IDEA NOOW Satışta!


Merhaba ben Mehmet. Tanımayanınız olabilir NOOW'dan. Konuya dönmek gerekirse; Önceleri Sayın Harun Demirbaş'ın NOOW adıyla blog arama motorunu yayına sokmasıyla bayağı bir sevinmiştik. Görmüştük ki Blogger'dan daha neler yapılabileceğini.

Kısa bir süre zarfında NOOW bayağı tutuldu ve ortaklık dönemi başlamıştı. 5 arkadaş NOOW'a ortak olduk ve alt sitelerimizi de birlikte açmaya başladık. NOOW artık bir weblogshop haline geldi. Artık yeni bir isime ihtiyac vardı. NOOW değişmesin dedik yeni fikirler çıksın diye IDEA NOOW adını aldık. Artık sadece bir arama motoru değil ayrıca topluluk olmaya başladık.

Biraz zaman sonra aramıza yazarlar ve ekipler katıldı, bayağı çoğalmaya başladık. Yeni ekipler yeni bloglar istemeye başladı ve ''sizi kıracağımıza ceviz kırarırız, beraber yeriz'' dedik ve arşa doğru yürüdük ;)

Tabi her insan gibi bizimde işlerimiz yoğun olduğundan ve bazı sebeplerden dolayı IDEA NOOW'u satmaya karar verdik. Bu karar sadece bana ait değil, tüm IDEA NOOW ekibin almış olduğu karardır. Eğer ilgiliyim veya nedir işin aslı hakim bey diye kafanızdan bu tür soru(n)lar geciyorsa buradan veya buradan sizi alıyoruz. İyi bir konuşmada fayda vardır!

IDEA NOOW Blogları: NoowBlog, SineSugar, GadgetSugar, LifeSugar, GameSugar, NoowMedia*, NoowThink*, DominoMAG*

(* YAYINA HAZIRLANANLAR!)

Hz. Homer Camii


size normaldie'den sketcher imzalı bir güzellik ile merhaba diyorum;

bu gün 20 km'lik bir yolculuk için 200km gittiğimiz garip bir gündü. gülmekten kendimizi kaybedip girmemiz gereken sapağı 30km sonra farketmemiz gibi acayip durumlar oldu. aslında detaylardan çok da bahsetmek istemiyorum, o çılgınlık anlarında şarampol'e uçmamamıza dua etmek günün anlamsızlığı ve önemsizliğine en iyi yaklaşım olur heralde.

fulya yol kenarındaki bir çiçekçiden çiçek alıyor;

- olm bak şimdi çiçekçi teyzeye eğilirken
- bakayım
- bak bunlarda çömelme diye bir opsiyon yok, diz kırmadan direk domalıyorlar. bak götü direk gökyüzüne verip dizlerini kırmadan eğilecek
- haha hadi lan
- bak şimdi, fulya bir çiçek seçsin
- ahahahaha
- ahahahahaah
- ahahaha acayip bir tespit lan ahahahaahahaha

- ahahahahahaha g*te bak olm güneşle aynı hizada, rus jimnastikçiler bile yapamıyor bu hareketi.
- ahahahaha
- ahahahahaha
- ahaha çok zor hareket olm, bize beden eğitimi dersinde yaptırırlardı çok zordur ama bu teyzelerde default
- ahahahaha hiç dikkat etmemiştim lan
fulya: teyze çok neşeli arkadaşların var dedi
- ahahaha
- ahahaha

bu gün hatay'ın garip bir yerinde arabayla kaybolduk, otoban'ın karşı şeridine bir türlü geçemiyoruz. arabanın camını aralayıp bir teyzeden yardım aldık. teyze bize karşı tarafa geçebileceğimiz bir üst geçit tarif etti. az gittik uz gittik üst geçidi bulduk. ancak gördük ki teyzenin bizi gönderdiği geçit bir yaya üst geçidiydi. sonra durumun abzürtlüğüne aldırmadan bir başkasına yol sorduk, onun bizi alt geçit diye yönlendirdiği yer de bir yaya alt geçidi çıktı. neyseki o bölgenin yerlilerinde teknik bir arıza olduğuna karar verip akbabalara yem olma pahasına kaybola kaybola yolumuzu kendi kendimize bulmaya karar verdik.
fazlasıyla fantastik bir gündü ama biz bundan hiç bahsetmemeyi bu olaylar sanki olmamış gibi davranmayı tercih ettik. kahretsin yine çok kuuluz.

- olm ölüyorum lan açlıktan bu salata beni hiç doyurmadı
- olm şey yiyelim lan, geçen gün hani yemiştik ya
- neydi lan söylesene
- aaaaa şeyy vardı yaa
- söylesene olm
- ya şey işte
- ulan eşşolaşek söylesene, hayal gücümü çalıştırma! gözümün önünden milyon tane yemek geçiyor.
- ahahaha

Uyuklamalardanmısınız


ne sıcak yahu! geçen bindiğim bir arabanın dijital ekranında sıcaklık 49 derece görünüyordu. o arabadan hiç inmek istemedim!

sıcaklar bir yana dursun, faydalı bir insan olmak, topladığı sevaplarla cennette kendisine sağlam bir yer edinmek isteyen biri olarak , sizler için "uyku şeklinden kişilik tahlili" rehberi hazırladım. kahvenizi aldıysanız buyrun bakalım;

uyku genellikle süresine göre değil de, alınan verime göre değerlendirilmektedir. bu verim genelde dinlenme ile doğru orantılıdır.
mesela uyandığınızda gözlerinizi kaşlarınızın yardımıyla açmak zorunda kalmıyorsanız ve göz kapaklarınız pıt diye açılıyorsa; tamam, siz dinlenmişsiniz demektir.
dinlenen insan genellikle gözleri açtıktan sonra, kendi kendisine "uyandım" der. tabi "oh be, hayvanlar gibi uyumuşum lan" diyenler de yok değildir, ancak onlar başka bir yazının konusudurlar.


diğer taraftan eğer "uyandım ben" dediğinizde gözleriniz hala kapalıysa ozaman bir sorun var demektir. burda "uyandım ben" yerine "kalkmam lazım", "servise yetişmem lazım", "otobüs kaçacak" diyorsanız ozaman o gözleri açmak için uzun çaba gerekecektir. o gözler açılmaya çalışılırken yüzünüz maymunlar aleminden bir resital sunacaktır. eğer yakınınızda bu nadir ana tanık olma şerefine nail olan biri var ise çok eğlenecektir. (annem hergün görüyor diyenler bok yemesinler, anneler eğlenmez "yine geç yattın demi, eşşek" diye düşünürler)


bir görsel egzersiz olarak sabahları otobüste etrafınızdaki tipleri kesebilirsiniz. "tamam uyandım ben" diye bakan ama öküz gibi şişmiş suratlar ile uykusunu almış enerjik eşşoloşeklerin tezatı otobüsün genel ahengini oluştururlar. genel itibariyle otobüste en uyanmış görünen tip otobüs şöförüdür. eğer gerçekten uyandıysanız o esnemelerle otobüsü saran ağız kokuları, gizli atılan osurukların, geğirmelerin ve öksürmelerin farkındalığıyla kendinizi kaybedebilirsiniz.


uyku bizi dinlendirmesinin yanında hayata dair bir çok konuda bize ipuçları sunması açısından da oldukça faydalıdır. örneğin uyanma şeklinden karakter yorumu yapmak mümkündür. mesela;


- kişi birden uyanıp zengin kalkışı yapıyorsa muhtemelen iş hayatında çok başarılı olacaktır. çünkü hiç bir zaman geç kalmayacak, yüzü öküz gibi şişmişlerin arasında ayık, billur gibi yüzü ile artı puan toplayacak, önemli işleri millet daha sabah mahmuruyken, bu şapşallıklarından faydalanıp bitirecektir. bununla birlikte bu tiple yatakta sarılmalar, uzun muhabbetler, romantizimler, çeşitli seks fantazileri yapmak mümkün olmayacaktır. çünkü bu eşşoloşek yatağa girer girmez küt diye uyuyacaktır ya da o gece tarafınızdan kendisine bir görev atanmışsa hızlı birşekilde yerine getirip yine aynı hızda uykuya dalacaktır.


- kişi gözlerini açamadan dikiyor ve maymun bir suratla gözler kapalı bir şekilde banyoya gidip yüzünü yıkıyorsa muhtemelen "ben aslında şey olmak istiyordum ama hayat beni şöyle yaptı" diyen tiplerdendir. bunlar 50bin yıl boyunca her gece aynı saatte yatıp her sabah aynı saatte kalksalarda uykularını alamazlar. ben patron olsam bunları işe bile almam. çünkü bunlar genelde öğle yemeğine kadar ayılmazlar. genelde "aşkım kalkmam lazım" "aşkım yatmam lazım" "aşkım sçmam lazım" gibi cümleler kurarlar ve bilinmeyen bir 3.güçe gönderme yaparak "lazım"lı yaklaşımlar sergilerler.


- kişi uyanıp etrafına bakınıyor ve tekrar yatıryorsa muhtemelen 5 dakikam daha var biraz daha uyuyayım diye düşünüyordur. bunlar gece yatarken saatleri hesaplamadıkları halde sabah kalkarken saniyelerin hesabını yaparlar. 1 dakikayı bile çöpe attıkları görülmez. bunlar genelde koy veren, götleri sıkıştığında hesap yapan tiplerdir. bunlarla hiç bir yola çıkılmaz, yarı yolda kalırsınız.


- kişi caart diye ozurarak ya da öksürme, sesli esneme gibi animasyonlu uyanıyorsa dikkat çekmeyi seviyor demektir. genellikle götlerini borazan gibi kullanarak dünyaya "hello world" dercesine uyandıklarını ilan ederler. götlerinin şiddeti zaman zaman yan odadakilere kadar tesir eder. bir başka kızılderili inanışına göre ise; bunların beynini uyandıramayan vücut, son çare olarak göte başvurur ve beyni titreşim gücüyle uyarmaya çalışır. her halukarda dikkat çekmeyi seven, "dünyanın mna koyim, yeterki bize birşey olmasın" diyen özgür ruhlardır bunlar.


- kişi uyanıp evde dolaşıyor, televizyonu karıştırıyor, buzdolabını açıyor, ağzına birşeyler atıp tekrar uykuya devam ediyorsa kendisinin doğuştan doğanın temel standartlarını bile yarmaya meğilli olduğu var sayılabilir. genellikle biskrem ile ayranı karıştırıp tatlı-tuzlu-ekşi kavramını yaran tiplerde bunlardandır. böyle bir kişiyle arkadaşlık yapacaksanız enteresanlıklara da hazır olmalısınız.


- kişi günün geç saatlerine kadar uyanmıyorsa muhtemelen hayvandır. bunlarla bir planınız vardır ama saat 11 olur, 12 olur, 1 olur, 2 olur, 3 olur bunlardan hala ses yoktur. öküz gibi uyumaktadırlar. uyandıklarında ise hayvan gibi enerjik olurlar. işte genel itibariyle bunlardan pek bir bok olmaz. şansa bir kitap yazanı, sanatsal bir aktivite de bulunanı olursa paçayı kurtarır.

yazının sonunda "uykudur kişin aynası" diye bir atasözü uydurma girişimim başarısızlıkla sonuçlansa da uykunun bize sundukları sabahları ekmeğin üzerine sürülen nutelladan aşağı kalır değildir. ayrıca japonların 3 saat uyuduğuna dair iddialar vardır ki kesinlikle yalandır.

Çocuk da yaparım, kariyerde


Bazen Allah'ın keyifli yaratımlarını paylaşmaktan keyif aldığını düşünüyorum. Yoksa Bizim burada ki bi meydandaki trafik lambasının altında geçirdiğim 15 saniyelik kısa süre içinde böyle bir dialog'a nasıl şahit olabilirdim ki;

- Ben önce çaycı olarak başladım, tabi elimiz her işe yatkın. O gün tanrının bir oyunumudur nedir bilemiyorum oradaki kadın hastalandı, geçtim oturdum bilgisayarının başına, patron baktı ben işi kıvırıyorum; kadının yerine beni yerleştirip, kadını da işten attı. Bir süre geçti bir gün müdür işe gelmedi, baktım işler karışıyor, geçtim müdürün yerine...

oye, kariyere gel; çaycılıktan müdürlüğe 2 hafta da... vay anasını sayın blogcular...

Fal


Bir keresinde dedikoducu komşumuz'a fal bakması için çevirdiğim kahve fincanına kürdan çöpüyle gizlice porno figürler çizmiştim. Komşu fala bakarken hiç bozuntuya vermeyip bana bol bol kısmet çıkarmış sonrada "çok güzel fal git yıka hemen" demişti.

O gün bu gündür fala inanmam ama falsız da kalmam.
...
Evet bu son cümle olmadı.

Ulan varya


Eğer ben tanrı olsaydım insanlardı, dünyaydı, şeytandı, melekti hiç uğraşmazdım. Bir tane Virginie Ledoyen, 3-5 arkadaş, bol miktarda kahve, surround ses sistemli bir sinema seti yaratırdım, oh mis! Yok kitap göndereyim, yok cehennemde yakayım, yok götlerde şimşek çakayım, ne uğraşacam oğlum.

Harun abeylegesse


Saat gecenin bir yarısı, yolda yürüyorum. Yanıma bir taksici yanaştı, "arkadaşım şuraya nasıl gidebilirim" gibilerden birşey sordu. Bende "dümdüz git, sola dön 100 metre ilerden sağa dön sonra yine sola dön dümdüz git karşına çıkar" diye attım götümden. Adam sağolasın dedi devam etti.

İşte aradan bir 10 dakka filan geçti, ben yürümeye devam ediyorum. Baktım ilerde bir araba. Tek lastiği belediyenin açtığı çukura düşmüş, çıkamıyor. Biraz daha yaklaştım ki arabanın yanındaki adamla göz göze geldik. Adam birden; "ulan pezevengin evladı, tarif ettiğin yol hiç bir yere çıkmadı" diye bağırdı. Hemen arabanın içine eğilip kürek sapı ebadında bir sopa kaptı ve bana doğru koşmaya başladı. Ulan nasıl yol tarif ettiysem adam dönüp yine bana gelmiş. Sinirden delirmiş bir şekilde 15-20 dakika küfür ederek kovaladı beni. O göt korkusu benim bünyede nitro etkisi yapmış, nasıl kaçtığımı bilmiyorum. Sadece götüme vuran topuklarımı hatırlıyorum.

Film Gibi Hayatlar


"3% Body Fat. 1% Brain Activity"

şu zoolander
'ı her seyrettiğimde salak gibi gülme tutuyor beni. daha da fenası; geçende televizyon seyrederken ekrandan yansıyan kendi tipimi gördüm ve farkettim ki bu zoolander'ı baştan sona suratımda şapşal bir ifade ile seyrediyormuşum.

bazı filmler var dünya güzelleri. böyle büyüsü olan filmler. bu filmlerin iyi olmasına gerek yok. sizi kendisine bağlayan garip bir havaları var. üşenmedim size kendi büyülü filmler listemi hazırladım;

1 - The Adventures of Baron Munchausen (1988)
2 - Time Bandits (1981)
3 - Back to the Future (1985)
4 - Indiana Jones (1981)
5 - The Blues Brothers (1980)
6 - The Goonies (1985)
7 - Hababam Sınıfı (1975)
8 - Breakin' (1984)
9 - The Pink Panther (1963)

evet 9 tane. yarım kalmış hissi versin, gıcık etsin diye.

Müşteri Hizmetleri


cebime mesaj gelmiş;

gön: Allah
mesaj: gözüm üstünde!

Allah teknolojiyi kullansa ne harika olurdu değil mi? kitaplar, ayetler emaille pdf formatıda gelirdi. her ay bize sevap günah ekstresi gönderir gidişat konusunda bizi uyandırırdı. hatta belki 10 sevaba 1 bonus puan alırdık. ama malesef o gizemli olmayı seçiyor. tamam böylesi daha havalı ama teknolojiyi biraz kullansa hiç fena olmazdı.

bak şimdi hatırladım bir karikatür vardı; çocuk dedesi için namaz kılan robot yapmıştı, bunu gören dedeside çocuğu dövmüştü haha

bu da şu an seyretmek olduğum bollywood filmi
nden;

- bu ne gurur, ayda bile bukadar gurur yok
- ayda gurur olmaz çünkü onun yüzünde izler vardır.

hahaha.

evet hava binbeşyüz derece ve ben bollywood filmi seyrediyorum.

Otobüs!


Bugün mecburen bindiğim Bolediye Otobusüne iyi ki binmişim dedim. Yoksa bu güzel olaya şahit olamayacaktım. Türk karılarında sabretme devri sanırım bitti, tükendi, mahvoldu, elde kalan 0

teyze1 : pencereyi açarmısınız lütfen
teyze2 : açamam rahatsız oluyorum
teyze1 : nedemek rahatsız oluyorsun ozaman taksi tut
teyze2 : sen taksi tut terbiyesiz karı
teyze1 : senin seviyene inmem pis kaltak
teyze2 : orospu

Mustafalet


Rica edecem Mustafa Sandalet artık dans etmesin. Lütfen diyorum bak. Adam 32 kliptir aynı şekilde dans ediyor. Kimsede çıkıp "yeter ulan mustafa, hep aynı hareketler" demiyor. 10 sene önceki araba klibini seyredin aynı hareketleri ordada var. Sadece arkaplanlar değişiyor hehe.

- Çocuklar bu sefer alttan çekin, aynı figürler olduğu belli olmasın.
- Abi geçen klipte alttan çekmiştik zaten.

- Ozaman sağ çaprazdan alın
- Abi natalyalı klipte öyle çekmiştik, hani vücudu yağlayıp filan.
- Kafam karıştı, ayna getirin bana! biraz kendimi seyredeyim rahatlayayım.

- Yağlayalım mı abi?


Birde muzda mahsur kalanları kurtaran göthan özer var ki ona şimdi girmeyelim, yoksa yolumuzu kaybedebiliriz.

Öpüyorum gözlerinizden dünya güzelleri.

Kolay imza



Bugün notere gittim, evrak işleri filan. Bir sürü belge tutuşturdular elime, 7-8 tane imza attım.Belgeleri alan bayan;

- Siz imzaladınız değil mi?
- Evet, deminden beri imzalıyorum ya!
- İlk defa böyle birşey görüyorum; hiç bir imza bir diğerine benzemiyor
- Kolay kopya edemesinler diye yapıyorum
- Ama beyfendi o zaman nasıl onaylayacağız bunu? Hangisi gerçek?
- Şaka yaptım yahu. Ben pek beceremiyorum bu imza işini. Aslında hep aynı hareketi yapıyorum ama sonuç aynı olmuyor işte.
- Birini seçin ozaman?
- Siz seçin o olsun işte.
...

Google'ın Friend Connect'i


Facebook'a göz diken ancak satın almayı başaramayan Google, web siteleri üzerinde sosyalleştirme işine giriyor. Yeni Google servisi "Friend Connect" ile web sitesine eklenecek küçük kodlarla siteler sosyal fonksiyonlar kazanacak. Friend Connect ile Facebook, Google Talk, hi5, orkut, Plaxo gibi sosyal network sitelerinden arkadaşlarınızı sitenize çağırabilirsiniz.

Google'ın destek verdiği ve geliştirmeye açık sosyal gadget'lar ile siteniz üzerinde arkadaşlarınızla yazışmak, bir alışveriş sitesinde aradığınız ürünü satın almış bir arkadaşınıza ulaşmak, oynanan online oyunda arkadaşlarınız arasındaki sıralamanızı görmek mümkün olacak.


Örneğin Friend Connect kullanan siteyi ziyaret eden bir Facebook üyesi, aynı siteyi ziyaret eden diğer üyelerle etkileşime geçebiliyor. Ücretsiz sağlanacak kodlarla ekleyeceğiniz mesaj panosuna yazılacak bir yazı, sosyal sitelerde de bağlantı adresiyle yer alacağından sitenin trafiğine katkı yapabilecek bir özellik.

Siteye entegre edilebilecek OpenSocial gadget'lar ile dünyanın her tarafından geliştiricilerin katkısıyla sağlanan ücretsiz hizmetler sitenize dahil edilebiliyor. OpenSocial, sosyal uygulamalar için ortak bir API hizmeti sağlıyor (Engage.com, Friendster, hi5, Hyves, imeem, LinkedIn, MySpace, Ning, Oracle, orkut, Plaxo, Salesforce.com, Six Apart, Tianji, Viadeo ve XING siteleri destek veriyor).

API: Application Program Interface

Benzer hizmetler MySpace Data Availability ve Facebook Connect ile Google'ın Friend Connect hizmetinin amacı arkadaşlık sitelerinden profil ve arkadaş listesi bilgilerinin çekilerek üçüncü kişi sitelerinde yayınlanabilmesine imkan vermesi. Bu şekilde hizmetlerin sadece belli bir site üzerinde kalmayıp kullanıcıların kişisel sitelerinde de yapılabilmesinin önü açılıyor ve internet siteleri üzerinde buluşma sağlanıyor. Kullanıcı tarafında hizmetin faydası, farklı sosyal network sitelerindeki arkadaşların tek bir liste üzerinde toplanabilmesi ve site trafiğini arttırması olarak öne çıkıyor

Tam bir ŞAMAR OĞLANI


Bir filmde Iowa'nın yazarı Peter Hedges'in (What's Eating Gilbert Grape, About a Boy, Pieces of April) ismini görmek, ailenin yaralayıcı ve iyileştirici yanlarıyla birlikte mizah ve kalp kırıklığının eşsiz bir karışımı anlamına geliyor. April, 2003'te Hedges için hayırlı bir başlangıç olmuştu; yönetmen şimdi onu neşe içinde komik ve dokunaklı Şamar Oğlanı / Dan in Real Life ile takip ediyor ve romantik komedinin gerçek ruhunu yakalıyor: filmin karakterleri aynı anda hem romantik, hem şamata dolu hem de tanıdık gelecek kadar insaniler. Bunun kolay olduğunu mu sanıyorsunuz? O zaman kendinizi The Heartbreak Kid'in kadın düşmanı şakasının içinde görmeye çalışın. Üç kız evlatlı (Alison Pill, Brittany Robertson ve Marlene Lawston) dul Dan Burns rolünde, Steve Carell iğneleyici noktaları en çarpık esprilerde bularak komik harikalar yaratıyor. Dan ailelere yönelik tavsiyelerde bulunan bir köşe yazarı ve okurlarını, bizzat kendisinde olmayan sağduyuya davet ediyor. Karısı öldüğünden beri geçen dört senede, Dan kızları için katı kuralları koyup durmuş ve ilişkiler konusunda hep ayak sürümüş. Sonra, birdenbire, bir kitapçıda, onu güldüren ve aynı zamanda güldürme isteği uyandıran bir kadınla (Juliette Binoche) tanışır... Senaryoyu Pierce Gardner'la birlikte yazan Hedges, filmi zorlanmamış bir canlılıkla yönetiyor. Carell ise, 40 Yıllık Bakire ve The Office'in güvenli fars alanının dışına çıkarak yeteneklerinin yepyeni bir tarafını gösteriyor. Kitapçıdaki kısa karşılaşmada bile, Dan'in sevgi hasreti hissediliyor. Ailesinin (John Mahoney ve Dianne Wiest) Rhode Island'daki evine varıp da kardeşi Mitch'in (Dane Cook) yeni sevgilisini gördüğü zaman yaşadığı dehşet de aynı şekilde hissediliyor. Evet doğru, kardeşinin sevgilisi, kitapçıdaki Marie. Tamam, öykü sitcom'vari, ama sonuç bir başarı örneği, çünkü Carell ve Binoche Hedges'ın yolunu iyi takip edip filmi gerçek kılıyorlar. Onlara eşlik etmek gerçek bir zevk.

Futbolda işler yolunda


Hayatımıza biraz heyecan, biraz eğlence katmak için başlamışız topu ayaktan ayağa sürüklemeye. Futbolcular topa, top da on bir ayağı öpmeye mahkûm gidiyor bu koşturmaca. Çok şükür ki bu işi de ülkemizde kusursuz yürütüyoruz, ya böyle olmasaydı… Mesela, bayanların futbolu ele aldığını varsayalım. Futbolcular bayan olunca tabiatı gereği formalara çiçekler işlenir, boncuklar takılır bütçe daha da zorlanırdı. Devre araları artar, bayanların aralarda makyaj tazelemesi, saçlarını düzeltmeleri beklenir, sinirler iyice gerilirdi. Maç esnasında kırılan ve fırlayan topukların hesabını tutmak zor olurdu. Amigolardaki yumuşak sesler futbolcuların uykusunu getirir, tiz seslerse topu bile ürkütürdü. Reklâm tabelalarının üzerine örttükleri dantellerden yazılar okunmayabilir, sponsorlar bu durumdan hoşlanmayabilir ve bayanlar sıkıldıklarında çimleri boyamaya kalkabilirlerdi. Neyse ki bunlar sadece düşünceden ibaret. Ve hâlâ bu işi erkekler yapıyor.

Maç sadece futbolcularla topun arasındaki bir mesele de değil. Taraftarlar da top kadar hızlı bu âlemde. Galip olan hangi takım olursa olsun hep birlikte atlıyorlar sahaya, bin bir güçlükle önlerindeki dikenli telleri atlayarak. Sevinçlerini havaya bozuk paralarla sadaka yağdırarak kutluyorlar. Allah kabul etsin(!) Ne güzel! Çimleri de yoluyorlar ki daha da güzelleri yetişsin. İşinden çıkıp maça gelen dönerciler de var. Onlar da yanlarından hiç ayırmadıkları döner bıçaklarıyla kötü söz söyleyenlerin sesini kesmek gibi önemli bir vazife görüyorlar. Hakem ve futbolcular ise hemen üstlerini değiştirip eğlenceye katılmak için koşarak sahadan ayrılıyorlar. Yoksa hangi hadsiz(!) söyleyebilir onların taraftarlardan kaçtığını. Hele bir de zafer kazanılmışsa, pek tabi sokaklara da taşıyor coşku. Adamlar eğlenmesini de biliyor vesselam. Kimisi kaldırımların bozuk taşlarını çıkartarak yapım çalışmalarına yardımcı oluyor, kimisi arabaların camlarının sağlamlığını kontrol ediyor, ellerindeki demir çubukları indirerek. Havai fişek yerine birkaç oto lastiği patlamış çok mu? Lafı bile olmaz. Artık silahları bırakmayı düşünenlerden kimisi de mermileri havaya fırlatıyorlar. Ve o mermiler bir daha kimseye zarar veremiyor, sonuncusunu saymazsak…

Maçtan sonra yorum programları başlıyor. Hangi kanalı açsanız karşınıza çıkıyorlar. Öyle oldubittiye getirilecek bir iş değil tabi. Üzerine çok konuşulması, tartışılması, her maçtan yeni bir ders alınması gerekiyor. Çok düşünceli olan spor camiası çok da vefalı. Eskileri de asla bırakmıyor ve bizi onların engin yorumlarından mahrum etmiyorlar. İzledikçe izleyesimiz geliyor diye düşünüyor olmalılar ki futbolcuların ve topun en estetik görüntülerini defalarca seyretme imkânı sunuyorlar. İşte sporcu bir millet olmak böyle zor bir iş. Ama merak etmeyin, her şey yolunda. Bir de bahsettiklerimizin tersi olduğunu düşünsenize. Maazallah!

resim: güneşintamiçinde

İşte Budur


Akşamdan kalma adam, büyük bir başağrısı ile sabah uyanmış. Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış. Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor.
Yatağın ayakucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş.. Aspirinleri içerken,komodindeki not dikkatini çekmiş;
''Sevgilim, günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni seviyorum". Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş.
Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor. Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş;
Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun? Evet, dün gece saat 3'ü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde. Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı.
Adam, şaşırmış vaziyette: Anlayamadım. O zaman niye herşey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış?
- onumusoruyorsun. Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp,pantalonunu çıkarmaya çalıştığında,
Bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım
" dedin.İşte budur abi olay bunu duyan kadın yelkenleri suya indirir. :)




BHY

Demeyi unuttum, Degistik!


Dun basladigim tema yenileme operasyonundan sonra temayi nihayet eskisi gibi renkli haline getirebildim. Temayi degistirmeden once 4-5 tema denedim; guncelledim en sonunda digg temasinin ustunde biraz oynadiktan sonra bu temayi kullanmaya karar verdim... Aslinda hersey cok guzel oldu. Sadece ufak isler kaldi. Onlarida bir ara hallederim diye dusunuyorum (Benzer yazilar, rekli yorumlar, vs) Simdi cok uykum var, gorusmek uzere...

GÜNCELLEME:

Tema beni bir anda sıktı ve yeniden eskilerde kullandığım temayı kullanmaya karar verdim. Tema kullanımı kolay, sade ve renkli olduğu için her düzene girebilir. Ayrıca öncekilerde olduğu gibi yine resimli link değişimini başlattım. İlgiliyim diyorsanız buradan yakınız.

Google Translate'de yeni diller


Google'ın diğer servisleri gibi Google Translate'de GTalk üzerinden tercüme yapmaya yarayan bir servis. Şimdilik Google Translate 26 dil çifi arasında tercümeye olanak veriyor. Dil çiftleri İngilizce'den Almanca'ya, Fransızca'ya ve İspanyolca gibi başlıca dilleri içeriyor.

Google Translate yaptığı yeni güncellemeyle artık içinde eski dilleri de içinde barındıracak. Her ne kadar bu güzel bir haber olsa da bize hiçbir faydası yok. Çünkü Google inatla dil çiftlerine Türkçe'yi eklemiyor, neden oğlum Google neden ?

Kullanıcıların tek tıkla sözcükleri ve metinleri çevirebildiği Google Translate'de en yakın zamanda Türkçe'yi de görmeyi diliyorum.

Benim Annem Güzel Annem


ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN ANNEM!

ÖP VE GÖR



Malum yarın anneler günü, giyelim en güzel elbiselerimizi öpelim annelerimizi. Rahmetli Barış Manço'nun en sevdiğim bayram şarkısıdır yazarken bile gözlerim doluyor. Yarın bayram değil ama bana göre bayram, oğlum yanımda annem bir telefon uzağımda nefes aldığını sağlıklı olduğunu bilmek benim için en büyük mutluluk. Belki hayat kavgası içinde çok fazla sevgimizi söyleyemiyoruz ama işte bize mükemmel bir fırsat yakında olanlar ziyarete benim gibi uzakta olanlar ise bir telefon açıp ona en güzel sevgi sözcüklerini özlemlerini dile getirsinler. Her geçen gün biraz daha duygusal oluyorum galiba ben yaşlanıyorum. Çaktırmıyorum ama git gide anneme benziyorum. Gençliğimde annemin nelerini eleştiriyorsam aynısını ben yapıyorum. Hava soğuk üstünü kalın giy gece geç saatlere kadar televizyon izleme kahvaltını yap bunlar annemden duyduğum sinir bozucu cümlelerdi. Ama son zamanlarda bende oğluma aynı şeyleri söylüyorum söylediklerimin farkındayım ama kendimi frenleyemiyorum. Annelik bu, sizi düşünen biri, arkanızı toplayan siz naparsanız yapın karşılıksız sizi seven eli öpülesi analar. Valla bunu anne olduğum için söylemiyorum. Bunu anne olduktan sonra annemi daha iyi anladığım için söylüyorum. Sevgimizi göstermek için geç kalmayalım bu güzel günleri atlamayalım pahalı hediyelere abartılı şeylere gerek yok candan verilen güzel bir öpücük bir anne için en güzel pırlantadan daha değerlidir. İstersen yarın sabah öp ve gör.

BHY

Seksendört - K.G.B (2008)


İngilizlerin Arctic Monkeys'i, Lily Allen'ı varsa, internetten yıldızı parlayan, bizim de Seksendört'ümüz var desem herhalde kimsenin itirazı olmaz dimi hıı? Hatırlayan var mı bilmem ama Seksendört bir günde Ölürüm Hasretinle isimli şarkıyla hayatımıza girdi. Öncesinde de ortada bir grup vardı ama kimsenin haberi yoktu. K.G.B. isimli yeni albüm, Sovyetler'in gizli servisi KGB'yi akla getiriyor, ne alaka anlamadık. Yine de CIA olmadığı için, için için sevindik. Sonra 'Kimseler görmesin bilmesin' ismindeki şarkının adından hafiften çakozladık tabii köfteyi. Seksendört böyle kelime oyunlarını seviyor. Sex & Dirt, KGB falan... Seksendört bu albümde büyümüş ve ilkine göre çok daha ayakları yere basan, ne yapmak istediğini bilen bir albüm ortaya koymuş. Yine de mesela müziğini çok beğendiğimiz Ses Tiryakisi'nde bu toprakları kim kime parayla satmış, hangi gâvur satın almış pek anlayamadık. Türkiye'nin sorunu topraklarının gavura satılması mı, yoksa bu toprakların sahibiyiz diye bağıranların yaptıkları ettikleri mi emin olamadık. Gençler, ya büyük laflar etmeden daha fazla okuyalım, ya da derdimizi daha iyi anlatalım.

Kapat Beni YouTube


Defalarca yazdık. Uzun uzun anlattık. Ama bir türlü sesimizi duyuramadık. Bu kez okunması kolay olsun diye maddeler halinde listeleyeceğim.

  • Kapatma kararına neden olan videodan bu karar çaıkana kadar kimsenin haberi yoktu. Zaten kapatma kararıyla birlikte söz konusu videoyu gönderen kişi amacına ulaşarak, herkesi haberdar ediyor.
  • YouTube yetkilileri her seferinde Türk yetkililerle ortak çalışmaya hazır olduklarını söylüyorlar. Bu "biz yasalarınıza aykırı bir içeriği sistemden kısa sürede kaldırabiliriz. Ayrıca videoyu gönderen kişiyle ilgili bilgileri de sizlerle paylaşmaya hazırız." anlamına geliyor. Ama biz videoyu siteden kaldırtıp, gönderen kişinin peşine düşmek yerine siteye erişimi engellemeyi tercih ediyoruz.
  • Dünyanın favorisi olan YouTube'la ilgili yasaklamalar tüm dünyada haber niteliği taşıyor. Dolayısıyla her kapatma kararında bir kere daha rezil oluyoruz.
  • Bilişim sektörü çağımızın en büyük ekonomilerinden birisi. İnternet bu sektörün en büyük ekonomik parçası. Ülkemizdeki internet kullanıcı sayısı ve genç nüfus dünya internet devlerinin iştahını kabartıyor. Dolayısıyla dev şirketler ülkemize yatırım yapmak istiyorlar. Ancak bu tür haberler bu şirketlerin gözünü korkutuyor ve vazgeçmelerine neden olabiliyor. Bizler de hem istihdam, hem ekonomik açıdan zarara uğruyoruz.
  • YouTube'da Türk bayrağının aslanlar gibi dalgalandığı binlerce video var. Bunun yanında eğlence, eğitim, bilim vb. konuda yüzbinlerce video bulunuyor. Tüm siteye erişim engellendiğinde bu videolara da engelleme geliyor. Kanuna zerre kadar aykırı olmayan videolara erişimin engellenmesi de suç değil mi?
  • Ülkemizde bir site yasaklatmak bu kadar kolay mı?
Açıkçası bu tür kararlarla ancak kendimize zarar verip duruyoruz. Zaten eninde sonunda YouTube bizden sıkılıp "eeh yetti artık" diyerek Türkiye IP adreslerine yasaklama getirirse buna şaşırmamak gerek.

Ben bu kez YouTube'un bizi yasaklamasından yanayım. Böyle bir durumda herkesin bir "oh" diyeceği kesin. Ancak kendi menfaatleri ve taşıdıkları mantık çerçevesinde bunu yapmayacaklardır. Anlayış farkı...

YalamaTube


Alıştık artık cicim. YouTube aç kapa aç kapa yalama olmaktan çıktı artık. [1], [2], [3] Bu sefer neden kapandı hiç merak etmiyorum. (bileniniz varsa mail atsın:) Bu sefer ki parmaklayan Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi. Kendilerini tebrik eder, altın orta parmak ödülünü almaları için GoogleBoy Bloguna davet ediyorum. Hani alkış ?

YalamaTube girmek için alttaki linkler işinize yarar gibi düşünebiliyorum ;

CAP D 'AGNE


Akıllara ziyan vala bilmiyorum Türkiye'de böyle bir şehir olsa neler olurdu. Dünyanın en çıplak kenti, herkes anadan üryan istediğin her yere çıplak gidebiliyorsun. .
Bankaya postahaneye, markete, burada çocuklar yaşamıyormu acaba çok merak ettim şimdi. Sadece bunumu başka merak ettiğim şeyler de var mesela bankada postanede çalışanlarda çıplak mı çalışıyor, hakim savcı ne durumda öğretmen ve öğrencinin vaziyeti ne halde...
Yaz sezonunda nüfus 40 bine ulaşıyormuş. Kafanı ne tarafa çevirsen cıbıl cıbıl insan ve ulaşım çok kolay Paris'ten sadece hızlı trenle 5 saatlik mesafe uzaklıkta. Bu arkadaşlar adlarına natürist yani doğacı diyorlarmış. Unutmadan yasal hiçbir kısıtlama yok vatana millete hayırlı olsun.

BHY

Skype Mobile


Skype, kullanıcıların diğer Skype kullanıcılarıyla internet üzerinden ücretsiz konuşmalarını sağlayan bir uygulama. Masaüstü sürümünün özellikleri arasında mesajlaşma, video görüşme ve dosya transferi de yer alıyor. Telefonunuzun akıllı sınıftan olmasına veya Wi-Fi özelliği barındırmasına gerek kalmadan Skype özelliklerinden faydalanmak Java platformunda çalışan Skype Mobil sürümle artık mümkün.
googleboy
Skype'ın beta mobil sürümü, dört büyük telefon üreticisinin (Nokia, Samsung, Sony Ericsson, Motorola) Java destekli (J2ME) belirli modellerinde çalışıyor. Wi-Fi özelliği olmayan telefonlarla Skype üzerinden sözde VoIP görüşmeler yaptıracak uygulamanın sohbet (chat) özelliği de bulunuyor. Uygulamanın mobil sürümünde sohbet özelliği (chat) masaüstü Skype'ı aratmayacak kadar iyi.

Mobil Skype kullanarak arama yapılabilmeniz için şimdilik bu ülkelerin birisinde yaşıyor olmanız gerek: Brezilya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Polonya, İsveç ve İngiltere. Bu aşamada yapılabilecek bir hile Skype'a sahte bir telefon numarası girerek İngiltere'de yaşıyormuş gibi göstermeniz. Diğer durumda arama özelliğinden faydalanamıyorsunuz.

Gerekli donanıma sahip olmayan bir telefonla VoIP görüşmeler yapabilmek tabi ki akla yatkın gelmiyor. Burada gerçekleşen normal bir VoIP görüşmesi gibi Java istemcinin kurduğu veri bağlantısıyla görüşmelerin yapılması değil. Sözde VoIP'de Java istemci sizden ülkenize göre belirlenen yerel ağ geçidinin (gateway) numarasını aramanızı istiyor. Bu şekilde sözde VoIP görüşmeler desteklenen ülkeler için atanmış bir Skype Gateway (Ağ Geçidi) üzerinden yapılıyor.
Skype Mobile kullanacaksanız tarifelere çok dikkat etmeniz gerekiyor. Türkiye'de çoğu kişide en azından iki farklı operatörden hat bulunuyor, tarifeleri iyi takip ettiğimize bir işaret. Örneğin Skype Mobil'in yurtdışı seyahatlerde kullanılması tavsiye edilmiyor. Skype arkadaşlarınızdan çağrı aldığınızda SkypeOut oranlaması üzerinden ülkedeki operatöre ücret ödüyorsunuz. Eğer sadece chat özelliğini kullanacaksanız operatörünüzün veri transferi tarifesine bağlı kalacaksınız.

Skype runs on feature phones now, sort of

Sony ''Köpük Şehir''


Sony'nin yeni reklamı "Foam City (Köpük Şehir)" için dünyanın en büyük köpük makinesi kullanıldı. Bu iş için özel üretilen köpük makinesi dakikada 1900 ton köpüğü Miami caddelerine yağdırmış.

Reklam Sony kameralara yönelik. Köpük manzaralarını görüntülemek isteyen insanlar Alpha DSLR, Cyber-shot ve Handycam kameralarıyla boy gösteriyor.


Google Ofisindeyiz!


Google çalışanlarının iş ortamını merak mı ediyorsunuz? GoogleBoy erinmeden, çekinmeden, gücenmeden resimlerle Google'ın başarısını açıklıyor... Görünce kesin küfürleri sıralayacaksınız. Bak bundan emin olmadığım kadar eminim. Yaa işte bakın elalem nasıl yaşıyor!

Google buzlu gösteriyor
Google restoranındaki bu buzdan Google heykeli çalışanların standartlarını çok iyi özetliyor aslında.

Teknik imkanlar
Söz konusu Google olunca teknik imkanlar da çağımızı zorlayacak türden oluyor tabi ki. Herşey Google'ın başarısı için.
Yazılabilir
Etrafta boş kağıt arama derdine son. Duvara yazın! Bu resimde de görülüyor ki bazı çalışanlar boylarını duvara işaretlemiş ve yanına silinmemesine dair bir uyarı yazısı da eklemiş.

Kapılar herkese açık
Ortalığı pisletmedikleri taktirde Google çalışanları işe evcil hayvanlarını da getirebiliyorlar.

Ziyafet
Google çalışanları açık büfe yemeklerini oldukça güzel bir manzara eşliğinde birlikte yiyorlar. Bizlerde bilgisayar başında harul hurul yiyoruz, şişmanlıyoruz sonra ''ne bu ya kilo almışım a.q'' deyiveriyoruz...

Boş mideyle çalışılmaz
Açık büfeden bahsettikten sonra sanırım bu resmi yorumsuz geçsem de anlarsınız.


Quiet Room
Bu oda ise sessiz oda olarak adlandırılmış düşünme odası. Dingin bir sesizlik, bir masaj koltuğu ve karşınızda adeta bir göz ziyafeti olan manzara ile düşünmek isteyenler için birebir.


Lava Lamp
Kendi markasıyla çıkardığı lava lamp'larla özdeşleşen Google'ın Seattle'daki merkezinde de bu lava lamplardan bolca görmek mümkün.

Oyun odası
Google çalışanları bu zor çalışma ortamında çok sıkılmış olacaklar ki bir de oyun odasına sahipler. Tahminimizce fırfır yapanlara kendi aralarında bir ofis şakası hazırlamışlardır.


Balkon sefası
Google'ın New York binası da açık havada yemek yemek isteyenler için oldukça güzel bir manzaraya sahip.
Bilardosuz çalışamayanlardan mısınız?
New York'taki merkezde de bir tane oyun odası bulunmakta. Sanırım Google'ın başarısının merkezindeki etmenlerden bir tanesi bu oyun odaları.

Ofis kavgaları
İş arkadaşınızı mı sevmiyorsunuz? Kolayı var. Çıkın iki tane mantar gibi şeyin üstüne alın elinize devasa 2 kulak pamuğu benzeri aparat vurun birbirinize rahatlayın.

Scooter
Böyle devasa bir ofiste yürümekle yorulmak istemeyenler için büyük kolaylık: scooter, yani sıkutır.
-----üzücü bir haber ama, BİTTİ-----

Nokia'dan mini hoparlör: MD8


Nokia Mini Speakers MD8, hareket halinde müziğini dinlemek isteyenlere stereo ses sunan bir mini hoparlör seti. Tam dolu piliyle 40 saate kadar müzik çalabilen Nokia MD8'de yerleşik FM anteni frekansları kaçırmamanızı sağlayacak.

Yenilikçi bir tasarıma sahip ürün portatifliğiyle iddialı ses kalitesini cebe sığdırıyor. Kablo yönetimi dikkate alınarak yapılan tasarımla kablo karmaşasının yaşanmaması hedeflenmiş. Nokia dışında diğer telefonlarla da kullanılabilecek, geniş bir kullanım alanına sahip mini hoparlör seti "Nokia MD8" 2008'in ikinci yarısında satışa çıkacak.

Bilim'e katkı sağlayan Hayvanlar


Bilim dünyasına katkıda bulunmuş on hayvan sıralanmış.
Bunlar arasında uzaya giden şempanze Ham, Pavlov'un köpeği, Schrödinger'in kedisi, koyun Dolly gibi medyatik isimler var. Daha eklenebilecek bir sürü hayvan var elbette; ama yine de Laika'nın listede olmamasını ben de garipsedim. "Tux da olmalıydı" demişler, bundan tam emin değilim.

Takvim yaprağı yazısı "Cin Ahmet"


son günlerde elimdeki iş nedeniyle cambaz sözcüğünün ingilizce karşılığını bulmam gerektiği için ve de buna eklenen takla mevzuu nedeniyle metin andın 40 gün 40 gecede anlattığı bir hikaye yeniden zihnimde canlandı.osmanlı şenlik ve eğlenceleri çok ileri imiş devrine göre hatta bu eğlenceleri gören dünyanın çok çeşitli yerlerinden gelen biçok ağzı açık kalırmış, bunu birçok gezi yazısı ile örnekliyor metin and kitabında. özellikle osmanlı cambazları o devrin en iyi cambazları imiş. mısıra vali olarak gönderilen zatı muhterem, orada iki çok iyi cambaza rastlamış ve hediye olarak bu cambazları padişaha yollamış, zaman içinde hediye anlayışının oldukça değiştiğini görüyoruz böylece, dünyada halen bu tür hediyeleşmenin devam ettiği bir topluluk var mı bilmiyorum ama, her neyse konumuza dönersek; istanbula hediye olarak gelen cambazlardan biri çok yetenekli olduğu için yükselip canbazbaşı ahmed ağa oluyor zaman içinde, bir çok tuhaf numarası var; ipin üstündeyken başaşağı düşer gibi yapıp, ayak bileğinden ipe asılı kalmak en göz alıcı numaralarından biri, bunun minyatürü kitapta var. ünü yaygınlaştıkça canbazbaşı ahmed ağa cin ahmet olarak da anılmaya başlanıyor. cin ahmet'in en büyük numarası ise şuymuş; bir gün ipe kucağında bir koyunla çıkmış, koyunu kurban etmiş ipin üstünde, derisini yüzmüş, sonra ipe mangal çıkarmışlar, etleri pişirmiş, sini içinde iki francala, 2 sürahi ayran bikaç tabak salata ile yemiş. buraya kadar anlatmış, sonrasında ne yaptığını anlatmıyor.bu arada sirk numaraları ile ilgili bikaç ilginç siteye de denk geldim buyurunuz:


cin ahmet gibi olmak isteyenler için de: