günlük etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
günlük etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

Blogger'ım

Şöyle bir gezineyim dedim bugün. Girdim bir markete hayvanlar gibi susamışım. Girdim sağ ayağımla markete, bereketli olsun diye ;

Girer girmez muhabbete girdi market sahiplisi ;

- meslek nedir oğlum?
- blogger'ım.
- nasıl yani?
- tribe giriyorum blog atıyorum sağa sola
.- ha o şekil, kolay gelsin.
- sağol bey baba...

Bir zamanlar Tafugu'nun bir yazısı vardı. İleride Blogculuk bir meslek dalı olur mu? diye yazı yazmıştı. Olunabiliniyormuymuş Tafugu :)

Yamuk GoogleBoy

Aman tanrım! Bu sabah kalktığım aynada gördüklerime inanamadım; iki gözüm aynı hizada değildi. Sağ gözüm biraz daha aşağıdaydı. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü, bir gecede bu nasıl olabilir di? Kendime de gelememişim gözlerim hala buğulu. Öyle bakıyorum olmuyor böyle bakıyorum olmuyor. Sonunda dayanamadım fotoğrafımı çekip hemen fotoşopa attım, internetten bulduğum kafa oranları ile karşılaştırdım ve bunun sadece bir göz yanılması olduğunu gördüm. Tam içim rahatlamıştı ki, yeni birşey farkettim. Bu ölçülere göre kulaklarım yanlış yerdeydi, Aman tanrım!

Sulu Çay

Ben kücükken "Paşa Çayı" diye birşey vardı. Çaya biraz soğuk su atarlardı "Paşa Çayı" oluverirdi. Merak ediyorum; hala böyle birşey varmı acaba.


Çünkü en az 10 senedir paşa çayı içen birisini görmedim. Korktuğum baska birşeyde bunu kimsenin bilmemesi ihtimali. Yani bu Paşa Çayı meselesi benim etrafimdakilerin götünden uydurduğu birşey olabilir. Mesela biz evde ekmeğin bittiği yere "çene" derdik. Sonra bir gün ben arkadaşıma gittim, gördüm ki onlar bizim çene dediğimiz yere dirsek diyorlarmış (Şimdi kolumu kıvırıp dirseğime baktımda, ekmeğin ucu fena halde dirseğe benziyor haha) Bayağı bir süre "dirsek-çene" tartışması yapmıştık. Arkadaşlığımızın kopma noktasına geldiği bir anda anlaşıp "köşe" demeye karar vermiştik. O zamandan beri ismi koyulmamış şeylere karşı temkinliyimdir...

İman = Temizlik



Temizlik İmandan gelir.

He-y-Men


Pembe bir winamp skini buldum, açtığım zaman masa üstünde ışıl ışıl parlıyor. Adını gayamp koydum.


Hazır gay demişken bence şu iskeletor kesinlikle gay'di, tek amacı he-man'le balayına çıkmakı. Hatta bana sorarsanız he-man'de gaydi ve tek amacı iskeletorun dikkatini çekmekti.
Ayrıca He-man'in Conan'ın metroseksüel versiyonu olduğunu biliyorsunuz değil mi? Bilmeyenler için mevzu şöyle; bir oyuncak firması Conan için oyuncak yapıyor. Ancak o sıralarda yayına giren conan filmini seyrediyorlar ve filmdeki kanı, wahşeti görüp oyuncağın çocuklara uygun olmadığını düşünüyorlar. Bunun üzerine karakterin saçını sarıya boyuyorlar, gay kıyafetler giydirip, gözlerine kalem çekiyorlar (haha) ve adını he-man koyuyorlar. Bizim gölgelerin metroseksüel adamı işte böyle doğuyor. Conan'ın bokunu yesin yani haha.
Bir ara she-la adında bir karakterde çıktı hatırlarsanız. O da sonradan ameliyet olup adını Memati olarak değiştirdi ve Kurtlar Vadisine katıldı haha.


İnanın bana bu garip yazının tek sebebi şu pembe gayamp ve masamdaki kahve. allahım neler diyorum ben.

O'ne lam!


canlarım, şu an yazı yazdığım laptop'ın ekranı öyle pis ki, mesela tam >burda< pazartesi günkü hapşuruğumun izleri halen duruyor.

çok sıcak çok, derler ya "gevur hamı gibi sıcak" aynen öyle. son baharı bekliyoruz dört gözlen.

neyse, işte böyle sıcak bir günde taksiyle uzun bir yolculuk yapmak durumun da kaldım. taksi nasıl hurda; yol boyunca her an dağılabilir diye elimi hep kapıda tuttum ki hemen atlayabileyim.

taksici de arabası gibi biraz garip bir adam. böyle duruşu, pelte konuşması filan.

ben de acayip sıkılıyorum. sıcak filan. yol da uzun. abiyi bir ateşleyeyim de muhabbet olsun dedim. hafiften; işte trafik kötüydü, bu yolların hali neydi, of manitalara bak filan derken bi yerden yakalayıp abinin motoru açtım.
böyle eski maceralar filan. eski arabasıyla ilgili hikayeler anlatıyor. işte; araba sanrufluymuş, televizyonluymuş, lastikler herzaman kokekola ile yıkanırmış. sonra manita maceraları, işte taksici abinin trafikte yaptığı efsanevi hareketler. 4 takla atıp tekerler üzerine düşüp yola devam etmeler filan. muhabbet acayip anlayacağınız.

şimdi abinin bütün maceralarında bahsettiği bu harika araba var ama yolculuk ettiğimiz araç tam hurda. ben tabi merak ettim sordum nerede bu araba diye.

işte canlarım, burası muhabbetin seyrinin değiştiği yer.

ben bu soruyu sordum ya; yolculuk boyunca suratının sağ yarısını görüp konuştuğum abi birden bana bir döndü, yemin ediyorum evden çıkmadan tuvalete girmemiş olsam orda gönül rahatlığıyla altıma resmen ederdim.

o an korkudan kendimi taksiden aşşağıya atmadığıma dua ediyorum.

abi meğersem o arabayla kötü bir kaza yapmış, yüzünün öteki yarısını da ciddi oranda deforme etmiş. bana birden dönünce bir anda yanımda freddy krueger belirdi sandım. ödüm bokuma karıştı.

aynen böyle işte canlarım, böyle acayip bir günü daha acısıyla tatlısıyla atlattık.

Rakkas (ممتي)


Filme gel: The Incredibly Strange Creatures Who Stopped Living and Became Mixed-Up Zombies

O'hara ne komik soyad lan. HaRuN O'hara, haha harbiden haha. hatta ahaha.

Sanat insanı Necati Şaşmaz'ın biyografisini okumadan geçmeyin; Türkiye'den kaçarken göt korkusuna sımsıkı sanata sarılan bir insanın ibret verici hikayesi. Film bile çekerler bu biyografiye.

- Ne? dizi mi? Tamam oynarım
- Bir şey yapmayacaksın zaten. Sadece mal gibi etrafa bakacaksın, fazla diyalogda yazmıyoruz sana
.

Kariyeri çoktan bitmiş, filmlerde anca figuran rolleri kapabilen Sharon Stone'uda bize satıyorsunuz ya, az tilki değilsiniz lan.

Bu arada IMDB'de Raci Şaşmaz için "Best friend with Bahadir Özdener" , Bahadır Özdener içinde "Best friend with Raci Sasmaz" diyor. Kim bunlar olm haha. Sanki Bruce Willis'le arkadaşlar haha. Körlerle sağırlar birbirlerini ağırlar.


Ama Memati'nin yeri başka, kızım olursa adını Memati koyacam, nokta bitti.


[ ممتي = Memati, yani Ölüm demek! ]

SüperMen


Bu, okuduğum ilkokulun bilinen bir hikayesiymiş. Ben koskoca adam olunca olaya şahit olan arkadaşlarımdan öğrendim: Bir gün arkadaşlar bahçede otururken birisi "süperman geliyor açılıın" diye sırtına masa örtüsü bağlamış bir şekilde koşarak okulun merdivenlerinden aşağıya atlamış ve direk yere çakılmış. Ağız, burun dağılmış. Hemen hastaneye kaldırmışlar.

İlk duyduğumda baya güldüm, "kimmiş lan bu salak" diye sordum. Etrafımdakiler soruya biraz şaşırdılar. Çünkü "bu salak" benmişim ve hiç birşey hatırlamıyorum. Uzun süre inanmadım ama beni tanıyan herkes olayı onayladı. İşin ilginç yanı merdiven inmekten nefret ederim ve bir yerden atlarken süpermen fügürü yaparım.

Ölürüm hasretinle


Hayatta en korktuğum şey; insanların arkamdan üzülemeyecekleri kadar komik bir şekilde ölmek! Mesela; "aynı anda hem hapşırığı hem osuruğu geldi, hapşırırken götü düğümlendi, öldü" gibi bir hikayem olsun istemem. Ya da "alt balkondaki komşunun çayına tükürmek isterken balkondan düştü, öldü" gibi...Ne? Evet ya! Alt balkondakilerin çaylarına tükürebilen insanlar var, ne garip dünyada yaşıyoruz!? Neyse saat geç oldu, bu bahsi kapatalım...

3 kurusa 5 kofte


Ulam bu yaziyi ilk kim okurda yorum yaparsa ona benden bir adet sicak pide'nin
ustune surulmus taze findikli-kremali nutella verecem
!

Her yazimda hep boyle mi diyeyim sayin adaslar, gardaslar? Goruyoruz ki gozlerimiz var cok sukur, ve yine gorebiliyoruz ki ben zamanimin cogunu harcadigim yazilarima erinip de yorum yazamayanlar var. onlar kim ben cok iyi biliyorum. kendileri de kendilerini iyi biliyor. N var yani bir tane yorum yazsan, obur dunyaya mi gidicen. Bundan sonra size yazi mazi yok! yazmiyorum biraktim blogu. siliyorum tum icerigide. okuyun okuyun sonra yorum yapmaya gelince ''- ayy benim gozum agridi, yok benim kicim dondu" gibi bahane uretmeyin! yok size artik yazi.

Enteresanlıklar Dünyası


Sahilde bir başımaydım Ekubio'nun beni yoldan çıkaran yazıları aklıma geliyor. ve Yanlızlığımın tek şahidi sahile vuran dalgalardı. Karanlık gecede ay, yıldızlarla muhteşem bir kompozisyon çiziyordu. Düşüncelerim gecenin karanlığına adeta meydan okuyordu. Gece soğuk ve kalleşti. İşte tam o anda geçecenin sessizliğini kahpe bir çığlık gibi dağıtan bir olay oldu. Hahaha çok yalan oldu, devam edemeyeceğim..Neyse işte ben böyle aval aval yürüyorum hava mis. Birden gökyüzünden bir ışık hüzmesi indi. Aynı filmlerdeki gibi, yeminnen. Heryer karanlıkken birden etrafım aydınlık oldu. Normal bir ışıkta değil böyle berrak bembeyaz bir ışık hüzmesi. Kafayı kaldırıp yukarı baktım gözlerim kamaştı. Acayip bir Ace beyazlığı içindeyim. Ulan, dedim, işte şimdi sıçtık ekubio'nun yazılarını okuyup, ona buna sarkılırsan olacağı buydu! Allah'ın huzuruna çıkacağız heralde. Bir yandanda yalan uydurmaya çalışıyorum, belki yırtarım diye. Böyle bir süre daha ışık hüzmesi üstüme düşmeye devam etti. Ben bu esnada göt korkusuyla karışık düşünceler aleminde geziyorum.Ne zaman götümde şimşek çakacak diye beklerken ışık hafifçe kayboldu. Kendi kendime; oğlum Harun cem, dedim, yine yırttın. Bir an bunu bir işaret kabul edip kendimi dine mi versem diye düşündüm. Sonra sktir et, dedim. Bir dahaki sefere birşey uydururuz nas'olsa hahaAslında neden aklıma uzaylılar gelmedide dini yaklaşımlarda bulundum anlayamadım. Göt korkusundan "Tövbe Modu"na geçtim galiba haha.Bu arada o ışık hüzmesinin ne olduğu hala meçhul..

Manitalara yaklaşımlar


Atladım dolmuşa Cehennem'e gidiyorum. Tam önümdeki koltuğa bir manita oturdu. Öyle böyle değil, resmen sanat eseri. Ulan, dedim kendi kendime, eğer telepati filan diye bir bok varsa işte onu kullanmanın tam zamanı. Hemen saykik pozisyonu aldım, kıza odaklandım "bana bak, bana bak" şeklinde komut balonları gönderiyorum. Bir geriye döndürmeyi başarsam ikinci mesaj hazır; "bana aşık ol, bana aşık ol".Yoğun bir beyin transferi gerçekleştiriyorum ama kızda henüz bir hareket yok. Artık kızın nasıl bir firewall'u varsa.

Bir ara kızın önünde oturan şöför geri dönüp bana baktı. Ya kızı ıskalayan sinyaller herife gitti yada aynadan benim tipi görüp "ne yapıyor bu eşşolaşek" dedi. Neyse böyle bir 15-20 dakika filan olmuştu, şöförden de kıllanıp tam vazgeçiyordumki kız elini uzatıp kafasının arkasını kaşımaya başladı. "uleaan oluyor galibaauuuaa" derken biranda dolmuş çukura girdi ve bütün araba sarsıldı. Benim konsantre gözler bir kaydı, toparlayana aşkolsun. 10 dakikada ikisini bir hizaya sokamadım. Eğer kız o sırada dönüp bana baksaydı o tipi ölene kadar unutamazdı heralde haha. Ben kendimi toparlayıncaya kadar da kız iniverdi.

Tam muaffak olamamıştım ama kızın kafasını kaşındırmayı başarmıştım.(aksini iddia edeni tokatlarım) Bir sonraki manita kesin benimdi. Ama şansıma kızın yerine hanzo'nun biri oturdu. Onada uzun süre "in aşağıya eşşolaşek" diye mesajlar gönderdim ama işe yaramadı. Muhtemelen kafası biraz fazla kalındı, sinyaller beyne ulaşamadı.Uzun lafın kısası dolmuşlarda dikkatli olun. Birden "cebimdeki bütün parayı şu çocuğa vermeliyim" şeklinde garip düşüncelere kapılabilirsiniz.

Dilli Düdük


Çocuklar, üzülerek söylüyorum; ölümden sonra bir hayat filan yok. Küt diye öleceksiniz, "aa ben öldüm galiba" bile diyemiyeceksiniz. Kısacası yok olup gideceksiniz. Ona göre yaşayın.

Ben bilmem, gocam bilir


karete öğreneyim, siyah kuşak alayım, böyle gizli bir kıyafet yapıp geceleri sokak aralarına dalayım, önüme çıkanı tekme tokat döveyim istiyorum. öyle masum suçlu farketmez. allah ne verdiyse artık.ama çok dayak yermişim gibime geliyor. o yüzden pek cesaret edemiyorum.


siz bilmessiniz, eskiden bekçiler vardı. sokak aralarında gezer düdük çalarlardı. en fantastik mesleklerden biriydi. sonra kaldırdılar ama.

yazının saçmalığını sanatçı hatice'den bir dörtlükle süslemek istiyorum;

ama biliyorum senin bana dönmemen gerek
sevmemen gerek tutulmaman gerek
ceylan gözlerime bakmaman gerek
tutulmaman gerek boğulmaman gerek

ahaha ceylan gözlerime bakamayasın. ben, ceylan gözlü, badem özlü googleboy, gözlerinizden öpüyorum.

Hz. Homer Camii


size normaldie'den sketcher imzalı bir güzellik ile merhaba diyorum;

bu gün 20 km'lik bir yolculuk için 200km gittiğimiz garip bir gündü. gülmekten kendimizi kaybedip girmemiz gereken sapağı 30km sonra farketmemiz gibi acayip durumlar oldu. aslında detaylardan çok da bahsetmek istemiyorum, o çılgınlık anlarında şarampol'e uçmamamıza dua etmek günün anlamsızlığı ve önemsizliğine en iyi yaklaşım olur heralde.

fulya yol kenarındaki bir çiçekçiden çiçek alıyor;

- olm bak şimdi çiçekçi teyzeye eğilirken
- bakayım
- bak bunlarda çömelme diye bir opsiyon yok, diz kırmadan direk domalıyorlar. bak götü direk gökyüzüne verip dizlerini kırmadan eğilecek
- haha hadi lan
- bak şimdi, fulya bir çiçek seçsin
- ahahahaha
- ahahahahaah
- ahahaha acayip bir tespit lan ahahahaahahaha

- ahahahahahaha g*te bak olm güneşle aynı hizada, rus jimnastikçiler bile yapamıyor bu hareketi.
- ahahahaha
- ahahahahaha
- ahaha çok zor hareket olm, bize beden eğitimi dersinde yaptırırlardı çok zordur ama bu teyzelerde default
- ahahahaha hiç dikkat etmemiştim lan
fulya: teyze çok neşeli arkadaşların var dedi
- ahahaha
- ahahaha

bu gün hatay'ın garip bir yerinde arabayla kaybolduk, otoban'ın karşı şeridine bir türlü geçemiyoruz. arabanın camını aralayıp bir teyzeden yardım aldık. teyze bize karşı tarafa geçebileceğimiz bir üst geçit tarif etti. az gittik uz gittik üst geçidi bulduk. ancak gördük ki teyzenin bizi gönderdiği geçit bir yaya üst geçidiydi. sonra durumun abzürtlüğüne aldırmadan bir başkasına yol sorduk, onun bizi alt geçit diye yönlendirdiği yer de bir yaya alt geçidi çıktı. neyseki o bölgenin yerlilerinde teknik bir arıza olduğuna karar verip akbabalara yem olma pahasına kaybola kaybola yolumuzu kendi kendimize bulmaya karar verdik.
fazlasıyla fantastik bir gündü ama biz bundan hiç bahsetmemeyi bu olaylar sanki olmamış gibi davranmayı tercih ettik. kahretsin yine çok kuuluz.

- olm ölüyorum lan açlıktan bu salata beni hiç doyurmadı
- olm şey yiyelim lan, geçen gün hani yemiştik ya
- neydi lan söylesene
- aaaaa şeyy vardı yaa
- söylesene olm
- ya şey işte
- ulan eşşolaşek söylesene, hayal gücümü çalıştırma! gözümün önünden milyon tane yemek geçiyor.
- ahahaha

Uyuklamalardanmısınız


ne sıcak yahu! geçen bindiğim bir arabanın dijital ekranında sıcaklık 49 derece görünüyordu. o arabadan hiç inmek istemedim!

sıcaklar bir yana dursun, faydalı bir insan olmak, topladığı sevaplarla cennette kendisine sağlam bir yer edinmek isteyen biri olarak , sizler için "uyku şeklinden kişilik tahlili" rehberi hazırladım. kahvenizi aldıysanız buyrun bakalım;

uyku genellikle süresine göre değil de, alınan verime göre değerlendirilmektedir. bu verim genelde dinlenme ile doğru orantılıdır.
mesela uyandığınızda gözlerinizi kaşlarınızın yardımıyla açmak zorunda kalmıyorsanız ve göz kapaklarınız pıt diye açılıyorsa; tamam, siz dinlenmişsiniz demektir.
dinlenen insan genellikle gözleri açtıktan sonra, kendi kendisine "uyandım" der. tabi "oh be, hayvanlar gibi uyumuşum lan" diyenler de yok değildir, ancak onlar başka bir yazının konusudurlar.


diğer taraftan eğer "uyandım ben" dediğinizde gözleriniz hala kapalıysa ozaman bir sorun var demektir. burda "uyandım ben" yerine "kalkmam lazım", "servise yetişmem lazım", "otobüs kaçacak" diyorsanız ozaman o gözleri açmak için uzun çaba gerekecektir. o gözler açılmaya çalışılırken yüzünüz maymunlar aleminden bir resital sunacaktır. eğer yakınınızda bu nadir ana tanık olma şerefine nail olan biri var ise çok eğlenecektir. (annem hergün görüyor diyenler bok yemesinler, anneler eğlenmez "yine geç yattın demi, eşşek" diye düşünürler)


bir görsel egzersiz olarak sabahları otobüste etrafınızdaki tipleri kesebilirsiniz. "tamam uyandım ben" diye bakan ama öküz gibi şişmiş suratlar ile uykusunu almış enerjik eşşoloşeklerin tezatı otobüsün genel ahengini oluştururlar. genel itibariyle otobüste en uyanmış görünen tip otobüs şöförüdür. eğer gerçekten uyandıysanız o esnemelerle otobüsü saran ağız kokuları, gizli atılan osurukların, geğirmelerin ve öksürmelerin farkındalığıyla kendinizi kaybedebilirsiniz.


uyku bizi dinlendirmesinin yanında hayata dair bir çok konuda bize ipuçları sunması açısından da oldukça faydalıdır. örneğin uyanma şeklinden karakter yorumu yapmak mümkündür. mesela;


- kişi birden uyanıp zengin kalkışı yapıyorsa muhtemelen iş hayatında çok başarılı olacaktır. çünkü hiç bir zaman geç kalmayacak, yüzü öküz gibi şişmişlerin arasında ayık, billur gibi yüzü ile artı puan toplayacak, önemli işleri millet daha sabah mahmuruyken, bu şapşallıklarından faydalanıp bitirecektir. bununla birlikte bu tiple yatakta sarılmalar, uzun muhabbetler, romantizimler, çeşitli seks fantazileri yapmak mümkün olmayacaktır. çünkü bu eşşoloşek yatağa girer girmez küt diye uyuyacaktır ya da o gece tarafınızdan kendisine bir görev atanmışsa hızlı birşekilde yerine getirip yine aynı hızda uykuya dalacaktır.


- kişi gözlerini açamadan dikiyor ve maymun bir suratla gözler kapalı bir şekilde banyoya gidip yüzünü yıkıyorsa muhtemelen "ben aslında şey olmak istiyordum ama hayat beni şöyle yaptı" diyen tiplerdendir. bunlar 50bin yıl boyunca her gece aynı saatte yatıp her sabah aynı saatte kalksalarda uykularını alamazlar. ben patron olsam bunları işe bile almam. çünkü bunlar genelde öğle yemeğine kadar ayılmazlar. genelde "aşkım kalkmam lazım" "aşkım yatmam lazım" "aşkım sçmam lazım" gibi cümleler kurarlar ve bilinmeyen bir 3.güçe gönderme yaparak "lazım"lı yaklaşımlar sergilerler.


- kişi uyanıp etrafına bakınıyor ve tekrar yatıryorsa muhtemelen 5 dakikam daha var biraz daha uyuyayım diye düşünüyordur. bunlar gece yatarken saatleri hesaplamadıkları halde sabah kalkarken saniyelerin hesabını yaparlar. 1 dakikayı bile çöpe attıkları görülmez. bunlar genelde koy veren, götleri sıkıştığında hesap yapan tiplerdir. bunlarla hiç bir yola çıkılmaz, yarı yolda kalırsınız.


- kişi caart diye ozurarak ya da öksürme, sesli esneme gibi animasyonlu uyanıyorsa dikkat çekmeyi seviyor demektir. genellikle götlerini borazan gibi kullanarak dünyaya "hello world" dercesine uyandıklarını ilan ederler. götlerinin şiddeti zaman zaman yan odadakilere kadar tesir eder. bir başka kızılderili inanışına göre ise; bunların beynini uyandıramayan vücut, son çare olarak göte başvurur ve beyni titreşim gücüyle uyarmaya çalışır. her halukarda dikkat çekmeyi seven, "dünyanın mna koyim, yeterki bize birşey olmasın" diyen özgür ruhlardır bunlar.


- kişi uyanıp evde dolaşıyor, televizyonu karıştırıyor, buzdolabını açıyor, ağzına birşeyler atıp tekrar uykuya devam ediyorsa kendisinin doğuştan doğanın temel standartlarını bile yarmaya meğilli olduğu var sayılabilir. genellikle biskrem ile ayranı karıştırıp tatlı-tuzlu-ekşi kavramını yaran tiplerde bunlardandır. böyle bir kişiyle arkadaşlık yapacaksanız enteresanlıklara da hazır olmalısınız.


- kişi günün geç saatlerine kadar uyanmıyorsa muhtemelen hayvandır. bunlarla bir planınız vardır ama saat 11 olur, 12 olur, 1 olur, 2 olur, 3 olur bunlardan hala ses yoktur. öküz gibi uyumaktadırlar. uyandıklarında ise hayvan gibi enerjik olurlar. işte genel itibariyle bunlardan pek bir bok olmaz. şansa bir kitap yazanı, sanatsal bir aktivite de bulunanı olursa paçayı kurtarır.

yazının sonunda "uykudur kişin aynası" diye bir atasözü uydurma girişimim başarısızlıkla sonuçlansa da uykunun bize sundukları sabahları ekmeğin üzerine sürülen nutelladan aşağı kalır değildir. ayrıca japonların 3 saat uyuduğuna dair iddialar vardır ki kesinlikle yalandır.

Çocuk da yaparım, kariyerde


Bazen Allah'ın keyifli yaratımlarını paylaşmaktan keyif aldığını düşünüyorum. Yoksa Bizim burada ki bi meydandaki trafik lambasının altında geçirdiğim 15 saniyelik kısa süre içinde böyle bir dialog'a nasıl şahit olabilirdim ki;

- Ben önce çaycı olarak başladım, tabi elimiz her işe yatkın. O gün tanrının bir oyunumudur nedir bilemiyorum oradaki kadın hastalandı, geçtim oturdum bilgisayarının başına, patron baktı ben işi kıvırıyorum; kadının yerine beni yerleştirip, kadını da işten attı. Bir süre geçti bir gün müdür işe gelmedi, baktım işler karışıyor, geçtim müdürün yerine...

oye, kariyere gel; çaycılıktan müdürlüğe 2 hafta da... vay anasını sayın blogcular...

Fal


Bir keresinde dedikoducu komşumuz'a fal bakması için çevirdiğim kahve fincanına kürdan çöpüyle gizlice porno figürler çizmiştim. Komşu fala bakarken hiç bozuntuya vermeyip bana bol bol kısmet çıkarmış sonrada "çok güzel fal git yıka hemen" demişti.

O gün bu gündür fala inanmam ama falsız da kalmam.
...
Evet bu son cümle olmadı.

Ulan varya


Eğer ben tanrı olsaydım insanlardı, dünyaydı, şeytandı, melekti hiç uğraşmazdım. Bir tane Virginie Ledoyen, 3-5 arkadaş, bol miktarda kahve, surround ses sistemli bir sinema seti yaratırdım, oh mis! Yok kitap göndereyim, yok cehennemde yakayım, yok götlerde şimşek çakayım, ne uğraşacam oğlum.

Harun abeylegesse


Saat gecenin bir yarısı, yolda yürüyorum. Yanıma bir taksici yanaştı, "arkadaşım şuraya nasıl gidebilirim" gibilerden birşey sordu. Bende "dümdüz git, sola dön 100 metre ilerden sağa dön sonra yine sola dön dümdüz git karşına çıkar" diye attım götümden. Adam sağolasın dedi devam etti.

İşte aradan bir 10 dakka filan geçti, ben yürümeye devam ediyorum. Baktım ilerde bir araba. Tek lastiği belediyenin açtığı çukura düşmüş, çıkamıyor. Biraz daha yaklaştım ki arabanın yanındaki adamla göz göze geldik. Adam birden; "ulan pezevengin evladı, tarif ettiğin yol hiç bir yere çıkmadı" diye bağırdı. Hemen arabanın içine eğilip kürek sapı ebadında bir sopa kaptı ve bana doğru koşmaya başladı. Ulan nasıl yol tarif ettiysem adam dönüp yine bana gelmiş. Sinirden delirmiş bir şekilde 15-20 dakika küfür ederek kovaladı beni. O göt korkusu benim bünyede nitro etkisi yapmış, nasıl kaçtığımı bilmiyorum. Sadece götüme vuran topuklarımı hatırlıyorum.