
23 yaşındaki genç Amerikalı Zach Condon’ın tek kişilik orkestrası Beirut,
Jeremy Barnes, Heather Trost gibi önemli isimlerden yardım alarak
hazırladığı ilk albümü “Gulag Orkestar” ile tüm dünyayı kendine hayran
bırakmaya başlayalı neredeyse üç yıl olmuş olsa da; dikkatinizi bir kez daha, bu kendisi
tek, müziği ise çok uluslu gruba çekmekte fayda gördüm.
New Mexico’lu Condon’ın, geniş Texas
ovalarının komşu olmalarına engel olduğu New Orleans’a ait ‘brass
band’lerden (ki bu terim, bizde bandoya karşılık geliyor) aldığı
üflemeli enstrümanları, Balkan usulüyle pişirip, üzerine biraz mariachi
sosu ekleyerek folk tabağında servis ettiği müziğini tadanlar; sıklıkla
öğün aralarına sıkıştırıyorlar bu benzersiz spesiyali. Ama tanışıklığı
yeni başlayanlar için nasıl yapıldığı, ihtiva ettiği unsurlar ve
oluşmasında rol oynayan etkenlerden bahsedeyim.
Condon,
müzikle uğraşmaya 15 yaşında, Rufus Wainwright, Tom Waits, Magnetic Fields gibi sevdiği isimlerin şarkılarını çalarak başladı. Balkan
usulünü ise, 16 yaşında okuldan atılmasının ertesinde yaptığı Avrupa
seyahatinin Amsterdam ayağında tanıdı. Kaldığı apartmanda yaşayan,
kendi deyimiyle “tuhaf bir Sırp komşusu” vasıtasıyla Doğu Avrupa’ya
doğru ilk duygusal adımını attı. Bu tuhaf adamın tavsiyeleriyle aldığı
bir araba dolusu albümle birlikte evine döndüğünde de trompet,
akordeon, tef gibi enstrümanlarla odasını doldurup, işe koyuldu. Albümü
oldukça kısa bir zamanda hazırlamasına rağmen, yayınlanma tarihi
geçtiğimiz yılı buldu.

Albümün
basımının ardından, ana akıma dahil olan çeşitli ‘
çok satan’ gruplar
kadar olmasa da internet sayesinde oldukça büyük bir kitleye ulaştı.
Çingene ve balkan müziklerini, rock ve indie ile harmanlayıp hatırı
sayılır bir popülarite elde eden
Gogol Bordello,
Kultur Shock gibilerinin sunduğu saf eğlencenin, ‘
eller havaya’
tarzının aksine; icra ettiği müziğin ait olduğu coğrafyanın baskın ruh
hali/hissiyatı olan, hüzün ve en iyi ihtimalle yine ancak bu duyguyla
birlikte varolabilecek bir mutluluk akıyordu
Beirut müziğinin
damarlarında. Zaten,
Zach Condon da kahkahaları gökyüzüne yükselen biri
değil, mütevazı gülümsemesi yüzüne geldiği anda kafasını öne eğen
biriydi. Dolayısıyla, müziği de sadece Doğu Avrupa’nın makus talihini
ve tarihini değil, aynı zamanda kendi karakterini yansıtıyordu.
Şubat'da yayınlanan üçüncü albümü “
March of the Zapotec & Realpeople: Holland”da aynı formül üzerinden
gitmeyeceğini, son dönem Kuzey Amerika akımlarına daha yakın durarak
Barok-pop’u da skalasına ekleyeceğini ve şu ana kadar anmayı ihmal
ettiğim o güzel sesiyle, bizi büyülemeye devam edeceğini
söyleyebilirim.