böyle bir olayı insan hayal dünyasından gerçeğe dönüştürdüğü zaman tüylerini diken diken edecek kadar mükemmel bir görüntü.Böyle bir gözün sizin her attığınız adımı izlemesi her yaptığınızı görmesini düşünmek ürkütücü değimli? İnsana gerçek gibi gelmiyor! Bu gerçeği aslında yukarımızda böyle bir göz olmadığı için ciddiye almıyor olabiliriz.Ancak Allah’ın bizi izlediği, baktığı, ilgilendiği yadsınamaz bir gerçek!

Rebel Moves - Oh Bee (;


Avea'nın reklamlarında dinliyoruz.Ohh Bee müziği.Çok şenlendirici bir müzik.Rebel Moves'ten.önce dinle sonra indir bilgisayarında dinle.



empi üç: Yardırırmısın?

Kötü Windows

Kötü geçen Vista maceram sonrası, XP'ye dönmeye karar verdim. Bayram tatilinde bu işe zaman ayırıp temiz ve kararlı bir sistem kullanmayı arzu ediyordum. Ancak ilk sistemi kuruşumda harici sabit diskimi bağlı unuttuğumdan Windows bu sürücüye öyle bir harf atadı ki, bu harfi değiştirmek mümkün olamadı. Evet, olamadı. Bu yeterince canımı sıktığından tekrar Windows XP kurdum. Bu kez de kurulum yapacağım C olan bölümü artık D olarak görmeye başladı, D olan kısımsa C oldu. Mecbur D üzerine Windows kurdum. Bu kez de eski yazılımlarımın yedekleriyle ilgili C ve D karmaşası yaşandı.


Artık sinirlenmeye başlamıştım. Tüm bölümleri silerek bu kez C üzerine kurdum. Kurulum CD'si biraz hasar gördüğünden, DVD okumamaya başlamıştı. Evde hiç bir işe yaramadan duran CD okuyucuyu bağladım ve kurulumu yaptım. Etkinleştirme, güncelleştirme, yazılımların kurulumu filan derken herşeyi tamamladım. DVD'yi tekrar makineme bağladım. Windows ne yaptı biliyor musunuz? "Sistemde büyük çapta donanım değişikliği oldu, Windows'u 3 gün içinde yeniden etkinleştirin." Böyle bir mesajla karşıma çıktı. Hadi etkinleştir dediğimde "Bu anahtar çok fazla etkinleştirildi" gibisinden bir mesaj daha... Tabi tüm bu söylediklerim bayram ziyaretleri ve gelen misafirlerden kalan zamanlara sıkıştığından yapmak tüm bayram tatilini katletti... Zaten blog işleri olmasa Ubuntu yada Pardus'a geçip maksimum keyif planım var. Windows XP'de oyun makinesi olarak sistemde kalır artık...

Crossover Mac Güncellendi

Windows programlarının Mac OS X'de çalışmasını sağlayan Crossover uygulaması güncellendi


Windows programlarının Mac OS X'de çalışmasını sağlayan Crossover uygulaması güncellendi. 6.2.1 nolu sürüm Leopar uyumluluğunu iyileştirme üzerine odaklanmış. Klavye gibi giriş arabirimleri ile olan bazı sorunlar dahil olmak üzere çeşitli uyumsuzluklar giderilmiş. Bunun dışında Half Life 2: Episode 2 ve Portal oyunları için düzeltmeler de yapılmış.

WINE tabanlı olan CrossOver Mac yazılımı, Intel sistemlerde Windows uygulamalarının veya oyunlarının, Windows yüklemeye gerek kalmadan, doğrudan çalışmasını sağlayan bir uygulamadır.

Yeni Proje: Toplangac!

Toplangac; Türk Blog dünyasından en güzel yazıları topladığım mini link barındırma blogudur.Proje daha önce de 101Link adıyla yayına koymuştum ama o fazla şık durmadı.bende Toplangac adıyla Blogger alt yapısıyla yayına koydum.


Tutar mı?

Need For Speed Pro Street [*]

Bilgisayar dünyasının vazgeçilmezlerinden biri olan ve her sene çıkacağı dönemde merakla beklenen Need For Speed yenilenmiş versiyonu ile bizlerle tekrar buluşuyor.


Araba yarışı oyunu dediğimiz zaman herkesin aklına ilk gelen oyun sıfatını çok uzunca bir süredir taşıyan Need For Speed serisinin yeni oyunu “Pro Street” geçtiğimiz ay içerisinde çıktı. Modifikasyon çılgınlığının başladığı 2000’li yılların başından beri çıkardığı Underground serisi, Carbon ve Most Wanted oyunları ile özellikle modifiyecilerin gönlünde taht kuran oyun bu sefer modifikasyon olayını bir adım daha öteye götürmüş.

Oyundaki en önemli özelliklerden biri yeni eklenen “Autosclupt” teknolojisi olmuş. Bu teknoloji sayesinde aracınızdaki hemen hemen her istediğiniz parçayı modifiye edebilmektesiniz. Örneğin bir tamponun uzunluğunu, rüzgâra karşı durumunu ayarlamanıza artık imkân var. Oyundaki en önemli yenilik ise araçlarımızın artık hasar alabiliyor olması. 200 Km hız ile düz duvara toslayıp o kazadan da bir sıyrık almadan kurtulmak artık yok. Aracınız hasar alıyor ve bu hasarlar oyun ilerledikçe oldukça masraflı olmaya başlayabiliyor.

Oyundaki bir diğer değişiklik ise Underground serisi ile başlayan ve bir şehir alanı içerisinde dilediğiniz gibi gezme imkânınızın kaldırılmış olması. Artık şehirde aracımızla yarış yapmadan gezebileceğiniz bir mekâna sahip değiliz. Sürükleyicilik açısından pist yarışlarının bir süre sonra sıkıcı olmaya başlaması ve değişik bir şeyler yapma istediğinin doğması oyundaki şehir eksikliği ile iyice artıyor.

Bütün bunlara karşın serinin en yeni ve doğal olarak grafiksel açıdan en gelişmiş oyunu. Oyundaki araçların modellemeleri ve görünümleri sokaktakilerden hiç farklı değil. Üstelik artık sistem özelliklerinin havalarda uçuştuğu oyunların piyasada yer aldığını düşünürsek oyunun minimum gereksinimleri de makul denebilecek düzeyde. Windows XP ve Vista altında çalışan oyun Pentium IV 2.8 GHZ işlemci, 1GB Ram (Vista için 2GB) ve 128MB ekran kartına (Ge Force 6600 ve üstü) ihtiyaç duyuyor.

Oyunda Dodge Challanger, Shelby GT500’den Porsche 911’e, BMW M3’e kadar 50’den fazla araç bizleri bekliyor. Oyundaki amacımız 4 farklı kategoride (Grip, Speed, Drift, Drag), King olarak, Showdown King’i Ryo’yu alt etmek. Özellikle Speed yarışları gerçekten yüksek hızlarda hassas kontrol gerektirirken aynı zamanda da hız tutkunlarına hissiyatı sonuna kadar yaşattırıyor. Oyuna eklenen Wheelie Competition Drag’ları ise televizyonlarda gördüğümüz ön teker kaldırma yarışlarının heyecanını bizlere yaşatıyor. Fakat baştan söyleyelim Wheelie Competitionlar oyundaki en zorlu kısımlardan biri. Özellikle doğru aracı ve ayarları yapmadığınız sürece aracınıza uzun süreli bir ön kaldırma sağlayamıyorsunuz.

Sonuç olarak Need For Speed Pro Street, serinin devam oyunu olarak işi biraz daha profesyonelliğe götürmüş. Bana göre oyunun en büyük eksikliği pist yarışlarının bir süre sonra sıkıcı olmaya başlaması ve insanın ister istemez farklı bir şeyler arama isteği. Buna karşın yepyeni araçların yanında klasikleşmiş araçlardan oluşan zengin menüsü ve gerçeğe çok yakın oynanabilirliği ile yarış oyunları sevenlerin kaçırmayacağı bir oyun olarak karşımızda. Oyunu bir an önce satın alın ve pistlerin tozunu attırmaya hemen başlayın.

Web 2.0 ile Hayatı Kolaylaştır

Web 2.0, anlatılmaz yaşanır. Saçma değil, hakikaten anlatılacak net bir tarifi yok Web 2.0 kavramının. Web 2.0 sitelerini kullandıkça akla yatacak bir terim. Ama biraz uğraşırsak; kullanıcı entegrasyonu, interaktivite, fonksiyonalite gibi terimler kullanabiliriz. Kullanıcılar web’i tüketmiyor, onu yaratıyor.

Mesela, site yöneticilerinin belirlediği “directory” kavramı yerine kullanıcıların belirlediği “tag cloud” sayesinde kategorizasyon, ideal bir Web 2.0 uygulaması örneği. Önceden aramalarda anahtar sözcükleri sitelerin yöneticileri belirlerken, artık her kullanıcı etiketler (tag) sayesinde kendi anahtar sözcüklerini oluşturuyor, bu sözcükler bulutlar halinde toplanıp (tag cloud) aramada büyük kolaylıklar sağlıyor. Sitenin içeriğine göre kocaman bir havuzdan seçip reklam gösteren Google AdSense, fonksiyonel bir Web 2.0 uygulaması. İki kod HTML öğrenip rezil görünüşlü kişisel internet siteleri yapmak yerine, kullanıcının her ihtiyacını karşılayan Blogspot’ta kendine bir blog açmak, tam bir Web 2.0 mantığı. Üstelik kullanıcıların blogları ile kendi bilgi akışlarını oluşturup bunu paylaşmaları, yani interaktif bilgi paylaşımı da Web 2.0 fikrine uygun bir hareket. Tabii Web 2.0’ın ‘gradient’ arka planlar (iki renk arasında geçiş yapmak anlamında) ve kocaman verdana fontlar kullanmak gibi görsel standartları da var. Şimdi size, Web 2.0 standartlarına uygun ve hayatı kolaylaştıran sitelerden örnekler saymaya başlayayım.

del.icio.us: Web 2.0 hakkında ders kitabı niteliğinde bir site. Kendi sık kullanılanlarınızı ekleyip online olarak saklayabiliyorsunuz. Yani bir online bookmarking sitesi. Ancak dilimize bir de social bookmarking kavramını kazandırdı. Yani kendi sık kullanılanlarımızı paylaşıyor, etiketler altında grupluyor, başkalarının etiketlerini inceleyerek yeni siteler buluyoruz. Site, Yahoo tarafından satın alındı. Browser’ına düğmelerini ekleyerek kolaylıkla kullanabilirsin.

digg: del.icio.us’a benziyor ama teknoloji ağırlıklı bir site.

Wikipedia: Encarta türü hantal ansiklopediler, Wikipedia haline geldi. Literatüre öyle yerleşti ki, artık her türlü kullanım kılavuzu, içerik yönetim sistemi wiki olarak anılıyor. Kullanıcı kaynaklı bir bilgi kaynağı olması bakımından Web 2.0 sınırları dâhilinde.


YouTube: Tüm içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulması, YouTube’u tipik bir Web 2.0 uygulaması haline getiriyor.

Flickr: Yükle, paylaş, keşfet, oyna. Flickr, kullanım sisteminden içeriğine, görünüşüne kadar tam anlamıyla Web 2.0 standartlarında. Standart galeri sitelerinin etkileşimli galeriler haline gelmesi, Web 2.0 teriminin ortaya çıkışında etken rol oynayan gelişmelerden biri.



Google docs & spreadsheets: Kısaca online Excel ve Word hizmeti. Makinandaki excel ve word dosyalarını yükleyebilir, online olarak istediğin zaman bakabilir, paylaşabilir, birlikte düzenlemeye açabilir, sadece okunması için yayınlayabilir, Microsoft Office ile yaptığın tüm işlemleri online olarak yapabilirsin. Bilgisayar, işletim sistemi ve uygulamaların ağ bağlantısı ile nasıl entegre olmaya başladığını düşündürmesi bakımından bile denenmesi gereken bir uygulama.


Blogger: 2006 sonunda 50 milyon blog vardı. 2007 sonunda 150 milyon blog olacağı tahmin ediliyor. Çünkü her gün 175.000 yeni blog açılıyor. Bloglar, kişisel yayıncılıkta çok önemli bir nokta. Gerçi Türkiye’de o günlere hala çok var ama yurtdışında alışılmış medyaya alternatif, büyük firmaların hareketlerini etkileyen güçlü bloglar var. Technorati gibi blog takip ve arama siteleri de Web 2.0 uygulamaları. Blog işinde en büyük isim ise blogger.com


Bloglines: Üye ol, ara, yayınla, paylaş! Bloglines, web tabanlı bir rss okuyucu. Kısaca, takip ettiğin siteleri buraya kaydederek her gün on tane siteye girmek yerine sadece buraya girerek ne yenilenmiş, yeni hangi haber var takip edebiliyorsun. Bin türlü farklı sitenin görselleri yüklensin diye beklemiyorsun. Tabii illa orijinal sayfasında okuyacağım diyorsan da o sayfaya gidebiliyorsun. Aynı işi yapan Google Reader’dan daha hızlı. Ayrıca Image Wall adlı bir uygulaması var ki, sadece bloglara eklenen resimleri sıralıyor, ne acayip resimler çıktığını görsen şaşırırsın.



eskobo: eskobo, tam olarak bir rss okuyucu değil, çünkü kendi seçtikleri içerikten seçim yaparak kendi sayfanı oluşturup bir giriş sayfası haline getiriyorsun. Esprisi ise, bir Türk sitesi olması.



Netvibes.com: Netvibes, eskobo’nun yabancı versiyonu. Sayısız web sayfası içeriği ve çok basit, kolay anlaşılır, derli toplu örnek Web 2.0 arayüzü ile sık kullanılanlarda bulunması gereken bir site. Takip ettiğin haber siteleri, blogları eklemek yanında, takvim, arama, mail gibi farklı modüller de var. Üstelik kendi arama motorlarını kullanman gerekmiyor, favori arama motorunu kaydediyorsun. Yani bir sayfada favori haber siten, favori müzik blogun, arama motorun ve mail servisin birlikte sunuluyor. Ne kadar zaman kazanacağını tahmin edebiliyor musun?


MySpace: Milyonlarca blog sayfasının oluşturduğu bir network. İşin ilginç yanı ise, Web 2.0 kavramının başrollerinden birine sahip olmasına rağmen görünüş olarak iki hafta önce HTML öğrenmiş bir çocuk tarafından yapılmış gibi görünmesi.

Altın kulaklık isteyen var mı?

Elinize büyük miktarda para mı geçti? Ya da piyangoyu mu kazandınız? O zaman size altın değerinde bir tavsiyem var: Altın ve elmastan kulaklık.

iDiamond ear, 18 karat altından oluşuyor. Yaklaşık 204 elmas şu an gözlerinize doğru parlıyor. Kulaklıklar kuyumcu Thomas Heyerdahl tarafından yapıldı. Kendisi yine özel metal ve değerli taşlardan oluşan dünyanın en pahalı iPod'unu tasarlamıştı.

Bu altın kulaklıklar için cüzdanınızın bayağı bir derinine ulaşmanız gerekiyor: MP3 çalar ve cep telefonları için üretilen 3.5 mm girişli aracın fiyatı 7400 Dolar. iDiamond ear stoku 1000 adet ile sınırlandırılmış.

2007 Yalan Oldu

2007 defterini kapatıyoruz. Yıllardır adını sayıkladığımız teknolojiler bu yıl da yalan oldu. Ama benim hala umudum var....


3G
Yıllardır usanmadan yazdık durduk. 3G geliyor, görüntülü telefon devri başlıyor diye hem kendimizi hem de sizi kandırdık. Bir ara ihale sürecine filan girilince, tamam bu iş bitiyor dedik. İhale bitti, Turkcell kazandı, televizyon reklamları başladı, can bebek'in kahkaları filan derken iyice havaya girdik. Ama ihale iptal oldu ve yine hevesimiz kursağımızda kaldı.

100 dolarlık PC
Herkese bir PC dediler, ortalığı gaza getirdiler. Sonra 100 olmuyor, 119, yok 119 da kurtarmadı 139 filan derken kokusu çıktı. Tamam canım 100 dolara zorlamayın. Herkese bir PC olmuyorsa her iki kişiye bir PC yapın olsun bitsin. İkişer kişi birleşip bir ucuz PC alıp ortaklaşa kullanırız.

WiMAX
Her yerden kablosuz internet hayali de güzeldi... Kablosuz kentler, arabada geniş bant internet falan filan. 2003 yılından beri konuşuyoruz. Neyse bu sene olmadı, seneye inşallah.

VoIP
Şişkin telefon faturalarının tarihe gömüleceği anı hala umutla bekliyoruz. Neredeyse 5 yıldır VoIP diyoruz. Ama hakkını yemeyelim ABD ya da Almanya ile görüşmek epeyce ucuzladı. Adana-İstanbul seferleri ise bir sonraki bahara kaldı.

IPV6
128 bitlik adresleme, daha hızlı veri aktarımı, daha kaliteli ağ hizmetleri ile daha akıcı ses ve video bağlantısı... 10 senedir aynı şeyler. Sonuç mu? Google'da IPV6 için bulunan yaklaşık 11.500.000 sonuçtan hiçbiri çözüme ulaşamadı.

E-imza
İşte hiç sevmediğim konulardan biri de bu. E-imza ile ilgili bir konferansa gittiğimde ya da bir basın bülteni okuduğumda fenalık geçiriyorum. Gerçekten yaygın olarak kullanılması ve güvenli bir standarda oturturlmasının çok zor olduğunun farkındayım ama her seferinde bu işi bir gecede olacakmış gibi anlatmalarını komik buluyorum. Hiçbir şüphem yok birgün hepimiz e-imza kullanıyor olacağız.

UMPC
2006 yılında Microsoft ve Intel'in çıkardığı bu UMPC olayını önümüze sürdüklerinde hakikaten çok heyecan vericiydi. Çok şık ve havalı duruyordu. O zamanlarda yine bu iki firma UMPC'lerin fiyatlarının 500-1000 dolar arasında olacağını söylemişlerdi. Ama maalesef UMPC olayı, gerçek dünyayla örtüşmedi. Ne cep telefonuna benziyor, ne tablet PC'ye ne de laptop'a... Ayrıca yapabileceklerini zaten bu cihazlar yapıyor. UMPC olayını tamamen yalan olan teknolojiler arasında sayıyorum.

RFID
Son olarak RFID teknolojisi var ki yıllardır pilot uygulamaları yapılmasına rağmen hala sonuca ulaşabilmiş değil. Ama hayali bile güzel. Süpermarkette alışveriş sepetini doldurup kasaya yaklaştığınız anda ürünlerin üzerindeki Radyo Frekansı ile Tanımlama etiketleri otomatik olarak kasa tarafından algılanacak, ve kasanın yanına geldiğinizde ödemeniz gereken tutar çoktan kasanın LCD ekranında yazmış olacak. Hatta cüzdanınızdaki RFID çipli kredi kartından para otomatik olarak çekilecek... Güzel olmasına güzel ama birkaç yıl daha beklememiz gerekecek.

Google 2008 Yeni Yıl Logoları

Google'ın son yılbaşı logosu 5 günde hazırlandı. Önemli günlerde ve tatillerde logo değişikliği yapan arama devi, logo değişikliğine büyük önem veriyor, hatta sadece bu iş için özel tasarımcılar çalıştırıyor.

İşte Google'ın yılbaşı logosunun gün gün hikayesi:



1:Happy Holidays from Google
2:Happy Holidays from Google
3:Happy Holidays from Google
4:Happy Holidays from Google
5:Happy Holidays from
Google

Azureus Vuze 3.0.4.2

Vuze, yeni nesil çevrimiçi eğlence platformudur. Dünyanın en iyi DVD ve HD kalitesindeki yüksek çözünürlüklü içeriğe erişim sağlayan ve TV bağlantısını mümkün kulan bir platformdur Vuze. Azureus teknolojisini kullanan Vuze, güvenli ve sağlam bir P2P istemcisidir. Ücretsiz olarak dağıtılan yazılım Windows, Mac OS X, GNU/Linux ve Unix platformlarında çalışmaktadır. Azureus, başlangıç ve gelişmiş düşeydeki kullanıcılar için bir çok ortak özelliği barındırıyor.

İndir: Azureus Vuze 3.0.4.2: Windows Linux Mac

1$ maliyetle hoparlör

Bu kadar az maliyetle gerçekten bir hoparlör yapılabilir mi? sorusunun cevabı aşağıdaki videoda.

İlgimi çeken video çekimi esnasında kamerayı tutmakta kimsenin ona yardım etmemesinden dolayı tek eliyle yapmak ve kayıt yapmak zorunda kalması.



manuelizm: bir enstrüman olarak eller

Bilmediğiniz bir şeyi -hatta düne kadar benim de bilmediğim bir şeyi- sizinle paylaşayım dedim. umarım, fydalı olur.

Dünyada bir yerlerde elleriyle müzik yapan ve bunu bir akıma dönüştürme çabası içinde olan insanlar var. orijinal adıyla "manualism" diyorlar yaptıkları işe. bana en uygun çeviri manuelizm gibi geldi. elbette alternatifleri olabilir. mesele yaygınlaşacak birşey olsa nasılsa tdk olaya el atar diyeceğim ama bence bu iş tdk'nın gündemine girecek kadar büyümeyecektir. bu sebeple ismine biz karar versek iyi olur aslında.


Adamlar ellerini bir enstüman olarak kullanıyorlar (buradaki "adam"ı "insan" anlamıyla kullandım ama gördüğüm manuelistlerin hepsi de erkekti, bunu da belirtmiş olayım). solo ya da başka enstürmanlarla birlikte ellerinden -biraz zorlarsak- saksafona benzeteceğimiz sesler çıkartıyorlar. örneğin bhoemian rhapsody çalıyorlar. aynı usulle deep purple ya da ozzy osbourne dinlemek de mümkün. ve çok daha fazlasını.
Manuelizmin wikipedia maddesinde kayda alınmış ilk manuelistin 1933 yılından Cecil Dill olduğu yazıyor. işte o ilk videoyu buradan izleyebilirsiniz. kahramanımız bu kayıtta elleriyle bir piyanoya eşlik ediyor. aynı yazıda en ünlü manuelist olarak da John Twomey kabul ediliyor.
Benzer videolar içeren bir site de burada ve burada var.

Dünyanın en güçlü kitabı Kuran

Almanya’nın önde gelen siyasi dergilerinden Der Spiegel, Kuran-ı Kerim’i kapak konusu yaptı.

Kuran-ı Kerim ve İslamiyet’in tanıtıldığı dergide, “Kuran: Dünyanın en güçlü kitabı” başlığını kullanıldı.

Dergide, “dünya üzerinde hiçbir esere Kuran-ı Kerim kadar saygı duyulmadığı, aynı zamanda hiçbir eserden bu kadar korkulmadığı ve hiçbir eserin bu kadar kötüye kullanılmadığı” görüşü dile getirildi.

Dergide ayrıca, “Kuran-ı Kerim’in bir yasa olarak görülmesi ya da İncil gibi modern şekilde yorumlanabileceği konusunda Müslümanlar arasında farklı görüşlerin olduğu” ifade edildi.

“İslamiyet ile modernliğin ne ölçüde bağdaşabileceğini Avrupa kapıları önündeki Türkiye gösteriyor” ifadesine yer verilen yazıda, Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu’nun Papa 16′ncı Benedict ile el sıkışırken çekilen fotoğrafına da yer verildi.

Yazıda İslamiyet’in tarihçesi ve Hz. Muhammed hakkında da bilgilere yer verilmiş.

mükemmel resimler

Böyle resimler her yerde bulunmaz gerçekten herbiri birer sanat eseri.çoğu zaten meşhur deviantArt koeksiyonundan.Resimlere ulaşmak için aşağıdaki resme tıklayın.

Mass Effect roman oluyor

BioWare'in Xbox 360'a özel olarak çıkan RPG oyunu Mass Effect 'in romanının yazılacağı duyuruldu. Mass Effect'in senaryosunu yazan Drew Karpyshyn tarafından yazılacak roman ilk oyun ile ikinci oyun arasındaki konuyu ele alacak. Mass Effect: Ascension adındaki romanın 2008'in yaz aylarında piyasaya çıkması bekleniyor. Tabii ülkemize gelir mi orası tartışılır. İkinci oyun için ise daha henüz bir tarih yok.

Keşke iPhone'um olsaydı..

iPhone henüz Türkiye'de satışta değil. Ancak Amerika başta olmak üzere diğer ülkelerdeki iPhone kullanıcıları işin eğlence kısmını da çözmüşler. Buyrun izleyin...

Mozilla'dan yeni açılım

Weave adı verilen web servisi başladı.


Mozilla geçen hafta weave adı verdiği yeni bir web servisi sunmaya başladı. Weave'in ana fikri ise bookmarklar, şifreler ve bunun gibi kişisel bilgilerin Firefox üzerinden Mozilla sunucularında tutulması. Mozilla Labs'den Chris Bread sistemin özelliklerini şöyle listeledi:
  • Mozilla tarafından sunulan temel servislerin sunulması
  • Açık kaynak kodlu araçlar kullanarak insanların kendi
    servislerini kolayca hazırlaması

  • Kullanıcıların tutulan bilgiler üzerinde tam kontrolünün
    olması. Bilgilerin nasıl ve ne kadar paylaşılacağını belirleyebilmeleri.

  • Kişisel gizlilik ilkerine önem verilmesi.
  • Firefox gibi geliştirilebilir bir mimari
    yaratmak
  • YouTube'un Kraliçesi

    İngiliz Kraliçesi geleneksel yeni yıl mesajını bu kez YouTube'dan verecek.

    1957'den beri İngiliz Kraliyeti her yıl İngiliz halkına yeni yıl mesajları veriyor. Ancak bundan 50 sene önce Kraliçe II. Elizabeth, ilk defa bu mesajı bir televizyon aracılığı ile verdi. Televizyon gibi bir teknoloji sayesinde sesini sadece İngiliz halkına değil, sömürgesi altındaki ülkelere de ulaştırabildiğini belirttiği bu tarihi konuşma, YouTube'dan izlenilebiliyor.

    Bu yıl, İngiliz Kraliyeti yeni yıl mesajını, yeni bir teknoloji kullanarak tüm insanlığa verecek. Yılbaşı günü BST (British Summer Time) 3 PM'de (Türkiye saati ile 16:00) Kraliçe'nin konuşmasını televizyon ve YouTube üzerinden seyretmek mümkün olacak. Kraliçe II. Elizabeth'in konuşmasına ve diğer Kraliyet videolarına The Royal Channel'dan ulaşabilirsiniz.

    PS3'ün yeni oyunları tanıtan reklamı

    Sony, PlayStation 3'ün yeni çıkan ve çıkacak olan oyunlarından derleme yeni reklamını yayınladı. İşte reklam:



    Geleceğin PC'leri

    Ammunition Design tarafından Microsoft için hazırlanan 5 adet konsept PC…

    Cobalt
    Microsoft tarafından geliştirilen bu cihaz Notebook/Tablet PC karışımından oluşuyor. Modellerin teknik özellikleri şimdilik çok fazla açıklanmıyor. Ancak görünen o ki Microsoft, tasarım tarafında Apple’ın gerisinde kaldığının farkında.


    Oxygen
    Microsoft Oxygen konspetinde bildiğimiz masaüstü bilgisayar kalemle kullanılabilen bir media center bilgisayarı haline geliyor. Microsoft'un Surface isimli bilgisayarı yakında tüm evlere gireceğe benziyor.


    Argon
    Tamamen ev kullanıcısını hedefleyen bu bilgisayarda her türlü multimedya özelliği bulunuyor. Ekranın üzerindeki ekstra LCD ekrana dikkat.

    Carbon
    Microsoft Carbon, tipiyle flatbed bir tarayıcıyı andırsa da aslında büyük işler başarabilen küçük bir bilgisayar olarak düşünülüyor.
    Zinc
    Bu bilgisayarın farkı mutfak tezgahında kullanılacak olması. Tipi Apple’ın iMac'ini ya da Dell'in XPS One modelini andırsa da Zinc'e herhangi bir klavye ve mouse takılamayacak. Çünkü her şey dokunmatik üzerinden yapılacak. Ayrıca tasarımdan anlaşıldığı beyaz kısım dock görevi görüyor. İstediğiniz zaman asıl bilgisayarı alıp çantanıza koyabiliyorsunuz.

    Sağlıklı kulaklar için iPod

    Apple'ın yeni çıkaracağı iPod'lar Otomatik Ses Kontrolü ile kulaklarınızı koruma altına alacak.

    iPod ile müzik dinlemek bir başka keyif. Bunun en büyük sebebi hiç kuşkusuz cihazın ses kalitesi, kullanım kolaylığı ve Apple imzası taşıyor olması. Ancak bundan sonraki iPod ve iPhone gibi Apple ürünleri, dinliyor olduğunuz müziğin ses yüksekliğini de ayarlayacak. Buradaki amaç, uzun süre yüksek sesle müzik dinleyen kullanıcıların kulaklarına kalıcı hasar vermesini engellemek. Apple'ın geliştirmekte olduğu otomatik ses kontrol sistemi, kullanıcının ne kadar süredir yüksek sesle müzik dinliyor olduğunu hesap edip, otomatik olarak ses seviyesini düşürüyor.

    Sistem, aynı zamanda cihazın kapandığı andan tekrar açıldığı ana kadarki sessiz kalınan zamanı da hesaplayarak, yine ses seviyesini güvenli bir seviyeye çıkarabiliyor. 70 decibel'in altında müzik dinlemek insan sağlığı açısından hiçbir zarar teşkil etmiyor. Ancak iPod'lar ile 100 decibel'in üstünde müzik dinlemek mümkün. Bu da yaklaşık 15 dakika sonra çeşitli zararlar vermeye yetiyor. Özellikle 16-24 yaşındaki kullanıcılarda bu zarar daha büyük boyutlara ulaşabiliyor. Apple'ın yeni teknolojisi sayesinde işitme sorunu yaşayan müzik dinleyicisi kalmayacak.

    Open Office 2.0 tarayıcınızda


    Sadece tarayıcınızı kullanarak yeni sürümü deneyebilirsiniz.

    Open Office'de Google Docs'a rakip oluyor. Geçen hafta online yazılım pazarlayıcısı Ulteo ve OpenOffice.org arasında yapılan bir anlaşmayla 2.0 sürümünün Betasını sadece web tarayıcınızı kullanarak herhangi bir yazılım kurmadan deneyebiliyorsunuz.
    Üstelik hazırladığınız dökümanlarınızı sizin için ayrılmış 1 GB'lık alanda saklayabiliyorsunuz. Yapılan açıklamaya göre 15.000 beta kullanıcısına açık olacak sisteme Windows, Linux veya Mac OS X üzerinden erişilebilecek. Kullanıcılar aynı zamanda e-mail aracılığıyla başka kullanıcıları davet edip, aynı döküman üzerinde birlikte çalışabilecekler. Denemek için buraya tıklayıp kayıt olmanız yeterli.

    AMD 3000 serisini tamamlıyor

    AMD-ATI, 2. nesil DirectX 10 ekran kartı serisini tamamlayacak son modelleri de ortaya çıkarıyor.


    HD 3870 ve HD 3850 adını taşıyan üst seviye 3000 serisi kartlar çok yakında HD 3870 X2 adlı yeni bir modele kavuşacak.

    AMD-ATI'nin prestij modeli olan HD 3870 X2 adından da anlaşılacağı gibi 2 adet 3870 grafik işlemcisini tek bir kart üzerrinde PCIe 2.0 portuna bağlayacak.
    AMD-ATI'nin prestij modeli olan HD 3870 X2 adından da anlaşılacağı gibi 2 adet 3870 grafik işlemcisini tek bir kart üzerrinde PCIe 2.0 portuna bağlayacak.

    Serinin en düşük performanslı ve tabii ki en uygun fiyatlı modelleri olan Radeon HD 3450 ve 3470 ise, 55 nm üretim teknolojisine sahip ve PCIe 2.0 desteği sunuyor.

    Uygun fiyat yarışçıları
    64 bit bellek arabirimli bu kartların her ikisi de RV620 adlı işlemciden gücünü alıyor ancak HD 3450, 525 MHz işlemci, 800 MHz (DDR2) bellek hızına sahipken, 3470'de 600 MHz işlemci ve 1000 MHz (GDDR3) bellek hızına sahip. Kartların sırasıyla 50 ve 60 dolar fiyatlarla piyasaya çıkması planlanıyor.

    RV635işlemcili Radeon 3650 ise yeni serinin orta seviyesinde güçlü bir oyuncu olacak gibi görünüyor. Bu kart eski seride olduğu gibi iki konfigürasyona sahip. 800 ve 600 MHz olarak 2 farklı işlemci hızına sahip HD 3650'de 256 ve 512 MB kapasiteli 2 GHz'lik GDDR3 bellekler kullanılacak. Ancak bu kartta giriş seviyesinde olduğu gibi 64 bit değil, 128 bit bellek arabirimi bulunacak.

    AMD serinin son modeli olacak HD 3650'leri piyasaya 100 doların altında fiyatlarla sunmayı hedefliyor. Son olarak HD 3000 serisindeki kartların tamamının DirectX 10.1 ve ATI'nin UVD teknolojisini desteklediğini belirteyim.

    Ceza (Türkiye Sizinle Gurur Duyuyor)

    REKLAM NE DİYOR?


    Önce reklam filmi ne diyor yakından bakalım.
    Reklam filminin Rap sanatçısı Ceza tarafından kaleme alınan sözleri şöyle:

    Sokaklar sanki bahçesi, belde 9 milimetresi
    Ucuzdan insan harcayıp, bedava candan etmesi
    Sporcu mu kumarbaz elindeki bonservisi
    Teşvikler de gelince terlemeden vurdu voleyi
    Hamile kart yakınları, yakınlarının yakınları
    Satın alıyor yarınları tok gezerler karınları
    Rüşvet çözer sorunları para basar torunları

    İnanç deyip insanlara kendi ceza kesenler
    Zihniyet hem kara hem de çıkar sağlar yalanlar
    Türkiye sizinle gurur duyuyor
    Hem yer hem yedirir bu hayali icraatçı
    İçi de bir dışı da bir hortumlayan bir vampir
    Her bir fesat tam bir hasat ihaleyse bizdedir
    Türkiye sizinle gurur duyuyor

    Reklamda Ceza’nın sözlerine rüşvet alan bir futbolcu, Madımak otelinin yakılması, dini duyguları sömüren sahtekar bir hoca, aczimendiler ve çeşitli rüşvet görüntüleri eşlik ediyor.