Daha etkin gezinme imkanı sunan bir tasarım anlayışıyla yenilenen Erkek Ne İster? Blog dünyası'nın en önemli erkek/magazin blogundan biri. Dün başladım değişim için, halen şu aralar da uğraşmaktayım. Yeni tasarımın özellikle ön sayfada daha anlaşılır ve kullanılabilir bir hal aldığını söylemek mümkün. Yeni menü sistemi de site içerisindeki dolaşımı daha kolay hale getirdim. Bağnatılara da çeki düzen verdikten sonra yeni kategoriler de ekledim. ERKEK MUTFAĞI artık erkeğin midesini dinliyor, boğazından giriyor :) Buyrun karşılama mesajına.
Erkek Ne İster? yenilendi!
Bunu yazan tosun: GoogleBoy 1 Yorum!
Etikekler: bloglar, Erkek ne ister, siteler
DVD / Kelebek ve Dalgıç

Yönetmeni Julian Schnabel'e Cannes'da En İyi Yönetmen ödülünü getiren Kelebek ve Dalgıç, Elle dergisinin editörü Jean - Dominique Bauby'nin hayat hikayesini anlatıyor. 43 yaşında geçirdiği bir hastalık sonucu beyni, duyu yetisi ve sol göz kapağı hariç bütün bedensel işlevlerini yitiren Jean, terapistinin özel olarak tasarladığı bir alfabeyi kullanarak tek gözü sayesinde bir kitap yazar.

Film boyunca seyirci, yatağa mahkum olmasına rağmen yaşama sevincini yitirmeyen Jean'ın anılarına doğru bir yolculuk yapar. 2007 yılında Javier Bardem'in başrol aldığı İçimdeki Deniz (Mar Adentro) filmini hatırlatan Kelebek ve Dalgıç, kişisel kamera hareketleriyle durağan olabilecek bir konuya hareket katıyor. Sol gözünün periskop olduğu bir dünyada kendi hayatıyla ilgili keşfe çıkan ve olanları gözlemleyen bir adamın bedensel hareketsizliğinin yerini yaşama gücünün verdiği hareket alıyor.

Film, bir insanın hayata bağlılığını duygusal ve dramatik bir şekilde işliyor.Robota dönüşen adamlar ya da çetrefilli aşk hikayelerinden bunaldıysanız Kelebek ve Dalgıç her derde deva olacak cinsten.
Bunu yazan tosun: GoogleBoy 0 Yorum!
Etikekler: Javier Bardem, Jean - Dominique Bauby, Julian Schnabel, Kelebek ve Dalgıç, sinema
Daha iyi yazmak istiyormusun?


Eğer düzenli bir blog yazma programınız varsa belli bir noktadan sonra tıkanacağınızı ve artık yazacak bir şey bulamayacağınızı hissedersiniz. Kesinlikle yalnız olmadığınız bilin. Her gün takip ettiğiniz diğer blog yazarları ve hatta günlük gazetelerin köşe yazarları bile bu endişeyi çekiyor.
Yeni bir fikre ihtiyacınız olduğu her an etrafınızdaki kitaplarda, yazılarda, televizyon programlarında veya bizzat her gün sokakta ve işyerinizde gördüğünüz insanlardan size bir ilham parıltısı gelecektir. Konu bulamayıp tıkanmaktan korkmayın, bunu aklınıza bile getirmeyin.
Odaklanmanız gereken asıl soru "Peki bu gördüğüm/okuduğum şeyin hangi yanını yazmakla başlamalıyım?" olmalıdır. Düşünce yapınız bu şekilde çalışmaya başladıktan sonra üzerinde yazı yazılmayı hakeden çok sayıda konuyu farkedeceksiniz.
Size ilham geldiği anda bu konuları bir yere not etmeniz yararlı olur, çünkü sonradan ilham kıvılcımlarından bazıları zihninizin bir yerlerinde unutulup kalabilir.
Pek çok blog sitesi "Daha sık yazarsanız daha popüler olursunuz" anafikrini dile getirir. Blogunuzun popülerliğini en tepeye çıkarmak istiyorsanız bu anafikir doğru olabilir (ama o durumda bile tek başına yeterli değildir). Pek çoğumuz ise zaten biliriz ki "kalite" her zaman "kantite"den önemlidir.
Fakat en önemlisi, blog yazmak konusunda kendinize "uzunluk ve sıklık" limitleri koymamanızdır.
3-Konuyu kişiselleştirmekten çekinmeyin!
Bazı konularda kendi kişisel görüşlerinizi ve hislerinizi online ortamlarda ifade etmek, hele de genel kabul görmüş fikirlere aykırı görüşleriniz varsa, bazen tepki çekebilir.
Kendi kişisel düşüncelerinizi geriye atıp daha steril ve tarafsız bir üslupta yazmak çok güven verici ve emniyetli bir fikir gibi görünebilir. Aslında ortalama düzeydeki websitelerinin hemen hepsi böyledir.
Ama hatırlayalım: Bloglar niçin bu kadar popüler oldu?
Çünkü blog yazmak, size kişisel özelliklerinizi yazdıklarınıza yansıtabilme özgürlüğü verir. Çok uzun zamandır aynı kalıpta tekrarlanarak klişeleşmiş bir takım şeyleri kendi kişisel görüşlerinizin prizmasından geçirip de yansıttığınızda konuya bambaşka bir canlılık kazandırmış olursunuz.

Birden fazla sitede blog yazıyorsanız, kendi yazılarınızın linklerini diğer sitelerde vermeniz yararlı olabilir.
Blog sitelerinin asıl amacı "işe yarar ve eğlenceli" linkleri başkalarıyla paylaşmak değil mi? Eh siz de kesinlikle "okunmaya değer" şeyler yazıyorsunuz, buna inanın.
Kendi blogunuzu tanıtmanın en etkin yollarından biri de diğer insanların bloglarına yorum bırakmaktır. Sizin daha önce yazmış olduğunuz bir blog yazısının, okumakta olduğunuz bir blogla ilişkili olabileceğini düşünüyorsanız, bırakacağınız yorumda kendi yazınızın linkini vermekten çekinmeyin.
Buradaki anahtar şudur: Yorum bıraktığınız konuyla GERÇEKTEN ilgili olduğu sürece kimse sizin kendi reklamınızı yapmakta olmanıza takılmayacaktır.
5- Yardım istemekten çekinmeyin
Süper bir yazı yazdığınız zaman ilgi göreceğiniz kesindir ama blogunuzun aldığı hiti asıl artıracak olan şey bunu insanlardan doğrudan istemektir.
Yorum mu almak istiyorsunuz? Fikir mi almak istiyorsunuz? Feedback mi almak istiyorsunuz? O zaman bunu açıkça belirtmekten çekinmeyin.
Bir blogcunun alacağı en kötü cevap nedir bilir misiniz? HİÇ CEVAP alamamak.
E ne duruyorsunuz?
Madem ki bu yazıyı buraya kadar okudunuz, o halde sıra sizde!
"Bugün blog yazma hakkında bir yazı okudum.." diye başlayın ve bu yazı hakkındaki fikirlerinizi diğer blogcularla paylaşın. Bakalım nasıl tepkiler alacaksınız?
Big Buck Bunny
Puanım: 7.5/10 Yapım: Blender - 2008 Tür: Animasyon / Kısa Film Süre: 10 dk.
"Big Buck Bunny" isimli kısa animasyon filmine, Avrasya TV'de DİGİTALİTE adlı programı izlerken denk geldim. Animasyon Alman Blender takımı tarafından sadece açık kaynak yazılımlarla hazırlanmış. Filmin web sitesine baktığım da indirme seçeneklerinin yanında filmle ilgili diğer tüm materyallere de sahip olabiliyorsunuz. 3D modlleme pogramı ile (becerebiliyorsanız) filmde değişiklikleer yapabilirsiniz. HD desteği bile olduğunu da es geçmiyelim.
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: animasyon, Big Buck Bunny, Kısa Film
Handsfree, I Kissed A Girl ve Ten Paciencia

Yabancı müziği belli ki biraz ihmal ettim, yerli albümleri (hem de baya iyi yerli albümleri) dinlemekten yabancılara fırsat kalmadı. Zaten konserlerine hazırlık olsun diye REM’den başka yabancı artist pek dinlemiyorum bu aralar. Neyse gelelim bahsetmeye değer üç şarkıya.

Sonny J – Handsfree (If You Hold My Hand): Bu yazın dans şarkısı ilan edildi bile. Sonny J adlı bir DJ’in son trendleri çok başarılı takip ettiğinin göstergesi olan şarkı bir çok yönüyle hoşunuza gidebilir. Amy Winehouse ve Duffy ile popüler olan çatallı ses aslen 1972 tarihli olan bu şarkıyı seslendiren Donna Hightower’da da mevcut. Ben orijinal şarkıyı hatırlayacak kadar eski değilim ama bu versiyonu oldukça hoş. “..smile upon my face and hide the years” derken ki Hintimsi vurgu, radyasyona maruz kalıp herkesi dans etmeye ikna edebilen bir yaratığa dönüşen sarışını anlatan klibi, dansları çok başarılı. Ha, benim diskoda dans ederken tercih edeceğim şarkı değil ama “Mercy” bangır bangır çalarken bunun da gönülleri fethetmesi gayet mantıklı. Böyle hüzünlü sözlere sahip şarkıların kıpır kıpır oluşu bana bizim sanat müziğindeki “Ellerim Böyle Boş Mu Kalacaktı” gibi şarkıları anımsatıyor. Enstrümanlar coşarken sözlerde derin bir keder var. Bu şarkı da aynen öyle, sadece keder yerine hüzünlü bir umut var diyelim. Etkilemesi için varolan sebeplerden biri de bu. Türkiye’nin yabancı şarkı listesinde 12 numaraya kadar yükseldi şimdilik. Yakında yenilecek listede daha yüksek bir yere oturur gibime geliyor.

Katy Perry – I Kissed A Girl: Bu yazın şarkısı ise budur. Amerikan Billboard listesinde 7 haftadır zirvede oturan şarkı böyle giderse geçen senenin Umbrella’sı gibi bu seneyi götürebilir. Yorumcu Katy Perry’nin görüntüsünden çaktırmadığı güçlü sesi, “bir kızı öptüm ve bundan hoşlandım” sözleri oldukça eğlendirici. Muhafazakar ağırlıklı Amerika’yı, hele de Rnb türünde değilken nasıl fethetti bilemiyorum ama etti bir şekilde. Ülkemizde listelerde 10 numaraya kadar yükseldi, şu anda da orada. Ben radyolarda çok sık duyuyorum, daha zirvesine çıkmadı belli ki. Açıkçası böyle cüretkar bir şarkının bu ilgiyi görmesine de seviniyorum. İyi yapılan ve birazcık provokatif olan işlerin arkasındayımdır. Katy Perry, ülkesinde çılgınlar gibi sevilen 15 yaşındaki gençlerin kraliçesi, sinir bozucu Miley Cyrus’la ağız dalaşına sokulmaya çalışıyor biraz. Burada olsaydı da görseydik bizim magazincilerin gayretini.

Thalia – Ten Paciencia: Şarkının ismi “Sabırlı Ol” manasına geliyor. Zamanında delisi olduğum Thalia’nın müzik kariyeri çok önemli derecede hız kesti son yıllarda. Bu şarkısından arkadaş uyarmasa haberdar bile olmayacaktım. Gerçi ülkemizde sevilen bir hatun olduğu için birkaç haftaya çalınmaya başlar etrafta ama eski şarkıları kadar pop olmadığı için o kadar talep görmeyecektir. Bu sefer iyice Latin yapmaya karar veren pembe dizi kraliçesinin şarkısı inanılmaz gaz bir girişle, adeta en büyük hitlerinden Arrasando ayarında açılıyor ama sonrasında aynı güzellikte devam etmiyor. Bir önceki albümünün rezil çıkış şarkısı Amar Sin Ser Amada’ya oranla başyapıt diyebilirim ama kötü albümler genellikle peşinden gelen albümü dibe sürüklerler satışlarda. Bu yeni albümün o duruma düşeceğini tahmin ediyorum. Ancak şarkıyla eğlenmemize engel değil bu. Meksika’nın kumsalda ateş yakıp, etrafında takılmak diye özetleyebileceğimiz bir geleneği olan Lunada’dan adını alan albüme yakışır bir kliple şenleniyor bu şarkı. Dediğim gibi özellikle girişi çok keyifli. Gerisini rahatlıkla kurtarır. Henüz listelerimize girmedi ama dediğim gibi yakında olur keşfi.
Kafa bi yetele

Akrabaların Almanya’dan getirdiği makasla tişörtünün yakasını kesip, genişletti. Mentol kokulu saçlarını kurulamadan, kahvaltıya oturdu. Sabit bakışlarla ağzına bir şeyler götürdü. Yerel radyodaki reklamların tadı bir başkaydı. Sanki onlarsız kahvaltı olmazdı. Binanın merdivenlerinden mütemadiyen gürültüyle inip çıkan komşulara içinden sövüp, ardından nimet ağzında olduğu için tövbe etti. Kızgınlığının üzerine bir yudum orta demli çaydan çekti. Yavaş yavaş kahvaltıdan tat almaya ve doymaya ve sigarayı düşünmeye başladı. Tabağın dibindeki balı sıyırıp ekmeğin üzerine sürdü, finali balla yaptı.
Karıncalar reçele ve bala hücum etmesin diye onları dolaba koyarken, dolaptaki meyvesuyu kartonunu gördü. Serinlik boğazından geçip midesine inerken, bir taraftan da beynine yükseliyordu. Kendine geldi. Hafif hafif dansederek, bilgisayara doğru yürüdü. Power düğmesine bastı. Bilgisayar açılırken. Televizyonlu odaya geçip, sigarasını aldı. Çakmak yoktu. Kendini germeye izin vermeden ceplerine baktı; bilgisayara doğru yeniden yürümeye başladı. Açılmıştı. Hemen müzik klasörlerine girdi. Gözleriyle klasörleri taradı, beynine gönderdi, beyni en uygun müzikte karar kılınca, sağ işaret parmağı toprak altından define çıkarır gibi parçaları açtı. Sigarasını yaktı. Yerinde oynamaya devam etti. Müzik, görünmez, gazdan bir ayna gibi etrafa doldu. Şuanda bulunduğu noktadan geçmişi seyretmeye ve an be an geleceğin içine doğru yolculuğa başladı. Ümidinin olduğunu biliyordu, ceplerinde bir yerdeydi, ama aylardır bakmamıştı ona. Telefonu çaldı.
İkinci, belki de üçüncü el telefonunu açarken kapıdan anahtar sesleri geldi. Başını geriye atıp kapıya baktı. Kulağı telefonda, gözü kapıdaydı. Ses arkadaşının, görüntü annesinindi. İşaret parmağıyla da müziğin sesini flulaştırdı.
Annesinin yanağına dudaklarıyla bir çiçek bırakıp çıktı saçlarını taramadan. Windows’un kapanma sesi, kapınınkini takip etti.
Arkadaşının arabasıyla gelmesini beklerken, önünden saatte on kilometre hızla bir traktör geçti. Römorkunda onlarca karpuz, kavun ve sıcaktan kavrulmuş beyzbol şapkasının altında kavruk bir çocuk ve elinde son model cep telefonu vardı. Bir sahne perdesi gibi yavaşça açılan traktörün arkasından bir BMW çıkmaya başladı. BMW’nin direksiyonunda spor atletli bir genç, arkada eşarbını altın kaplama kollarıyla düzelten bir kadın, ve yine önde gözleri şeytan gibi bakan altın kolyeli iki velet ve ellerindeki dondurmalar vardı. Güneşten hızlı tüketiyorlardı don-DÜÜÜÜT! Ananı!
Arkadaşları arabanın içinden sırıtıyordu.
Bunlar yarım saat önce olmuştu ve şimdi hep beraber sırıtıyorlardı. 50 Cent çok kral bir müzisyendi. Eskiden torbacıymış oğlum bu. Eminem yardım etmiş buna, “bırak bu işleri sen yeteneklisin” falan yapmış buna. Hacı, zenciler süper lan valla. Heriflerin dünya s.kinde değil. Bu şarkılarda var ya, herifler ana avrat düz gidiyorlar ha. Burada yapsan hemen sansür, gerçi burada da olmaz ki be abi. Heriflerin işi gücü para pul, karı kız, yok şunu düzdüm yok bunu patlattım. Öyle hayat mı olur lan. Bunların dedelerini köle diye getirmişler ta eskiden. Daha da hala ikinci sınıf insan muamelesi görüyorlar bunlar ha. 20-29 yaş arası zencilerin üçte biri cezaevindeymiş. Bu Amerikalılar hakikaten ibne lan. Ama Iraklılar nasıl direniyor, bak kaç yıl oldu. Youtube’a “juba” yaz, bir görüntüler var aklın hayalin durur. Biliyorum alakası yok gibi duracak ama aslında derinlemesine bir alaka var bütünlükte; şimdi soğuk çikolatalı süt olsa da içsek diyorum. Soğuk çikolatadan yapılmış değil yani, yanlış anlamayın. Gerçi sıcak çikolatadan da yapılmış olması gerekmiyor. Sadece süte karıştırılmış kakao olmasını ve bunun soğuk olmasını ve şuanda içmeyi istiyorum. Lan ne açıklama yaptım öyle. Ufff! Kafam bi’ dünya. Ben az önce ne anlattım? Yoksa sadece aklımdan mı geçti de ben söyledim gibi mi geldi bana?... Ne zaman akşam oldu lan!
Oğlum bugün bir Almancı aile gördüm. Var ya zannedersin, bagajda Alman ekonomisini taşıyorlar. O ne hava la öyle. Sen de işçisin. Hava attığın mahallenin insanları da, akrabaların da işçi. Sadece senin aldın maaş yüksek, standartlar yüksek işte. Babaları, gerçi görmedim de, sandaletlerin içine beyaz çorap falan giyiyordu. Hep öyle giyerler ya. Üstüne de krem rengi ütülü kumaş pantolon. Bir de çiçekli Hawai gömleği. Çocuklar bir dondurma yiyor, güneşten hızlı eritiyorlar lan. Hiç görmemiş gibi. Kaldı ki en kral dondurmaları onlar yiyor orada. Bizim milletimiz bi’ şekil ha. Yada bîşekil. Hacı Bob Marley yok mu CD’de. Nereden geçiyoruz parçaları. Abov! Noldu lan buna? Radyo iyidir. Kral FM’i açsana moruk. Hah dursun. Müslüm mü la bu? Kim!? Erol Budan mı!? Vaaay! Şu sarışın arabeskçi. Oğlum süper la. Var ya müzik çok ayrı bir alem. Müzisyenlere hayranlık duymamak… Nereden buluyorlar bu nağmeleri. Baksana be abi... Ağır oldun lan bu. Hızlı bişeyler yok muydu hacı senin CD’de. Doğan, senin yaptığın CD burada mı? Hah. House müzik bundaydı değil mi? Hastasıyım.
Yok lan ben kestim makasla. Saçımı koklasana. Nası? Süper değil mi? Mentollü şampuan hacı. Var ya bir iki saat kafanı buzla kaplamışsın gibi geliyor. Üstelik buzlar erimiyor da. Bak hissediyorum bak. Abooov! Kafam sanki Everest’in tepesinde. K9 muydu lan o? Yok o köpekti. Filmi falan vardı. Sinemaya gidelim mi? Süper olur var ya. Yok lan boş ver, boğar şimdi, karanlık, kapalı falan… Sesi buradan mı açılıyor bunun. Dım dı dı dım dıdım. Dım dı dı dım dıdım pghuuvVAH! Eşşoğleşşekler!
Boşuna yaşıyoruz mnkoyim. Karpuzcu bizden kral, ciddiyim.
Acıktım ben… Şampuandan
Kafam 1 YTL.
Anlatsanıza oğlum.
Yeni başlayanlara; Star Wars: Klon Savaşları

Hem kurduğu fantastik evren ve yarattığı karakterlerle hem de dönemin "soğuk savaş" konseptine fazlasıyla uyan politik diliyle uzun yıllar gündemde kalmayı başaran "Yıldız Savaşları" serisi sinemaseverler için "mutlaka izlenmesi gereken" yapımlar arasında üst sıralarda yer alıyor kuşkusuz.

Lucas, bu uzun soluklu öyküde hâlâ anlatılacak bir şeyler olduğunu düşünmüş olacak ki, hikâyenin sona erdiği 2005'ten 3 yıl sonra bu kez farklı bir tarzla, animasyonla, hikâyedeki "kara delik"leri kapatmaya koyuldu. Lucas yürütücü yapımcılık koltuğuna oturduğu bu yapımda, "Yıldız Savaşları" kaptanlık koltuğunu, filmin dizi versiyonunu da yapan genç yönetmen Dave Floni'ye emanet etmiş.
"Star Wars: Klon Savaşları" adlı animasyon, serinin "Revenge of the Sith" ve "Episode II Attack of the Clones" bölümünde değinilen ve iç savaşa yol açan, ancak Lucas'ın 6 bölümlük sinema serisinde anlatmadığı "Klon Savaşları" dönemini anlatıyor. Film, karanlık güçlerle cumhuriyet ordularının amansız bir savaşın içinde olduğu görüntülerle açılıyor. Karanlık güçlerin liderlerinden Kont Dooku, cumhuriyet güçlerine karşı son bir darbe gerçekleştirmek ve Jedi savaşçılarını yok etmek için bir komplo kurar. Hikâyenin esas kahramanları Anakin Skywalker ve Obi-Wan Kenobi bu düğümü çözmek için görevlendirilirler. Bu ikiliye Skywalker'in eğitmesi için yanına verilen Ahsoka da katılır.
Film, Skywalker ve Kenobi'nin yanı sıra Yoda, Senatör Padme, Jabba the Hutt, Mace Windu ve Kont Doku gibi diğer kahramanlara da sadık kalıyor. Ne var ki bütün bu kahramanlar ve hikâyenin tarihsel çekiciliği, filmi iyi yapmaya yetmiyor.
Animasyon yanlış tercih
Ama filmin sorunu hikâyesinden çok, anlatmak için seçilen yöntem ve türden kaynaklanıyor. Öncelikle animasyon tekniği filmin bütün "gerçekçiliğini" ve hikâyenin epik özelliklerini ortadan kaldırıyor. Yıldız Savaşları serisinin en önemli yanı belki de kurulan fantastik dünyanın insan unsuru içine yerleştirilerek anlatılmasıydı ve izleyici için bu tür bir hayal âlemi büyük bir önem taşıyordu. İkincisi, Lucas filmleri insanoğlunun geleceğine dair bir hikâye anlatıyordu ve izleyiciler filmle ve kahramanlarla özdeşlik kurmakta hiç zorlanmıyorlardı. Animasyon tekniği son tahlilde insan soyunun geleceğini değil, bilgisayar teknolojisinin geldiği noktayı göstermesi açısından bir değer taşıyabilir belki.Ama yine de "Star Wars: Klon Savaşları" sinemayla yeni tanışan çocuklar için "Yıldız Savaşları" hikâyesine bir giriş dersi olarak izlenebilir. Karakterlerin tanınması ve hikâye hakkında fikir edinilmesi için. Daha sonra "Yıldız Savaşları" efsanesini yaratan diğer 6 filmi rahatlıkla izlenebilir. Lucas, belli ki hikâyeyi biraz daha uzatıp, yeniden gündeme taşımak ve yeni milyon dolarlar kazanmak istemiş.
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: George Lucas, sinema, Star Wars, Star Wars - Klon Savaşları, Star Wars: Clone Wars
Beijing 2008 LEGO oyunları

Meraklıları Pekin Olimpiyatları'nı izlerken, legoseverler de olimpiyat oyunları için legolardan oluşan bir spor şehri tasarlamış. 2008 Pekin Olimpiyatları'nda kullanılan stadyumlar, yüzme havuzları ve daha bir çok bina lego parçaları ile hayat buluyor. 300 bin lego parçasından yapılan ve Hong Kong Legoseverler Derneği'nden 4 bin 500 kişinin inşa ettiği 'lego hayatlar' , oyunları izlemeye gelen turistler için 31 Ağustos'a kadar görücüde olacakmış!..






Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: Beijing 2008, ilginç, Lego, Lego Olimpiyatları, yaşam
En yeni Blogger Temaları

Öncelikle temaların her biri BlogcuForum.net Blogger Tasarım Yarışması için tasarlamıştım ama ne yazık ki içlerinden birisinin gitmesi gerekdi, ben de en iyisini seçerek kararımı verdim, yarışmaya yolladım. Artık kararı Türk Blog Küresi karar verecektir. Bu kısa açıklamayı da yaptıkdan sonra temaları sergilemeye başlıyalım.
SHUBUO! Tema; Temanın ismi neden SHUBUO ? diyebildiğinizi duyabiliyorum =) Shubuo: Turkcenin isaret zamirleri olan şu-bu-o cümlemesinden shubuo gibi bir marka cikarma zekasini gosteren turkcell pazarlama elemanlarinin super bulusu olup Telefon Hattı olma özelliği vardır! Benim de kullanma fırsatım oldu. Her neyse... Shubuo ismini vermemin tek sebebi Shubuo'u sevmişliğimdir. İsim olarak da bana güzel geldiği için, tema ya SHUBUO! adını verdim. Ayrıca piyasa da isim kalmamış. DownloadTurkishBLUE; Bu temayı yapmak için çok daha öncelerden başlamıştım. Bir türlü sonunu getiremedim, kısmet hep beraber yayınlamktaymış. Aslında Sosyomat için hazırlıyordum ama teknik bir aksaklık sonucu temayı biraz daha değiştirerek son haline getirdim. Mavi renk ağır olarak kulanılmıştır. Kullanışlı ve sade =) Download
Hafif.org Tema; Bu çalışmayı da daha önce yapıp bitirmiştim, hatta bir ara kendi blogumda da kullanmıştım hatırlarsanız! Gayet kullanışlı, temiz arayüze sahiptir. Hafif.org'un ilk tasarımından örnek almıştım. (archive.com'dan bakılabilir) Sade sevenlere önerilir... Download
Tuttum; vee son çalışma! Sona sakladım, çünkü bunu paylaşmak istemiyordum gelen ısrarlar sonucu paylaşıyorum. İnternet üzerine blog kuracaksanız itina ile önerilir. Takipte için tasarlıyordum ama dediğim gibi teknik arıza buna da sıçradık dan sonra bunu da bırakmıştım. Böyle de kullanışlı... Download
Temaların footer kısmına lütfen saygı için gerekeni yazmanızı istiyorum. Özellikle Tuttum, Twitter ve Hafif'de!!! İyi günler de kullanmanız dileğiyle... GUNCELLEME: TEMALAR IEye yarlandigi icin FIREFOX'da sorun cikabilir!
Bunu yazan tosun: Tarantino 5 Yorum!
Etikekler: blogger, blogger tema, Blogger Temaları, paylaşım
Facebook ne oldu, ne olacak?

Birçok kişi Facebook'tan hevesini aldıktan sonra artık sosyal ağ sitelerinde çok fazla vakit geçirmemeye başladı. Genellikle Facebook'u açıyor ne var ne yok diyerek bir iki dakikada siteye bakıp çıkıyoruz, öyle değil mi ? Aynen öyle.
Ancak yurtdışında durum burada olduğundan çok daha farklı bir konumda. Kullanıcılar hala sosyal ağ sitelerinde çok vakit harcıyor ve iki dev sosyal ağ sitesi olan Facebook ve MySpace kıran kırana bir mücadele içerisinde savaşıyor.

İki sitenin kullanımıyla ilgili istatistiklerse zaferin Facebook'ta olduğunu gösteriyor. 2007 yılından itibaren hızlı bir yükselişe geçen Facebook, şu anda 132 milyon üyeye sahip. Diğer Sosyal ağ sitelerine baktığımızda MySpace % 3'lük bir büyüme gösteriyor.
hi5 isimli üçüncü büyük sosyal ağ sitesi de 2007 ile 2008 yılları arasında Facebook'un yükselişine kadar 53 milyonluk bir kullanıcı sayısına ulaşmış. Araştırmaları en ilginç kılan durum ise yurtdışında sosyal ağ sitelerine olan ilginin Kuzey Amerika ve Avrupa'dan çıkmıyor olması. Tüm bu favori sosyal ağ sitelerine olan rağbet en çok Latin Amerika ve Asya-Pasifik ülkelerinden çıkışı biraz olsun bizleri de şaşırtıyor.
Gerilimli Sınırlar

“Evrimin uzun süreci boyunca insanlık, birey - toplum ilişkilerinden toprak mülkiyetine ve fiziksel mülkiyete kadar uzanan son derece karmaşık bir dizi bölgesel davranış geliştirmiştir. ‘Gerilimli Sınırlar’, tanımlanarak sahip çıkılmış bölgenin, buyurgan bir yanı olup olmadığını sorgulamaktadır.” Küratör Aura Seikkula, santralistanbul’da geçtiğimiz ayın sonunda açılan sergiyi bu sözlerle tanımlıyor.
Gerimli Sınırlar, Finli beş sanatçının fotoğraf ve video enstalasyonlarından oluşan bir sergi. Bu beş sanatçı (Saskia Holmkvist, Sini Pelkki, Jussi Puikkonen, Carrie Schneider ve Sauli Sirviö) sergide bir araya gelen çalışmalarında “bölge” ve “baskınlık” temalarına ve bunların birbiriyle ilişkisine dikkat çekmek istiyor. Bölgesel ilişkilerden yola çıkarak, paylaşılan kimliklerden ziyade bireysel kimliklerin önemini anlatmaya çalışıyor.
Her sanatçı, konuya kendi bakış açısıyla yorumluyor. Örneğin, sergiye fotoğraf ve video çalışmalarıyla katkıda bulunan Saskia Holmkvist, aynı kültür ya da değişik kültürlerin arasında yaşanan çatışmalarda üçüncü kişinin konumunu irdeliyor. Holmkvist’nin videoları, çatışma durumlarında rollerin nasıl paylaşıldığını sorguluyor. Sanatçının fotoğrafları ise, diyalog ile güç gösterisi arasındaki sınıra odaklanıyor. Holmkvist’e göre bu fotoğraflar, çatışmanın, gerilimin aktarıcısı olmadığının bir göstergesi.
Sini Pelkki, ifadelerin ve durumların belirsizliği ve çeşitliliğiyle ilgileniyor. Pelkki fotoğraflarında, resim geleneğinden ve gerçeküstücü anlatımdan faydalanıyor.
Gündelik yaşamın bölgeleriyle ilgilenen Jussi Puikkonen, fotoğraflarında bir yanda çağdaş, kentli ortamları, diğer yanda gündelik yaşamın sıradanlığını aktarıyor. Batılı tüketim kültürünü ve bu kültürün korunması olanaksız biçimlerini tartışıyor. “Tatilde” başlıklı fotoğraflarıyla, kurumsallaşmış tatil düşüncesini sorguluyor.
Carrie Schneider’ın fotoğrafları, sanatçının kişisel alan ile toplumsal alan arasındaki ilişkiden kaynaklandığına inandığı, huzursuzluk ve merak gibi çelişkili duyguları aktarıyor.
Suali Sirviö, kimliklerin ortak noktalarını ve oluşturduğu mozaiği anlatmaya çalışıyor. Güncel kimliklerdeki artışı ve gelişimi inceliyor. “Herkes aslında ötekidir” kavramı üzerinde duran Sirviö, sergiye mekânsal bir fotoğraf enstalasyonuyla katılıyor. 
Suali Sirviö
Sirviö, Turku kentinin banliyölerinde büyüdü. Onlu yaşlarının sonuna doğru aldığı fotoğraf makinesi ile arkadaşlarının yaşamlarını belgelemeye başladı. 2003 yılında Lahti Uygulamalı Bilimler Üniversitesi’nin fotoğraf bölümüne girdi. 2008 yılı başında çalışmalarının bir parçası olarak uygulamalı eğitim için Milano’ya giden Sirviö, Mayıs 2008’de buradaki eğitimini tamamlamıştır. Sirviö halen bazı dergilerde serbest fotoğrafçı olarak çalışmaktadır.
Carrie Schneider
Schneider, Güzel Sanatlar Yüksek Lisans derecesini 2007 yılında Chicago Sanat Enstitüsü’nden aldı. Mezuniyetinden sonra Fulbright bursuyla Skowhegan Resim Okulu ve Finlandiya Güzel Sanatlar Akademisi’ne devam etti. Schneider Chicago ve Helsinki’de yaşamakta ve çalışmaktadır.
Jussi Puikkonen
Jussi Puikkonen, 1980’de Finlandiya’nın Jokioinen adlı küçük bir kentinde doğmuştur. Sanatçı, kurucuları arasında yer aldığı Kasino A4 adlı derginin, 2005 yılında kurulmasından bu yana Fotoğraf Yönetmenliği’ni yapmaktadır. Puikkonen 2002 yılından bu yana çeşitli karma sergilerde yer almış ve kişisel sergiler gerçekleştirmiştir. 2007 yılında Lahti Üniversitesi Uygulamalı Tasarım Bilimleri Enstitüsü’nün fotoğraf bölümünden mezun oldu. Puikkonen’in On Vacation adlı ilk kitabı 2008 sonbaharında Patrick Frey Yayınevi tarafından yayımlanmış olacaktır.
Sini Pelkki
Sini, esas olarak fotoğraf, film ve video ile çalışan Finli bir sanatçıdır. Güzel Sanatlar lisans eğitimini Londra’da, onur derecesiyle tamamladığı Chelsea Sanat ve Tasarım Üniversitesi’nde, yüksek lisans eğitimini ise Helsinki Güzel Sanat Akademisi’nde almıştır. Viyana ve Faroe Adaları’nda konuk sanatçı olarak çalışmıştır.
Saskia Holmkvist
Çalışmaları Stokholm, İsveç’te süren sanatçı, çoğunlukla video çalışmalarıyla adından söz ettiriyor. Saskia Holmkvist çoğu zaman belgesel filmlerin seslendirmesinde çalışanlar, basın eğitmenleri ve psikoterapistler, işe alma görevlileri gibi farklı meslek gruplarından kişileri davet ederek toplantılar gerçekleştirmekte. Bilgi alışverişine ya da çıkar çatışmasına kadar varabildiği bir çerçeve kuran sançtı, sonradan bu yapıyı filmlerinde kullanır.
Aura Seikkula
Aura, Helsinki’deki Finlandiya Fotoğraf Müzesi’nin küratörüdür. Kurucuları arasında yer aldığı Finlandiya Küratörler Derneği SKY’ın başkanlığını da yapmaktadır. Son dönemlerde, Avusturya’nın Stadtschlaining kentindeki Avrupa Barış Müzesi için “Questions of Conflict – Third Party Observations” ve 7. Afrika Fotoğraf Bienali için “Telling… Contemporary Finnish Photography” adlı sergilerin küratörlüklerini yapmıştır.
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: Carrie Schneider, fotoğraf, Fotoğrafcılık, Jussi Puikkonen, Kültür-Sanat, Saskia Holmkvist, Sauli Sirviö, Sini Pelkki
Zach Braff: Bu adamı seviyoruz

Zach kariyerine New York şehir tiyatrolarında Shakespeare’in 12 Gece ve Macbeth’inde rol alarak başlamış. Oyunlardaki performansıyla kendini belli etmiş olacak ki 1993’te Woody Allen’ın Manhattan Murder Mystery filminde bir rol yakalamış. Ama asıl patlamayı çoğumuzun bildiği üzere NBC’de 2001 yılında yayınlanmaya başlayan Scrubs adlı sit-com’la yaptı Zach. Burada canlandırdığı stajyer doktor J. Dorian rolü ile tam 3 kez Altın Küre’ye (ne acıdır ki 3’ünden de eli boş döndü) ve bir kez de Emmy Ödülleri’ne aday gösterildi. Hatta dizide bazı bölümlerin senaryosunu kendi yazdı ve yönetmen koltuğuna oturma fırsatı buldu. Sacred Heart isimli hayali bir hastanede geçen bu komedi dizisi ülkemizde uzun süredir cnbc-e’de gösterilmekte ve müdavimlerini beni ettiği gibi mutlu etmekte.


Şüphesiz Braff'i beyazperdede ve ekranlarda daha uzun süre göreceğiz. Neslinin en başarılı komedyenlerinden olan Braff bir de üstüne yetenekli bir yönetmen ve de harika zevklere sahip bir müzik dinleyicisi olunca yapacağı eserlerin keyfine doyum olmayacak gibi görünüyor. Yeni senaryosu da hazırmış... Filmini bekliyoruz.
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: dizi, Scrubs, yaşam, Zach Braff
Blog yazmak öldürüyor mu?

On yıl kadar önce çok neşeli haberler vermişlerdi futuristler: Teknolojik gelişmeler sayesinde artı evden çıkıp ofise gelmenize gerek kalmayacak. Evdeki bilgisayarınız sayesinde eviniz aynı zamanda işyeriniz olacak. Ne kadar da sevinmiştik bu habere!
Madalyonun karanlık yüzünü yeni yeni farkediyoruz: Evden çalışmak demek, özellikle de stresli ve rekabetin yoğun yaşandığı bir sektördeyseniz, günde 20 saat ve hatta bazen daha da fazla çalışmak anlamına geliyor. Ofisten kaçıp eve gidemiyorsunuz çünkü zaten ofisiniz orası.

The New York Times gazetesinde çıkan 'Web dünyasının 24/7 stresli çalışma ortamında yazarlar ölene dek çalışıyor' başlıklı haber, pek çok gazetenin sayfalarında yer bulamasa da İngiliz ve Amerikalı blogcuların dikkatinden kaçmadı. Çünkü haberde anlatılan onların hayatıydı.
Türkiye için uzak bir gündem
Türkiye'de blog yazarlığından para kazanmak ciddi anlamda henüz gündeme gelmiş değil. İnsanlarımızın yazmak ve okumakla olan ilgisinin hangi derecede olduğunu hepimiz biliyoruz. İmla yanlışı veya mantık hatası barındırmayan Türkçe bir blog görmüşseniz lütfen onu koruma altına alın. Çünkü çok nadir bulunan bir hazineye rastlamışsınız demektir.
Amerika'da ise blog yazarlığı ciddi bir meslek kolu olmuş görünüyor ama rekabet çok çetin ve çok yoğun. Giderek artan sayıda insan evlerini bir ofise çevirmiş, evde iş üretiyor. Modern teknolojinin son nimetleri olan bilgisayarlar ve akıllı telefonlarla donanmış bu insanlar, 24 saat aralıksız süren bir çalışma ortamında çok derin stres girdaplarına yakalanmış durumdalar. Internet ekonomisi sürekli bilgi ve haber akışını zorunlu kılıyor çünkü.
Biz blogcuların işimizi çok sevdigimizi belirtmek gerek ama geçtiğimiz ay ABD'de iki arkadaşlarını kaybettiler. Bunlardan ilki Florida North Lauderdale'de oturan 60 yaşındaki Russell Shaw idi. Bir diğer teknoloji blogcusu Marc Orchant ise koroner yetmezliğinden öldü. 50 yaşındaydı. Bir üçüncü blogcu, 41 yaşındaki Om Malik daha şanslıydı. Geçtiğimiz Aralık ayında kalp kirizi geçirmiş ama hayatta kalmıştı. (reklam)
Bunu yazan tosun: Tarantino 1 Yorum!
Etikekler: blog, genel, internet, marc orchant, new york times, om malik, russell shaw
Seçme Fotoğraflar #7

Uzun bir aradan sonra Seçme Fotoğraflar serisinden tekrar merhaba diyoruz. Blogun yeni tasarım ve içeriği nedeniyle bazı kategorileri silmek istedim, artık dergi tadında yazıları yazıp-okuyacağız. Ayrıca unutmamak gerek ; Seçme Fotoğraflar artık Haftanın 2 günü yayınlanacak! Salı ve Cuma günleri kolaj halinde Fotoğraflarımıza devam edeceğiz. Ama bugün Çarşamba olabilir, çünkü dün bazı olasılıklardan dolayı yayınlayamadım, bu seferlik böyle olması dileğiyle :)

by JR-art

by Ferenc

by Chromasia

by Niko Guido

by Zuan Carreño

by Eric Hart

by Yanick Déry

by aaron hobson

by patryk pohl



by adam krause

Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: fotoğraf, seçme fotoğraflar
Weblebi.com kapandı, Peki neden ?
2003 yılında yayın hayatına başlayan Weblebi.com, Türkiye'nin önde gelen online alışveriş sitelerinden biriydi. Bir süredir müşterileriyle ilişkisi kesilen ve müşterilerine cevap veremeyen Weblebi.com, bu kötü gidişata daha fazla dayanamayarak iflas bayrağını çektiğini duyurdu.Peki Weblebi.com neden bu hale geldi?
Son zamanlarda satın alınan ürünlerin zamanında müşterilere ulaştırılmaması başta olmak üzere, müşterilerin yaşadığı birçok soruna cevap veremeyen ve müşterilerini tatmin edemeyen Weblebi.com hakkında birçok söylenti dolaşmaya başladı.
Durumdan rahatsız olan Weblebi.com müşterileri, sorunlarını anlatmak için karşılarında muhatap da bulamayınca iş iyice çığırından çıktı ve en sonunda Weblebi.com, kendini fesh ettiğini duyurmak zorunda kaldı.
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: genel, internet, weblebi.com
PES 2009 Ekran görüntüleri
Son dönemlerde Ea Fifa'nın en büyük rakibi olarak görülen Konami PES son sürümünü Pro Evolution Soccer 2009'un ekran görüntüleri yayınlandı. [reklam] PES 2009 eylül - ekim aylarında çıkması planlanıyor. Pes 2009'de yer alacak ligleri sıralarsak;
- İngiltere Premier
- İngiltere Championship
- İspanya
- İtalya
- Fransa
- Almanya
- Hollanda
- Portekiz
- Türkiye (Turkcell Süper Lig)
- İskoçya
- Yunanistan
- Rusya
- İsrail 






İnceleme: Apple Time Capsule (500 GB)
Hem bir depolama aygıtı, hem de bir yönlendirici olarak çalışan Time Capsule, bir ağ üzerindeki Macintosh bilgisayarınızı kolaylıkla yedeklemenize olanak sağlıyor. Aynı zamanda dilerseniz birden fazla bilgisayara yazıcı gibi çeşitli çevre birimlerini paylaştırabiliyorsunuz.
Tasarım
Time Capsule’de klasik Apple çizgisini sürdüren beyaz ve şık bir tasarım var. Üzerinde herhangi bir buton yer almayan ürünün arka kesiminde 4 adet Gigabit ethernet, 1 adet USB ve 1 adet güç girişi yer alıyor. Ön kısımda ise o anki duruma göre farklı renklerle (sarı ve yeşil) sizi uyaran tek bir LED mevcut. Yaklaşık 1.5 kg ağırlığındaki ürün, 197 (en) x 197 (boy) x 36.3 (yükseklik) mm’lik ölçülere sahip.
Özellikler
Windows XP, Vista ve Macintosh işletim sistemlerinde kullanılabiliyor. Ağ üzerinde dilerseniz bir yedekleme aracı dilerseniz da yönlendirici olarak faydalanabiliyorsunuz. Macintosh bilgisayarlarda Leopard ile birlikte gelen Time Machine yazılımını çalıştırdığınızda veriler otomatik olarak Time Capsule içerisine yedeklenmeye başlıyor. Ürünü sisteme kablosuz veya ağ kablosuyla bağlamanız mümkün.
USB girişine yazıcı veya taşınabilir sabit disk gibi başka bir USB depolama aygıtı bağlayabiliyorsunuz. USB girişinin yer alması bir anlamda USB hub kullanarak birden fazla cihazı aynı anda bağlayabilmenize de olanak sağlıyor denilebilir. Bu cihazları ister Windows ister Mac işletim sistemi altında görme şansınız da var.
Depolama birimi olarak bize gelen üründe Seagate’in Barracuda ES (7200 rpm) modeli yer alıyordu. Time Capsule’ün 1 TB’lık bir modeli daha olduğunu da hatırlatayım.

GENEL | |
| Ürün Tipi: | Depolama ve yönlendirici |
| Bağlantılar: | 4 adet Gigabit ethernet, 1 USB, 1 güç girişi, 802.11n kablosuz |
| Kutu içeriği: | Mac ve Windows için Airport Utility, Airport Disk Utility, Bonjour for Windows, 802.11n Enabler for Mac, güç kablosu, basılı ve elektronik kullanım kılavuzları |
| Çalışma ısısı: | İşlemlerde 10 ila30C, depolamada -25 ila 60C |
| Sistem gereksinimi: | - Yedekleme için Mac OS X 10.5.2 ve üzeri - Kurulum ve yönetim için Mac OS X 10.4 / Windows XP SP2 ve üzeri, CD sürücü, ethernet veya kablosuz bağlantı - Kablosuz erişim için Airport veya AirPort Extreme kablosuz erişimi bulunan Mac / PC'lerde de 802.11a, 802.11b veya 802.11g kart - Paylaşıma açılacak yazıcı için USB yazıcı, Mac OS X 10.2.7 veya üzeri / PC'lerde de USB yazıcı, XP SP2 veya Vista, Bonjour for Windows |
HAFIZA /DEPOLAMA | |
| Medya Tipi: | 500 GB 7200 rpm Serial ATA sabit disk |
| Diğer: | USB ile genişletilebiliyor |
BOYUTLAR | |
| Ağırlık | 1587 gr. |
| G x D x Y : | 197 x 197 x 36.3 mm |
Performans
Kurulumundan başlamak gerekirse, evimde ki “şifreli” kablosuz ağa erişimi denerken ilk bağlantılarda biraz problem yaşadım. Kablolu olarak ağa bağlayıp MacBook ile tanıttığımızda ise kurulum oldukça basitti ve sadece birkaç dakikamı aldı. Ürünü fişe takıp ağ bağlantısının sağlandığını ifade eden ilgili LED’in yeşile dönmesinden sonra yedeklerinizi almaya başlayabilirsiniz.Testimde MacBook’un standart bir dizüstü modelini (2 GHz Intel Core Duo, 512MB bellek) kablosuz ağa bağlayıp veri transferini gerçekleştirdik. Sabit diskinizin kapasitesiyle ve bağlantı tipiyle ilişkili olarak yedekleme süresinin değişeceğini önceden belirtelim. Ancak yine de veri transfer hızının ortalama seviyelerde kaldığını söyleyebilirim. Bu da 15GB civarındaki bir verinin yedeklenmesinin saatler sürdüğü anlamına geliyor. Elbette kablo bağlantısı üzerinden yedekleme yaparsanız bu süre daha da kısalacaktır.
Eğer bir kez tüm sistemin yedeğini alırsanız, daha sonradan alacağınız yedeklerde sadece değişen dosyalara dair kayıt yapıldığından yedekleme işlemleri çok daha kısa sürüyor. Dolayısıyla bilgisayarınızı bir gece uykunuz sırasında yedeklemeye bırakıp sabaha yedeklenmiş ve hazır halde bulmanız en mantıklı çözüm yolu.
Tüm bunların yanında cihazın biraz fazla ısındığını belirtmeden geçemeyeceğim. Çalışırken üzerine bir şey koymamanızda fayda var. Nispeten de gürültülü çalıştığını söylemek mümkün.
Sonuç olarak Time Capsule, üzerinde sabit disk bulunan ve kablosuz ağlara bağlanabilen bir router. Kullanım kolaylığı ve şık tasarımıyla özellikle Macintosh kullanıcıları için cazip bir seçenek olabilir.
10 Bağlantı: (1), (2), (3), (4), (5), (6), (7), (8 video), (9), (10)
Resimler: 

Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: apple, apple macbook, Apple Time Capsule, İnceleme, Time Capsule
CSS ile stilsiz kalmayın

Ancak bir web sitesinin başarılı bir görsele sahip olması için sadece grafikler yetmiyor. Bunun dışında kullanılan tablolar, borderlar, linkler ve layer’lar da site ile uyumlu olmak zorunda.
Hatta öyle ki hiçbir resim kullanılmadan sadece tablolardan oluşan oldukça başarılı siteler dahi bulunuyor. Web sitelerindeki bu öğelerin ne şekilde olacaklarını CSS yani Cascading Sytle Sheets ile belirtebiliyoruz.
CSS için, HTML sayfalarda içerik ile layout’u birbirinden ayırmaya yarayan kod topluluğudur diyebiliriz. CSS, sayfa içerisine gömülebileceği gibi harici bir dosya olarak da kullanılabiliyor.
Bu yöntem ile özellikle birden fazla sayfası bulunan web sitelerinde, toplu değişiklik yapmak mümkün kılınmış oluyor. Üstelik bu dosyaları oluşturmak için birçok online CSS generator da bulmak mümkün. Çeşitli parametreleri girerek CSS kodları üretebilmenizi sağlayan bu generator’lar, genellikle kaydırma çubuğu oluşturmak, link oluşturmak gibi spesifik konulara yönelmiş durumda.
Eskiden Not Defteri’nde HTML kodlar yazarak oluşturulan web siteleri, artık Dreamweaver ve Microsoft Web Expression gibi çeşitli WYSIWYG editörler sayesinde daha kolay geliştirilebiliyor.
Görsel olarak web sitesi tasarlamanıza ve kodlamanıza yarayan bu yazılımların genellikle dahili CSS editörleri de bulunuyor. Sadece CSS kodları oluşturmak için geliştirilmiş çeşitli CSS editörleri de size web sitesi geliştirirken hem kolaylık sağlayacak hem de vakitten kazandıracaktır.
Hızlı ve kolay yoldan CSS kod yazmayı tercih edenler için geliştirilmiş olan Rapid CSS 2007, tamamen kişiselleştirilebilir bir arayüz sunuyor.
Diğer CSS editörlerinde olduğu gibi yazılım, otomatik kod tamamlama, CSS ve HTML dokümanlar için syntax highlighting gibi özelliklere sahip. W3 CSS Validator ile yazdığınız kodları onaylamanızı da sağlayan yazılım, FTP bağlantısı sayesinde değişiklik yaptığınız dosyaları anında güncellemenize de imkan tanıyor.
Önizleme sekmesine tıkladığınızda ekrana pencere ile yazdığınız kodların HTML öğeleri üzerinde nasıl bir değişiklik uyguladığını da görebilirsiniz.
Kod yazmaya başladığınız sırada sağ taraftaki çerçevede, CSS öğeleri ve alt öğelerinin özelliklerini görüyorsunuz. Aynı zamanda kod ekranında CSS öğesinin alabileceği değerler de çıkıyor.
Bunlara çift tıklayarak kodunuza anında entegre edebilir, böylelikle yanlış kod yazımını da engelleyebilirsiniz. Oldukça başarılı bir CSS editörü olan Rapid CSS 2007’yi ücret ödemeden 30 gün boyunca kullanabilirsiniz.
Boyut: 3.79 MB - Ücret: 20 dolar
www.blumentals.net
TopStyle Pro, isminden de anlaşılacağı gibi profesyoneller için geliştirilmiş bir CSS editörü. Kodları isterseniz elle girebileceğiniz gibi, ekranın sol tarafında bulunan “New CSS Selector” düğmesine basarak, karşınıza çıkan penceredeki seçenekler sayesinde de yazmanız mümkün.
Bu şekilde yazılan kodlar, hem hatasız hem de yine onaylı olacağından tercih edilebilir. Kod ekranına eklenen elemanların özelliklerini, ekranın sağ tarafındaki Style Inspector penceresinden rahatlıkla değiştirebilirsiniz.
Yine buraya gireceğiniz değerler sayesinde bu elemanlara yeni özellikler de eklemeniz mümkün. Bu kadar başarılı olmasına rağmen programın eksikleri de yok değil. Örneğin kod ekranında, eş zamanlı olarak kod yazdığınızda eleman öğeleri ve alabileceği değerlerin gösterildiği popup menü çıkmayabiliyor.
Programın bir diğer güzel özelliği ise, rakiplerinin aksine CSS validation işlemini harici bir site üzerinden değil, kendi aracı sayesinde yapabilmesi.
Boyut: 3.47 MB - Ücret: 80 dolar
www.bradsoft.com
CSS Toolbox, görsel olarak CSS kodları oluşturabilmenizi sağlayan ücretsiz bir yazılım. Ücretli versiyonu da bulunan CSS Toolbox, beraberinde CSS Validator ve CSS Formatter gibi araçlar da getiriyor.
Otomatik kod tamamlama ve syntax highlighting özellikleri sayesinde CSS kod yazmak daha kolay ve başarılı. İsterseniz önceden yazılmış CSS kodlarını da düzenleyebilir, bu kodları kendi tasarımınıza entegre edebilirsiniz.
Yazdığınız bu kodların farklı web tarayıcıları ile uyumlu olup olmadığını da kontrol eden yazılım, CSS Compressor aracı ile CSS kodlarınızı yaklaşık yüzde 70 oranında kısaltabiiliyor.
Yazılımın en büyük eksiği, yazdığınız kodların sonuçlarını eş zamanlı olarak gösterememesi. Bu yüzden her kod değişiminden sonra web tarayıcınızı yenileyerek elle kontrol etmeniz gerekiyor. CSS Toolbox her ne kadar sadece bir CSS aracı gibi görünse de HTML editör olarak da kullanılabiliyor.
Boyut: 1.34 MB - Fiyat: Ücretsiz
www.blumentals.net
Focus on CSS, küçük boyutu ile dikkat çekiyor. Fakat ne yazık ki ücretsiz, sıradan CSS editörlerinin yapabildiklerinden fazlasını sunamıyor. Ekranın sol tarafında bulunan CSS öğelerinin yanlarındaki açılır menülere tıklamanız halinde, bu öğenin alabileceği değerleri görebiliyorsunuz.
Değerlerden birine tıkladığınızda ise kod satırı, kod ekranında oluşuyor. Ancak ne yazık ki o an imleç neredeyse CSS kodu da burada oluştuğundan, CSS bilgisi olmayan kullanıcılar için hiçbir fayda sağlanmış olmuyor.
Zaten açılır menüdeki değerleri ekrana yazdırmakla uğraşacağınıza, herhangi bir web sitesinden bulabileceğiniz kodu kopyalayıp yapıştırarak daha fazla vakit kazanabilirsiniz!
Bunun dışında yine imleç, ola ki kodun ortasında bir yerde bulunuyorsa, shifting yapmanız halinde tüm satır değil, imlecin bulunduğu yerden diğer tarafa doğru kayma oluşuyor. Eğer iyi bir CSS bilginiz varsa, programı deneyebilirsiniz, bunun dışında Notepad++ dahi daha fazla iş görecektir.
Boyut: 797 KB - Ücret: 23 dolar
www.yehiaeg.com
Ardından sihirbaz sayesinde birkaç adımla sitenizi inşa etmeye başlayabilirsiniz. İçerik tipi ve dosyaların nerede bulunacağını da belirttikten sonra işlem tamamlanmış oluyor.
İsterseniz gelişmiş kişiselleştirme özelliği ile web sitenizin tasarımını da değiştirebiliyorsunuz. Butonlar, resimler, metinler vb. tüm HTML öğelerini tekrar düzenlemek mümkün.
Üstelik geliştirme aşamasında, dahili ön izleme özelliği sayesinde tüm bu değişmeleri anında görebiliyor olmanız da yine zamandan kazandıran bir başka özellik. CSS Wizard, ismi gibi gerçekten de bir sihirbaz!
Birkaç dakika içinde CSS, HTML ve XHTML onaylı web siteleri hazırlayabilirsiniz. Dolayısıyla CSS Wizard kullanarak geliştirilen web sitelerinde sonradan hiçbir optimizasyona, kod değişikliğine gerek kalmayacak.
Boyut: 1.98 MB - Ücret: 10 dolar
www.csswizard.net
Bunu yazan tosun: Tarantino 0 Yorum!
Etikekler: CSS, Meslek Sırrı, yazılım
En iyi 5 RSS yazılımı
Gündelik hayatımızda kimimiz özel ilgi alanlarıyla, kimimiz işleriyle ilgili konuları internet üzerinden gün aşırı takip ederiz. Belirli aralıklarla, ilgilendiğimiz konularla ilgili siteleri bir bir gezmek ise... gereksizdir.
İşte bu durumda gereksiz yükü üzerimizden almak için RSS yazılımları devreye giriyor. RSS yazılımları ilgilendiğimiz konularla ilgili başlıkları web sitelerinden toplayarak karşımıza çıkartıyor.
İşte sizler için seçtiğim en begenilen 5 RSS Reader yazılımı.
Boyut: 3882 KB
Feed Demon kolay özelleştirilebilir bir RSS olmakla birlikte ilgilendiğiniz konularla ilgili haberleri sizin için listeleyebiliyor. Yeni dosyalar açıp kaydetme özelliğine de sahip.
Ayrıca başlıkları okuyabilmeniz için online olmanıza gerek kalmıyor. Bir diğer özellik ise 'panic' tuşuyla tüm eski haberleri anında silerek karşınıza en son ve en yeni haberleri sunuyor.
Tek tıkla hemen menüye ulaşabileceğiniz gibi popüler başlıklar bölümünden birçok farklı habere ulaşabilmenizde mümkün.
Hiçbir üyelik gerektirmeden de New York Times, BBC News gibi önemli haber kaynaklarından da faydalanbiliyorsunuz.
Feed Demon programını buradan indirebilirsiniz.
Desteklediği işletim sistemi: Windows NT-2000-XP-Vista
Dosya büyüklüğü: 7700 KB
RSS Bandit takip ettiğiniz haberleri oldukça kolaylaştırıyor ve gelen haberleri çok kolay bir şekilde organize ediyor. Programın en önemli özelliklerinden birtanesi tüm haberleri sizin için sürekli güncelleyebiliyor.
Henüz okuyamadığınız haberler varsa onları kalın bir yazılışla karşınıza çıkartıyor, böylelikle yeni olarak gelen her haberi direk gözüne çarpıyor.
Sevdiğiniz siteler, bloglar ve politika gibi birbirinden farklı bir çok kaynaktan takip ettiğiniz haberleri RSS Bandit an ve an takip ediyor.
" Programın içinde video izlemeniz de mümkün. "
RSS Bandit buradan indirilebilir.
Dosya büyüklüğü: 7700 KB
RSS okuyucularının en kolayı ve en iyilerinden olan Feed Reader'da herşeyi yapmanız oldukça basit ve mümkün. Feed Reader'ın en sevimli özelliği bir çok yeni Web sitesini keşfetmenizi sağlıyor.
Feed Reader klavye kısayollaryla da çalışabildiğinden çok rahat bir kullanım sağlıyor. İstediğiniz dilde haberleri alabiliyor yazılımı Türkçe olarak kullanabiliyorsunuz.
Yazılımı kurarken araba, teknoloji, spor gibi belli başlı kategorileri seçebiliyorsunuz. Bu seçim sonrasında konuyla ilgili tüm haberler önünüze geliyor.
Smart Feeds özelliği sayesinde birbiriyle uyumlu olabilecek haberleri tahmin edip direk belli bir dosyada toplayabiliyor.
Feed Reader'ı buradan indirebilirsiniz.
Desteklediği işletim sistemi: Macintosh, Linux, Windows 2000, Windows XP, Windows Vista
Gereklilikler: Mozilla Firefox 1.5-3.0b3
RSS Ticker, FireFox'la hizmet veren bir RSS'tir. Firefox'unuzdaki Live Bookmarks bölümüne gelen en son haberlerin başlıklarını sizlere sunar. Karşınıza çıkan bookmark bölümünü keyfinize göre özelleştirebilirsiniz.
Ayrıca tüm bu başlıkların altında küçük bir özet sayesinde haberle ilgili bilgi edinmenizi de mümkün. RSS Ticker programını buradan indirebilirsiniz.
Dosya büyüklüğü: 800 KB
Great News bir çok haberi içinde bulundurabilmesinin yanı sıra ayrıca haberlerinizi 6 farklı çeşitte gazete, makale ve Fire Fox destekli açabiliyorsunuz. Great News yazılımının da OPML desteği olması yine RSS yazılımları arasında ideal bir kullanım sağlıyor.
Great News tüm RSS'ler arasında en az karmaşaya sahip sade bir menüyle karşımıza çıkıyor. Great News'u buradan indirebilirsiniz
CNN Turk tasarim yeniledi
2004'ten beri CNN TÜRK izleyicilerinin ve benim ilgiyle takip ettiğim CNNTURK.com, yeni yüzüyle daha şeffaf, daha ferah, daha hızlı... Son haberler, güncel konular, yorumlarınız, haberim sayfası, dünyanın 40.000 şehrinden hava durumu, haber-program videoları ve CNN TÜRK'ün canlı yayını bir tıkla karşımızda!
CNNTURK.com'un yeni tasarımında okuyucuların habere daha kolay erişmesi ve haberi okurken daha rahat etmeleri sağlanıyor.
Yenilenen program sayfaları
Yenilenen program sayfalarında CNN TÜRK programları hakkındaki görüşlerinizi bizimle paylaşabilir, düzenlenen anketlere katılabilir ve program videolarını ilgili programın sayfasından takip edebilirsiniz.
Evden dışarı çıkmadan önce mutlaka CNNTURK.com'a uğrayın!
Türkiye'de ilk kez CNNTURK.com'dan
-dünyanın 40.000 şehri için günde 4 kez güncellenen 15 günlük hava durumu,
-her kıta ve seçilen 75 ülkeden gelen 2 kez güncellenecek 5 günlük sıcaklık haritası,
-günde 2 kez güncellenen 3 günlük ülke ve kıtaların sıcaklık kuşağı haritaları
izlenebilecek.
Ayrıca, uydu ve harita verileri de CNNTURK.com'da...
CNNTURK.com yeni yüzüyle, siyasetten ekonomiye, spordan modaya, teknolojiden kültür-sanata kadar doğru, tarafsız, güvenilir haberi, son dakika gelişmelerini, ayrıntılı ve özel dosyaları http://www.cnnturk.com/ adresinden 7 gün 24 saat boyunca okuyucularına anında ulaştırmaya devam edecek.
Cep telefonunuzdan da wap.cnnturk.com adresinden haberleri takip edip haber videolarını da izleyebilirsiniz.
Bunu yazan tosun: Tarantino 1 Yorum!
Etikekler: genel, internet, Yenilikler





