2008 Almanak


2008



Geçen yıllarda olduğu gibi yine Blogzin odaklı 2008 yılının enleri listesi hazırladım. Liste biraz uzun, vaktiniz varsa okuyun:

2008'in son yazısı: iPhone'da Windows Uygulamaları
2008 Yılının en iyi Sporcuları
Bush'un Ayakkabı Fırlatma Oyunları
Flickr Türkçe konuştu
Recep İvedik 2 (fragman)
Keane - Perfect Symmetry
South Park'tan afili veda
iPhone güncellendi ve yine kırıldı
"GoogleBoyDARK" Blogger teması
Blogzin 3 yaşında!
Çakma iPhone!
Oasis – Dig Out Your Soul
Social Bookmarking nedir ki?
Nokia Tube ya da Nokia 5800 XpressMedia Kesinlikle yılın bombasıydı.
Yahoo!, Google'a özendi
2008 Leipzig Güzelleri
Facebook ne oldu, ne olacak?
Blog yazmak öldürüyor mu?
Weblebi.com kapandı, Peki neden ?
İnceleme: Apple Time Capsule (500 GB)
En iyi 5 RSS yazılımı
Nokia'nın yeni bebekleri
Google ve alternatifleri

Bunlar en çok okunan/Popüler yazılardı. 2008 de tam tamına 621 yazı yazmışız. Hepsi burada gizli.

2008'in son yazısı: iPhone'da Windows Uygulamaları

iphonewindowsvista by you.
iPhone için flash player desteği beklenirken (YouTube videoları QuickTime MPEG4 formatına çevrilerek izleniyor) sanallaştırma teknolojileri üzerine çalışan Citrix'den iyi haberler geldi. Firma, iPhone için "Citrix Receiver" adında bir uygulama geliştiriyor. Bu uygulamayla iPhone'da Windows programları kullanılabilecek. Kısacası Safari yerine Internet Explorer ile web gezintisi yapılabilecekken MSN Messenger ile sohbet edilebileceğiz.

Citrix'in uygulamalasıyla PC ve Mac kullanıcıları masaüstü oturumlarına iPhone üzerinden erişebilecekler. Ekteki resimde görüldüğü gibi iPhone üzerinde Vista arayüzünüzde işlem yapabileceksiniz. Citrix Receiver istemci uygulaması hem bilgisayara hem de mobil telefona kurulacak. Buradaki önemli nokta, uygulamaları iPhone doğrudan çalıştırmayacak. Citrix XenApp tarafından çalıştırılan uygulamaların telefona gönderilmesi ile bunlardan faydalanabilmek mümkün olacak.
What's the coolest app that doesn't work on the iPhone .... yet ?
Kaynaklar: (1), (2), (3)

2 yaşındaki çocuk babasını vurdu

Kazık kadar adam patlamaya hazır silahı çocuğun eline verirse bunda azrailin bir suçu yoktur. Haberi buradan okuyabilirsiniz.

2008 Yılının en iyi Sporcuları

challange by you.
Yine bir yılı geride bırakırken hemen her yerde yıllık sportif değerlendirmelere ve yılın sporcularına denk geliyoruz. Pekin Olimpiyat Oyunları'nın yapıldığı, Avrupa Futbol Şampiyonası'nın olduğu ve birçok sporda değişik kırılmaların ve üstün performansların yaşandığı bir yılda bu tür değerlendirmelerin yapılması elbette çok normal. Buradan hareketle, ben de yılın sporcuları sıralamasını yapmayı ve bunu paylaşmayı istedim. Ancak bu yazıyı okuyanların bilmesi gereken bir şey var; bu liste tamamen yazarın subjektif değerlendirmesi olup, ilgi duyduğu dallara ilişkindir. Herkesin değişik ve farklı değerlendirmesi olabileceği gibi, bu değerlendirmeyi paylaşması sevindirecektir. Bunun yanında listenin subjektifliği dikkate alınarak kimsenin kızmaması ve sinirlenmemesi özellikle tercih edilir.

1. Usain Bolt: Tüm sporların atası kabul edilen atletizmde kırılmaz denen rekorları tarihe gömmesi ile daha gencecik yaşta unutulmazlar arasına girdi. Olimpiyatlardan kısa bir süre önce 100 metre rekorunu kırması ile dikkatleri çekmişti. Antrenörünün pek sıcak bakmamasına rağmen, 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları’nda 100 metre 200 metre ve 4x100 bayrak yarışlarında yarıştı. 100 metre seçmelerinde altın madalya alacağını adeta haykırıyordu. Olimpiyatın en merakla beklenen müthiş finalini daha 40. metrede kazanmayı, 60. metrede dünya rekoru kırmayı garantilemişti. Yarışın sonlarını adeta yürüyerek geçti ve muhteşem finişi gerçekleştirdi.

Onun 100 metrede gösterdiği üstün performans, 200 metrede Michael Johnson’ın 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda kırdığı ve insanoğlunun ulaşabileceği en üst düzeylerden biri olarak tanımlanan 19.32’lik rekoru kırıp kıramayacağı merakı doğurmuştu sporseverlerde. O, olimpiyatlardan önce kimseni aklından geçmeyen bu rekoru, gene muhteşem bir performansla tarihe gömerken 19.30 koşmuştu. Sıra bayrak yarışına gelmişti ve ülkesi altına ulaşırken o dünya rekoru kırılmasına muhteşem sprinti ile destek olmuştu. Bir insan, bir sporcu, dünyanın en değer verilen organizasyonunda daha ne yapabilirdi ki? Usain tartışmasız yılın en iyisiydi.

2. Michael Phelps: 2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarına 8 altın hedefiyle geldiğinde, biraz da ABD Medyasının desteği ile dünyanın dikkatin çekmiş, yarış programı ABD Televizyonlarının isteği ile ona göre ayarlanmıştı. O bu beklentileri, her ne kadar bir birinciliği tartışmalı olsa da boşa çıkarmadı ve 8 altını boynuna astı, kendine bu listede yer buldu.

3. Rafael Nadal: İki Grand Slam şampiyonluğuna bir olimpiyat şampiyonluğu ekledi; ayrıca Federer’ in yıllardır kimseye vermediği bir numarayı zapt etti. Kariyerinin en üst noktasına çıktığı 2008’i hiç unutmayacak muhtemelen.

4. Yelena Isınbayeva: Bir sporcu bir yılda ne kadar rekor kırabilir. Isınbayeva olduğu müddetçe bu sorunun bir cevabı olamayacak herhalde. Antrenörü ve taktiğini değiştirdikten sonra ara verdiği rekor kırma işine bu sene kaldığı yerden devam etti, Olimpiyatlarda ilk atlayışta altını aldı, sonrasında rekoru kırdı. Kocaman kulaklarına ve kocaman burnuna rağmen hep sempatik oldu. Gönlümüzdeki yerini listeyle süsledi.

5. Cristiano Ronaldo: Milli takım performansı pek iyi olmasa da, Manchaster United’ın hem Premier Lig hem de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğunda çok fazla pay sahibiydi. Sezonda 50 gole yaklaşırken, yaptığı asistler ve takıma verdiği güçle listede kendine yer buldu.

6. Kevin Garnett: NBA’in en büyük isimlerinden biriydi; kariyerine bir şampiyonluk eklemek için Boston’a gitti. Süperstarlığını bir yana bıraktı; bir amatör gibi savunma yaptı, savaştı, diğer isimleri yıldız yaptı. Yüzüğü parmağına takarken yılın sporcuları sıralamasına girmeyi fazlasıyla hak etti.

7. Tirunesh Dibaba: Bayanlarda yeni efsane! 5000 metre ve 10000 metrede hem dünya rekoru kırdı, hem olimpiyat şampiyonu oldu. Daha şimdiden branşının tek ismi olarak gösterilmeye başlandı. Çok iyi bir sezonun ardından yılı mutlu kapatanlardan oldu.

8. David Villa Sanchez: Valencia’da takım olarak berbat bir sezon geçirmelerine rağmen, kritik zamanlarda attığı gollerle takımını La Liga’da tuttu, İspanya Kral Kupasını kazanmasını sağladı ve Avrupa Futbol Şampiyonası’nda, İspanya’nın 64 yıllık zirve özleminin bitmesine en fazla katkıyı sağladı. Tüm dünyanın gözü onda ve transfer teklifleri dudak uçuklatıyor. O ise kaldığı yerden devam ediyor.

9. Lewis Hamilton: F1’in en geç şampiyonu oldu. Geçen sene dramatik şekilde kaçırdığı şampiyonluğu 2008’ de istikrarlı ve başarılı performansı ile yakalarken, yılın sporcu listesinde kendine yer buldu.

10. Rebecca Adlington: 2008 Pekin Olimpiyat Oyunlarında yüzmede, 400 metre ve 800 metre serbestte altın madalyaya uzanırken, 800 metreyi dünya rekoru ile süsledi. Daha 19 yaşında olan sporcudan, gelecekte de büyük başarılar bekliyor sporseverler.

Mim Salabim: 2009 Vaatlerim

harundbas-life by you.
Kaç yaşında olursak olalım, her biten yılın sonunda eski defterler mutlaka açılır, hesaplar, dökümler yapılır, keşke şöyle yapsaydım, şunu deseydim veya şöyle davranmasaydım kelimelerinin ağırlıkta olduğu cümle grupları havada uçuşur, sonra da ‘olsun, bu yıl mutlaka...’ kararları alınır. İşin en güzel yanı da budur zaten, gerçekleşip gerçekleşmeyecekleri çok da büyük önem taşımaz. Önemli olan yepyeni bir enerjiyle yeni bir sayfa açıyor oluşumuzdur.

Aslında bu kararların pek çoğunu gerçekleştirmeye vakit bulamayız ama eğer gerçekten istersek ve yapmayı kafaya koyarsak göreceğiz ki gelecek yılın sonunda listede yapamadığımız çok az şey olacak. Tabii isteklerimizin mantık çerçevesi içinde olması şart; eğer ‘Everest’e tırmanacağım, yeni bir kıta keşfedeceğim, kendimi klonlayacağım, uçmayı öğreneceğim, uzayda yeni bir yıldızı keşfedeceğim’ gibi gerçekleşmesi oldukça güç olan şeyler istersen, sene sonu listen için aynı sözü veremiyoruz ne yazık ki. Mim'imizin konusu net: 2009 yılında mutlaka...;
  • Bir sokak ressamına portremi yaptıracağım.
  • Heykel veya resim yapmayı öğreneceğim.
  • Dedemin askerlik anılarını sonuna kadar dinleyeceğim.
  • Yoganın felsefesini ve meditasyon yapmayı öğreneceğim.
  • Annemle babamın nasıl tanıştıklarını ve birbirlerini ilk gördüklerinde ne hissettiklerini öğreneceğim.
  • Güneşin doğuşunu bekleyeceğim ve yeni doğan güne gülümseyerek uykuya dalacağım.
  • Bir şişenin içine hayatın benim için ne anlama geldiğini yazıp denize atacağım ya da çok sıkışırsam yardım isterim ama denize içinde mesaj olan şişe muhakkak atacağım.
  • Zayıflayacağım.
  • Kendime asla acımayacağım, böyle bir şeyi hissettiğim an benden daha kötü durumdaki birisi için güzel bir şey yapacağım.
  • ‘Keşke!’ yerine ‘Gelecek sefere’ demeyi öğreneceğim.
  • Bir müzik aletini kullanmayı öğreneceğim. 
  • Kendimin, annemin, babamın, kardeşimin ve en sevdiğim arkadaşımın kahkahasını teybe kaydedeceğim.
  • Kim olursa olsun tanıştığım her yeni insanın benim bilmediğim en az bir şeyi bildiğini unutmayacağım.
  • Ne zaman susmam ve ne zaman konuşmam gerektiğine daha fazla dikkat edeceğim.
  • Bir ağaç dikeceğim.
  • Benden küçük birine ağabeylik edeceğim.
  • Bir yakınım tarafından hak etmediğimi düşündüğüm bir davranışla karşılaştığımda eleştirmeden ve tepki vermeden önce, 48 saat geçmesini bekleyeceğim.
  • Kendime daha çok güveneceğim ve daha cesur olacağım, geriye dönüp baktığımda yaptığım değil, yapamadığım şeyler için daha fazla pişmanlık duyulduğunu aklımdan çıkarmayacağım.
  • Farklı bir dil, mesela İspanyolca öğreneceğim.
  • Gizlice enfes krepler ve omlet yapmayı öğreneceğim ve bir sabah herkesten önce kahvaltıyı ben hazırlayacağım.
  • Sokakta yüksek sesle en sevdiğim şarkıyı söyleyeceğim.
  • Bütün bir günü yatakta yanıma dergileri yığarak ve kuru yemişler, kurabiyeler, pastalar yiyerek geçireceğim ve bu tembellikten hiç pişmanlık duymayacağım.
Çoğalsın; Wolkan, Bildirgeç, oky, MSerdarK, Sertaç, Erman, Otopsi Doktoru Onur, Y4lçın, Bilgisiz ve Flickr

Bush'un Ayakkabı Fırlatma Oyunları

bush-oyun by you.
Veda ziyareti sırasında Irak'ta bir basın toplantısında gazeteci El Zeydi tarafından ABD Başkanı George Bush'a atılan ayakkabı olayı gündemdeki yerini koruyor.[1], [2],[3] Zeydi'ye verilen destek, cezasının ne olacağı tartışmalarının yanında internet dünyası olayı oyunlaştırarak sitelere taşımış. Flash tabanlı oyunların birbiri ardına çıktığı sitelerden bazıları:

Bush Shoe Throwıng Game
Bush Shoe Throwıng Game (şimdiye kadar 3 milyon atış yapıldı)
Bush's Boot Camp

♫ Dinliyorum

feel old music by you.
Bu aralar ne dinliyorum?

R.E.M. - Accelerate


Coldplay - Lost


Keane - Perfect Symmetry [Link]


Muse - Supermassive Black Hole


Katy Perry - I Kissed A Girl [Link]



Erdem Yener - Belki


Tori Amos - Jackie's Strenght


Dido - Us 2 Little Gods [Link]


Lityum - Anlatmaya Yetmedi


Pink Floyd - Wish You Were Here


Yeah Yeah Yeahs - All I Want For Christmas [Link]


İki - Mutsuz Son


Peki siz neler dinliyorsunuz? (Paylaşırsanız sevinirim)

İnternet Marketi #2

Bunları teker teker okuyun;
 
Milliyet - Acun'un reyting hamlesi!:
Takipte - FriendFeed’i daha verimli kullanma yöntemleri
Sezyumcom - Kedi osman'ın selamı var.
Nahnu - KA-DER isyanlarda
Erman Haskan - HD Youtube Videoları Nasıl Kaydedilir ?
Öteki Sinema - Erotik Türk Sineması üzerine…
22dakika - Dizilerdeki "en uyumlu cast" kimler?
Beyn - İnanç sömürüsünde son nokta! 
Düğümküme - Görme Engelliler İçin Pornografi, Yunanistan’daki Gösteriler Sosyal Web’le Sıçrıyor
Henster - Kadınların Derdi Ne ? Erkeklerin Amacı Ne ?
Marketing Türkiye - ABD'li radyocudan 25 saatlik Türkiye tanıtımı, TEKEL'e yeni isim, yeni logo
MSerdarK - Çalınan fotoğraf anlarımız
3Yücezerey4 - Konferans insanları
22dakika.tv - Dizilerde kavga var
SiberKültür - PiknikTube kapanıyor

# A.R.O.G.'un doğum hikâyesi 2 milyonu aşıp seyirci rekoru kıran A.R.O.G.'un arka planında dört kişilik bir ekip varmış.

Flickr Türkçe konuştu

türkçe konuş lan by you.
yakaladım! flickr türkçe selamladı :)

Katy Perry - One of the Boys

katy perry - one of the boys by you.
Katy Perry’nin bebeği yapıldı. Amerika'nın cinsel kimlik bunalımından bu kadar hoşlandığını kim bilebilirdi? Duyabileceğiniz en sıradan pop-rock melodilerinden biri, sırf bu konuyu irdeleyen sözleriyle listelerde fırtına gibi estiğine göre göz ardı ettiğimiz bir gerçek varmış demek ki. Katy Perry, “bir kızı öptüm ve hoşuma da gitti” dediği şarkısı “I Kissed A Girl” ile yılın şarkısını yazmış ve söylemiş oldu şüphesiz. Kızın kendisinin biraz tutukluğu vardı klipte, dediğim gibi melodi akılları baştan alan türde değildi ama sözleri dikkate almayı seçti dünya insanları bu yaz. Albümde de benzer konular bolca mevcut, hatta bu açıdan neredeyse konsept bir albüm denilebilir.

katy perry by you.
Albümün ismi “One of the Boys”. “Erkeklerden Biri” manasına geliyor. Albüm de bu şarkıyla açılıyor. Aslına bakarsanız isim şarkısı olması çok doğru bir seçim çünkü albümün bütün kusurlarını ve güzelliklerini barındırıyor içerisinde. Sözlerin çok ön planda oluşu ve hiçbir şeyi hayal gücüne bırakmayışı, kelimelerin melodi üzerinde tertipsizce dağılmasına sebep olmuş. Sürekli aynı kelimeyi heceleyerek okumak zorunda kalmış şarkıcı (“I just wanna be, one of the gir-ir-ir-irls” ya da “I just wanna be a homecoming qu-ee-ee-een” gibi). Beste hemen peşine gelen “I Kissed A Girl”ünkü gibi sıradan bir beste. Albümün çoğunda yaptığı gibi bağırarak söylüyor şarkıyı, bu da bir yerden sonra dinlemesi yorucu bir hal alıyor. Güzel kısmı ise, hikayesini anlatmayı başarıyor şarkı. Katy Perry'nin erkek Fatma olmak peşinde koşmadığını, erkeklerin sadece arkadaş olarak gördüğü tip olmak istemediğini (bundan sadece erkekler şikayet eder sanırdım) bize aktarmayı başarıyor. Ergenliğin ve yetişkinliğe geçiş döneminin, maskülenlik veya feminenlik, kendine bakmak veya doğal olmak, çıt kırıldım olmak ya da olmamak gibi sorunlarına değinen şarkıyı, kendi cinsine ilgi duyup duymadığından emin olamayan sözleriyle I Kissed A Girl takip ediyor. Bu şarkıyı yorumladım az önce zaten ama tek mevsimlik bir şarkı olması çok muhtemel iken, sözleri sağolsun klasik olacaktır kesin.

katy prry by you.
Albümün en başarılı şarkıları genelde Katy'nin daha sakince söylemeyi seçtiği şarkılar. Resmi olarak şarkıcının ilk pop single'ı olan “Ur So Gay” (daha önceden Hristiyan temalı bir albümü var!) albümdeki en profesyonel yazılmış sözlere sahip. Zira hem sıradan sözler değiller, hem de melodiyle tam bir uyum içinde olmuşlar. Cinsel kimlik sorgulaması bu şarkıda da devam ediyor. Ayrıca bu şarkının zamanında Madonna tarafından “bu aralar en sevdiğim şarkı” diye nitelendirildiğini, 10 kat daha fazla değer kazandığını söyleyelim. Kraliçe sadece en iyi şarkılara böyle manevi destek verir. Sonlara doğru gelen Self Inflicted ise benim için 12 şarkının zirvesinde duruyor. Oldukça hareketli bir besteye, çok dokunaklı sözler yazılmış. “Kaybetmek önemli değil, durmayacağım. Silahım olarak seni seçtim, bu yaraları ben kendime açtım” diyor Perry. Slow olsa damar olurdu, o derece. Bir de albümün ikinci single'ı olan “Hot N Cold”dan bahsetmek lazım. I Kissed A Girl dahil olmak üzere bence “One of the Boys”daki en çabuk yakalayan, en çabuk sevilen şarkı bu. Burda da bağıra çağıra söylüyor ama hiç rahatsız edici değil, zira hem dansa hem rock'a göz kırpan melodisi çok eğlenceli. Pink'in “So What” şarkısıyla biraz kardeş gibiler; çıkış tarihleri belli ama hangi şarkı daha önce yazıldı bilemiyorum.

katy perry2 by you.
Kalan şarkılardan benim için daha ön planda olanlar “If You Can Afford Me”, “Mannequin” ve belki “Waking Up In Vegas” diyebilirim. Daha ağır tempo şarkılar “Thinking of You” ve “I'm Still Breathing” ise oldukça özensiz kalmışlar. Hani bir-iki ay sonra bu şarkılar için albümü çıkarıp dinler miyim bilmem ama üst paragraflarda, “One of the Boys”u hatırlamaya değecek baya bir şarkıdan bahsettik zaten. Belki bu kadar bağırmasa ve sonuç olarak detoneler gelmese, söz ve melodi uyumunda biraz daha zaman harcansa, pop bebeği mi rock starı mı olmak istediğine bir karar verebilse daha rahat dinlenen, daha sevilen bir albüm çıkabilirmiş ortaya. Gerçi kızın yeterince kararsızlık sorunu var zaten, belki bir dahaki albümde de bunu irdeler. “I headbanged and i liked it. I hope my girlfriends don't mind it.” diye bir şarkı yazar.

Perry'nin geçenki Latin Grammy ödüllerinde, söylediği şarkının sonunda önündeki dev pastaya dalması ve sonra sahnede defalarca kayarak ortalığı berbat etmesi, klipte gördüğüm o tutukluğun benim kuruntum olduğunu kanıtlar sanırım. Bu durumda kendisinden önümüzdeki yıllarda yine tartışmalı konulara olabildiğince eğlenceli şekilde dokunan şarkılar ve şahane bir rock'n roll tavrı bekleyebiliriz. Ancak kendisini pop tarihinde çok iyi bir yerlere yerleştirmek için bu albüm yeterli değil. Yılın umut veren bayan sanatçısını ve en çok dinlenen şarkısını buradan alkışlarken albüm konusunda beklentileri yükselttiğimizi, bundan daha tatmin edici işler beklediğimizi iletirim kendisine.

I Kissed A Girl

  • One of the Boys
  • I kissed a girl
  • Waking up in Vegas
  • Thinking of You
  • Mannequin
  • Ur so gay
  • Hot N Cold
  • If you can Afford me
  • Lost
  • Self Inflicted
  • Im still breathing
  • Fingerprints
Puanım: 4/5

Adem ile Elma

Apple by you.

gökten hiç elma düşmedi bu masalda;
hiç tereddüt etmeden yedi diye adem ile havva
kopardıkları ilk elmayı.
Aslında hikaye şöyle başlamıştır;

Tanrı: Sakın elmayı yeme Adem!
Adem: Ama karnım aç :(
Tanrı: Elmayı yeme dedim sana!
Adem: Ben de karnım aç dedim, insanı sinir etme.
Tanrı: Ye de gör…

Bu konuşmanın ardından Tanrı Adem’in yanından ayrılır ve bir süre sonra da Adem elmayı yer. Sonra Şeytan gelir yanına. Adem elmayı yemiş ve yaprağına sıçmıştır;

Şeytan: Ne yaptın olum sen?
Adem: Bir bilsem :(
Şeytan: Olum o ne lan? Fena kokuyor, ögh!
Adem: Abi ben de anlamadım nasıl olduğunu inan. Birden çıkıverdi.
Şeytan: Nerden çıkıverdi lan? Sok onu yerine çabuk Tanrı görmesin.
Adem: Nasıl ya?
Şeytan: Çıkardığın yerden içeri sok, nasıl sokarsan sok ne bileyim ben.
Adem: Aha şuradan bir yerden çıktı.
Şeytan: Delik var lan senin arkanda, o ne olum öyle? Hahahaha.

Tanrı bir süre sonra konuşmaları duyup geri döner. Adem’in yaptığını görünce çok öfkelenir ve onu cezalandırır.

Tanrı: Ben sana o elmayı yeme dememiş miydim Adem?
Adem: Demiştin :(
Tanrı: O zaman cezanı çekmeye de razısın demek.
Adem: ( Sanki razı olmasam cezalandırmayacak, bu da ayrı güzel)
Tanrı: Sana ömür boyu Havva cezası veriyorum Adem.
Adem: Bunu bana yapamazsın.
Tanrı: İlginç bir yaklaşım! Neyse, Şeytan sen de şunu suyla yıka.
Şeytan: Neden ben yıkıyorum?
Tanrı: Cins misin olum sen? Yıka dediysek yıka. Hasta etme adamı.
Şeytan: Yıkamam abi, eğilmem ben yere fıtık var bende.
Tanrı: O ne lan?
Şeytan: (Cahil midir nedir)
Tanrı: Seni duydum.
Şeytan: Çok şaşırdım.
Tanrı: Senin de cezanı düşüneceğim Şeytan, görürsün sen.
Şeytan: Yandık, delirdi yine.

İşte Havva’nın yaratılışı, Adem ile beraber dünyaya gönderilmesi ve Şeytan’ın cehennemde yanma cezası almasının hikayesi böyle gerçekleşti. Farklı hikayelerle buluşmak dileğiyle. Sevgiler herkese.

Değiş artık be!

staindillusion by you.
Bazı şeylerin hiç değişmeyeceğini bilirsiniz. Diyelim saat 18:00'da İstanbul trafiği... Hep kalabalık olacak, hiç şaşırtmayacak. İşte Staind'in albüm trafiği de böyle bir şey. Sürprizlere yer yok. Neyle karşılaşacağınızı biliyorsunuz. Massachusetts çıkışlı grubun altıncı stüdyo albümü The Illusion of Progress'in hangi tarihte yayınlandığını bilmeyen biri, tahminleri arasına 2008'i de koyabilir, 2001'i de. Şarkı yapıları, sözlerin karanlığı diğer albümlerdeki şarkılara o kadar çok benziyor ki, bunu Staind'in karakteristik tarzı olarak da yorumlayabilirsiniz, kendini tekrarlamak olarak da. Kötü olarak nitelendirilmese de çok da enteresan olmayan 13 şarkının bulunduğu albümde belki "Tangled Up In You"yu biraz farklı bir yere oturtmak mümkün. Aaron Lewis'in her zaman insanı etkileyen bir ses rengi olsa da, şarkı sözlerinin yine "karanlıklar içindeyim" tonunda olması bir yerden sonra insana soldan soldan gelmeye başlamasına neden oluyor. Tabii içinizde bitmek bilmeyen bir öfke varsa, başka...

Recep İvedik 2 (Fragman)


Senaryosunu Şahan Gökbakar, Serkan Altuniğne ve Togan Gökbakar’ın yazdığı, yönetmenliğini de yine Togan Gökbakar’ın yaptığı Recep İvedik 2, 12 Şubat 2009 tarihinde vizyona girecek.

Filmin konusu;
Recep'in tek akrabası, kendisi gibi kıllı ve oldukça yaşlı babannesidir. Babanne Recep'in yaşadığı sarhoş aylak hayatı bırakıp adam olmasını ister. Recep İvedik 2, babannesinin istekleri doğrultusunda Recep'in adam olma gayretlerini anlatıyor.

Emona Koyim

Im EMO by you.
Bu kafayla sana vuran çok olur; ama düşersen eğer -ki düşeceksin biliyorum- sana tüm sevgimle bir uçan tekme savurmak istiyorum. Güzel yüzüne geçirip ayak tırnaklarımı, "haklıydım, gördün mü" demeliyim. Çünkü benim sevgim böyle. Şlak! Tam da kurtulduğunu sanarken, sana kallavi bir Osmanlı tokadı patlatsam, ne kadar da mutlu olurum... O kadar uzun yolu, o kadar kısa kaygılarla bitiremeyeceğini bil diye. Niceliğine kapılıp da kibrit ömrü kadar sevinçlerinin, mutlu olurum sanma boşuna. Hatırla bunu diye kulağına dokuzluk inşaat çivisi mi çaksam diyorum... O zarif ayak bileklerine prangalamak istiyorum kendimi, kimden geçtiğini hiç unutma diye. Yoksa sen yine kendi kendine sana yük olduğumu düşün dur, umurumda değil. Belki bir sonraki durağında çözerim kendimi ama yine bağlarım seni değişmeyen bir doğruya. Unutursun çünkü, biliyorum. Tam da şu anda ağzına vermek istiyorum doğruluğumu. Boğul istiyorum pişmalıklarınla. Öğütmek istiyorum seni ve yaşamak istiyorum kıyma gibi hayalinle. Kahretsin!

Biraz zamana ihtiyacı var

A Hundred Million Suns by you.
Snow Patrol'un dillere pelesenk olan şarkısı "Chasing Cars"ın da içinde yer aldığı 2006 çıkışlı Eyes Open, satış rekorları kırmıştı (Albüm, dünyada beş milyona yakın satış rakamına ulaşmış, sadece "Chasing Cars"ı ABD'de 2 milyon kişi indirmişti). Grubun mainstream'e kaymasını sağlayan bu albümün ardından nasıl bir yol izleyeceği merak konusuydu, ki ortaya çıkan sonucun kesinlikle tatmin edici olduğu söylenebilir. Önceki albümleri gibi A Hundred Million Suns'ta da Jacknife Lee (REM, U2, Bloc Party) ile çalışmayı seçen grup, 11 şarkı sunuyor bizlere. Albümü dinlemeye başladığınızda ilk etapta "Chasing Cars" gibi bir hit olmadığını düşünüyorsunuz, ki yok. Fakat bu, dinledikçe acayip sevilecek albümlerden. Yavaş yavaş kanınıza girecek. Müzikal zenginliği had safhada. Pop/rock şarkılar da var, akustikler de, folk ve elektronik öğeler barından da... 16 küsur dakikalık "The Lightning Strike" kesinlikle ilgiyi hak ediyor. ve grup yine duygusallığı 'yapış yapış' olmadan sunmayı iyi başarıyor. Onları özel kılan şeylerden biri de bu zaten.

Noow tişörtleri

Başta noow olmak üzere; play/peyk, ana:kafa, tuvaletsuyu ve mr.blogger tasarımlı tişörtlerimiz geliyor!.."Banada bir tane" dersen eğer, seni şöyle alayım.

ana:kafa ile tanışın!

pley by you.
Yavaş yavaş sosyal bloglarımızı yayına alıyoruz. en son müzik aparatı olan ana:kafa'yı açtık;

ana:kafa; internet üzerinden yerli ve yabancı yüzlerce şarkının dinlediği alternatifsiz bir müzik blogu. ana:kafa, geçmişten günümüze yerli ve yabancı yüzlerce şarkıyı arşivinde barındıyor. herkes bu arşivden sınırsız yararlanıyor. evde, iş yerinde, partilerde, internet bağlantısı olan her yerde bloga kolaylıkla ulaşabilir, dilediği şarkıları bilgisayarlarına yüklemeden, ücretsiz bir şekilde anında dinleyebiliyor.

ana:kafa takipçileri, yakında müzik türlerine, şarkıcılara, yörelere göre özel hazırlanmış onlarca radyo ile ayrıcalıklı bir müzik keyfine erişebilecekler. Her geçen gün takipde olanların taleplerine göre şarkı ve radyoların sayıları çoğalacak, tarzları çeşitlenecek. Herkes kendinden bir şey buluyor, herkes müzik dinliyor!

ana:kafa; LastFM, Myspace ve Boxstr ile içerik ortaklığında bulunuyor. Çeşitli müzik tarzlarındaki yüzlerce şarkı, yasal ve ücretsiz olarak insanların erişimine sunuluyor.

Müzik, Sinema ve Video

Let the music play by you.
Başta bu üçlü olmak üzere daha gevrek yazılar bekliyor bizi. daha ne olsun...

Madem ateşin var...


Ateşin var mı? Sigara içmez misin? Sen kuşları da sevmezsin, çiçekleri de... At kendini şurdan denize, "boşuna bu dünya" de, seni o paklar!.. (Gecenin Öteki Yüzü)

Alamanya mahkumu

ali avaz - alamanya mahkumu by you.
-> yanında bıçağı olan var mı?

bozukdüzen şarkısına bayıldım;

düzen düzen düzen ananı hamsiler kovalaya düzen
fakiri daha fakir eden düzen, işçiyi memuru esnafı köylüyü üzen düzen
seni eşekarıları soksun, balonun şişsin fakirin iğnesi balonunu patlatsın...

Seks seks seks

seks by you.
gördüm, ne ilginç yahu! başka var mı?

Türk malı indie rock: G.e.c.e

gece by you.
g.e.c.e.'nin ilk albümü "İçinde Saklı", bizi çok heyecanlandıran bir kayıt. Türkiye'de daha önce duymadığımız türden, İngiliz esintili indie rock yapıyorlar.
 
Gökçe Balaban, Erdem Başer, Can Baydar ve Eren Cilalıoğlu'ndan kurulu g.e.c.e., 4 yıl önce Kargo'nun Ankara'da bir eğlence mekanında canlı izleyip beğenmesi ile işi ciddiye bindirdi, albümünü de 2008'de Koray Candemir'in prodüksiyonu ile çıkardı. Müzik kanalları 'Aşık mıyız' videosunu ağır döndürdü, ikinci video Aralık'ta yayına girecek.
Beste grubu olarak yola çıkan grup, zamanla barlarda çalmaya da başlamış. Kargo'nun bir konseri sonrası, Koray'ın çaldıkları bara gelmesi ile başlayan tanışma, bestelerin gönderilmesi, fikir alışverişi derken grubun Koray'ı kandırıp albüme ikna etmesi ile pik yapmış.

g.e.c.e., kendi müziğine alternatif rock diyor. Temposu kolay kolay düşmeyen, pek durulmayan, İngiliz rock'ı etkilenimli indie yapıyorlar. Hepsinin de beğendiği bir grup, Arctic Monkeys mesela. Bu bakımdan ilk video klip 'Aşık mıyız', müziklerini gayet iyi özetliyor. Bir konser grubu olmayı istiyorlar ve albümü bu konuda bir aracı olarak görüyorlar. Albümde 'Kırmızı' dışında ağır aksak bir şarkı yok. 'Kırmızı' da kayıtlar sırasında, Koray Candemir'in tavsiyesiyle, dinleyenler tempodan fenalık geçirmesin diye bestelenmiş. Zaten g.e.c.e.'nin çift katlı anlamları olan, inceledikçe derinleşen, duygusal şarkılar yapmak gibi bir derdi de yok. Şarkılarına kendileri de büyük anlamlar yüklemiyor, dertleri eğlenmek. Zaten konserlerine de kendileri eğlenirken, onlarla birlikte eğlenelim diye gelmemizi istiyorlar.

g.e.c.e - aşıkmıyız

The Texas Chainsaw Massacre

teksas katliamı by you.
kesinlikle iğrenç-korkunç filmlerin en iyisi. testere de neymiş?!
imdb - trailer - amazon

Keane - Perfect Symmetry

Keane - Perfect Symmetry by you.
Hangimiz Keane'nin yeni Thompson Twins olduğunu tahmin edebilirdi ki? Mutlu piyano üçlüsü, Coldplay ve diğer ilahi Brit-pop gruplarına sırtını dayayarak ayakta duruyordu. Ama Perfect Symmetry'de (Prodüktörlüğü Stuart Price ve poz sihirbazı Jon Brion tarafından yapıldı), klavyeler coşkulu bir hale döndü, melodiler neşeli bir dönüş yaptı ve şarkı yazarı Tim Rice-Oxley içindeki Howard Jones'a yönelmeye başladı. Sonuçsa şaşırtıcı derecede tatmin edici: Keane'nin derin, kuvvetli hislere sahip, 80'lerin muhteşem pop enerjisiyle sıkıştırılmış 11 şarkılık albümünün sergisi. "Spiralling" ve "Pretend That You're Alone" karşı konulamayacak dans-pop parçaları, "Better Than This" ise David Bowie'nin "Ashes To Ashes"ından aşırılmış klavyesiyle hayli akılda kalıcı. Keane baladlar görkemlileştikçe yine aşırı duygusal ve melankolik bir eğilime doğru yöneliyor (synth yüklü "Perfect Symmetry"nin hayat üstüne derin düşüncelerine bir bakın) ama kederli anlar bile yüzünüzde tatlı bir gülümseme bırakıyor.

1 - Spiralling
2 - The Lovers Are Losing
3 - Better Than This
4 - You Haven't Told Me Anything
5 - Perfect Symmetry
6 - You Don't See Me
7 - Again And Again
8 - Playing Along
9 - Pretend That You're Alone
10 - Black Burning Heart
11 - Love Is the End
12 - My Shadow
amazon - last fm - myspace

# Ünlü pin-up modeli Bettie Page öldü: 50'lerde çektirdiği fotoğraflarla pop kültür ikonu haline gelen Page, 85 yaşında yaşamını yitirdi.

Keane - Spiralling


Pek hoş bir Keane şarkısı. insan şarkıya katılmadan edemiyor, özellikle "did you wanna be in love?, did you wanna be in love?" kısmında parmağını sallayıp sorarak arkasından da "çaat!" diye tokat çakıyormuş gibi yapmak istiyor. canım çekti, dinleyelim;

i’m waiting for my moment to come (zamanımın gelmesini bekliyorum)
i’m waiting for the movie to begin (filmin başlamasını bekliyorum)
i’m waiting for a revelation (bir vahiyi bekliyorum)
i’m waiting for someone to count me in (beni hesaba katan birini bekliyorum)

cos now i only see my dreams (çünkü şimdi tek görebildiğim düşlerim)
in everything i touch (dokunduğum herşeyde)
feel their cold hands on (soğuk ellerini hissediyorum)
everything that i love (sevdiğim herşeyin üzerinde)
cold like some magnificant skyline (görkemli bir ufuk gibi soğuk)
out of my reach but (ulaşabileceğimin ötesinde ama)
always in my eyeline now (daima gözümün önünde şimdi)

we’re tumbling down (devriliyoruz)
we’re spiralling (yuvarlanıyoruz)
tied up to the ground (karaya oturmuş halde)
we’re spiralling (yuvarlanıyoruz)

i fashioned you from jewels and stone (seni mücevher ve taşlarla biçimledim)
i made you in the image of myself (seni kendi suretimden yarattım)
i gave you everything you wanted (sana istediğin herşeyi verdim)
so you would never know anything else (böylece başka hiçbir şey bilmeyecektin)

but everytime i reach for you (ama sana ellerimi her uzattığımda)
you slip through my fingers (parmaklarımın arasından kayıp gittin)
into cold sunlight (soğuk gün ışığına)
laughing at the things (gülerek o şeylere)
that i had planned (benim planladığım)
the map of my world gets (dünyamın haritası git gide)
smaller as i sit here (ufalıyor burada oturdukça)
pulling at the loose threads now (başıboş ipleri çekiştirerek şimdi)

did you wanna be a winner? (kazanan olmak istedin mi?)
did you wanna be an icon? (bir ilah olmak istedin mi?)
did you wanna be famous? (ünlü olmak istedin mi?)
did you wanna be the president? (başkan olmak istedin mi?)
did you wanna start a war? (bir savaş başlatmak istedin mi?)
did you wanna have a family? (bir aileye sahip olmak istedin mi?)
did you wanna be in love? (aşık olmak istedin mi?)
did you wanna be in love? (aşık olmak istedin mi?)

when we fall in love (ne zaman aşka düşsek)
we’re just falling in love with ourselves (aşka düşüyoruz sadece kendimizle)

rss değişikliği

değerli takipçiler! haberiniz olsun, RSS adresimizi değiştirdik. daha önce feeds.feedburner.com/feedshdemirbas olan rss yayınımız, feeds.feedburner.com/blogzin olarak değişmiştir. lütfen alıcılarınızın ayarlarını bu şekilde düzeltiniz!

internet marketi // 1

sevimli blogzin okurları, bugünden itibaren her cumartesi ve çarşamba günleri olmak üzere, çeşitli türk blogları ve web sitelerinden arakladığımız en güzel yazı linklerini amele gibi topluyoruz. hiç bir yerde yok bu linkler :) blogzin yazarları'da internet marketi ne katkı sağlayacaklarmış? öyle mi? hıı? hadi bakalım gösterin hünerlerinizi. buyrun ilk topladığımız kırıntılar;

  1. Karbonizma: Karb10izma: 10 Numara Bir Bayram Sonrası
  2. Terbiye: Atatürk Öldü Biliyor musun?
  3. Mütemadiyen: ölmeden önce girmeniz gereken 5 site
  4. Pucca günlük: Love, where are you waiting?
  5. Chip:  GMail'e şimdi de görev planlayıcı eklendi
  6. BusinessPundit: Kriz sonrası logolar nasıl değişti?
  7. Emre Zeytin: Wordpress Post-Ticker Eklentisi
  8. Erman Haskan: Bilimin Açıklayamadığı Keşifler 
  9. Hasan Yalçın: Login ve Kayıt Sayfaları 
  10. Wolkanca: Hafize ana

sɹǝʇ yazılar: fliptitle

başta gereksiz gibi görünen bu uygulama yazılarınızı tersine çeviriyor. neyinize yarayacak? artık şifreleriniz daha güçlü olabilir, msn hesabınızı 'tersden' kullanıcı adı olarak kullanabilir ve arkadaş ortamınızda muhabbet konusu olabilir. örnek: ʎoqǝlƃooƃ@live.com Buyrun merakta kalmayın.

Radiohead - House of Cards

house by you.
RadioheadHouse of Cards” videosu Google'da yayınlanmaya başlamış. Görüntü; yapımı canlı ve 3D izleyicisi olarak, kullanım boyunca veriyi fare imleçi ile idare edebiliyor ve gözünde videoyu canlandırabiliyorsun.

Görüntülerin nasıl yapıldığını görmek için buraya bakabilirsiniz. Yönettiğin bir görüntüyü zahmet edip paylaşabilirsin, eminim bizlerde izlemekten büyük keyif duyacağız. (vimeo veya diğer video servislerine yükleyebilirsin)

A.R.O.G çalıntı mı?

şurada okuduğum habere göre Cem Yılmaz'ın A.R.O.G'u 2004 yapımlı RRRrrr filmine benzerliği ile konuşuluyor, yoksa çalıntı mı? maddeler halinde sıralamışlar, okumak lazım!

Dido sağlam döndü

dido by you.
Söze, 5 yıl aradan sonra yeni albümüyle huzurlara çıkan Dido'nun bundan önceki iki albümünün, İngiltere'deki her 6 evden birinde bulunduğunu söyleyerek başlayayım. Bu enteresan ve beklenmedik bilginin ardından gönül rahatlığıyla onun bu 'eve dönüş' yolculuğuna geçebiliriz...

Zira Dido'nun 9 milyonluk satış rakamına ulaşan Life For Rent ve 10 milyonun üzerinde satan No Angel'ın ardından geri dönüşü sahiden de etkileyici oluyor. 90'lı yılların ortasında dikkatleri Faithless'la yaptığı işbirliğiyle çeken Dido, kendi kanatlarıyla uçmaya başladığı çıkış albümünü yayınladıktan sonra kadın vokaller arasında sağlam yer edineceğini kanıtlamıştı. Kelimenin tam anlamıyla buğulu ve içli vokaliyle nice yürekleri dağlamış, naif ve sevecen görünümüyle şarkılarındaki sakinlik ve romantizmi yansıtmayı becermişti...

Uzun süreli ayrılığın ardından, Jon Brion'un desteğiyle ortaya çıkan Safe Trip Home'da ağabeyi, başarılı yapımcı Rollo Armstrong'un yanı sıra Brian Eno ve Mick Fleetwood'u ağırlıyor. Dido'nun hüznü yerli yerinde dururken albüme katkıda bulunan bu ağır topların da etkisiyle derdini akıcı ve çarpıcı bir biçimde anlatan şarkılar da, Dido'nun dönüşünü uzun zamandır bekleyenler için ziyadesiyle tatmin edici oluyor. Haa unutmadan Look No Further, ücretsiz indirilebiliyoruz!

DİDO - Safe Trip Home
SONY BMG

YouTube Bakanı

Binali Yıldırım der ki;

"YouTube meselesi maalesef amacını aşan bir noktaya getirildi. Bundan biz de rahatsızız"
Yapma babacım, youtube'mu geri ver!

South Park'tan afili veda

South Park
Benim gibi South Park hayranıysanız, bu gerçeğe kendinizi alıştırsanız iyi olur: South Park er ya da geç bitecek. Ama finalin gösterişten yoksun olacağını düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Serinin yaratıcılarından Trey Parker, bir sinema filmiyle veda etmeyi düşünüyormuş. South Park kahramanları 1999'da çekilen South Park: Bigger, Longer & Uncut ile ilk beyazperde deneyimlerini yaşamıştı, ama bu seferki başka türlü bir şey olacak. Merak etmeyin, dizinin bitmesine daha çok var, ama yapımcılar tarafından o gün için bir "muhteşem fikirler deposu" oluşturuluyor şimdiden. Bunun nesi kötü?

System Of A Down - Chop Suey


Ben onların politikasına değil, şarkılarına bakıyorum

ey okuyucu! fazla sıkmayacağım seni, haberin olsun temayı yeniledim. küfür etme lam, biliyorum bu 17. tema ama n'apim olm sıkıldım işte!

Komiksin biliyosun di mi!

emo2 by you.

-İnsanı deli eden, saç yolduran, camdan atlattıran birkaç cümle içermektedir. Verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.-
Bir oturuşta altı adet hamburger yiyebilirim. Yanında büyük boy patates cipsi ve büyük boy kola... O dana etiyle beraber ketçap ve mayonez, marul ve domates harika oluyor. Hele ki hardal da koydular mı… Seviyorum karşı olduğum halde, dayanamıyorum. Bunun komik tarafı ise, bunu evde tek başıma hazırlayabilirim ve daha sağlıklı olur. Peki, ne katıyorlar içine de böyle lezzetli oluyorlar. Bunu ele alırsak, ben bir oturuşta bir paket mantı da yiyebiliyorum ama aynı tadı alamıyorum. İşin mantığı ne? Emperyalizmi içimizde yaşamak mı? Can boğazdan gelir haliyle.

Burada bi’ nokta koymak isterim. De Facto’nun yaptığı reklam çok hoşuma gitmişti. “Jeans Amerikan Şalvarıdır.” harika bir slogan olmuş. Haklılar, Amerikanya’daki çiftçi ve işçi kesiminin yöresel kıyafetleri değil miydi zamanında jeans? Adamlar bunu marka haline getirebilmiş, maşallah. Hatta bunun üzerine çeşitlerini, yeni modellerini çıkarmışlar. Hatta ve hatta, ‘yerli jeans’ Mai bile var. Yerli mi? Bi’ saniye, hani “Amerikan şalvarıydı” bu. Bende de var bir iki tane. Evde oturmak için pek müsait değil açıkçası bu kotlar. Biz beyler biliriz, oturup kalkarken birazcık rahatsız ediyor, bacak bacak üstüne rahat atılmıyor.

Bu ilginç tasarım harikalarının satış mantığı nedir ki? Bunu çok basit düşünerek çözmeye çalıştım ve şu sonucu buldum. “Yeni nesil gençlik” dediğimiz ‘ciks’ kişilikler, farklı takılmayı pek bi’ seviyorlar. Örnek olarak yırtık pırtık kotları söyleyebilirim. Yani kotu yırtık olan birine acımaz mıydık? “Vah yavrum… Yazık ya, fakir fukara bunlar bir yardımda bulunsak.” Kesinlikle neden bu! Firmalarda eminim şöyle demiştir; “Kardeşim bu millet farklılık bekliyor, artisliğini yapacak bir şeyler istiyor. Verelim bizde ne istiyorlarsa.” diyip sıfır kol boğazlı kazak çıkarıyorlar piyasaya. Yorum yok…

Farklı olmaya çalışan insana bir şey demem aslında. Okulumuza konferansa gelen bir iş adamı; “Hayatta aykırı olan kazanır.” diye bi’ söz söylemişti bize. Kesinlikle haklı. Haklı tamam da, bunu başka yerinden anlayanlarda var. Kim mi? Tabi ki 21. yüzyılın medeni ‘kro’ları EMOlar. Pekala nedir bu EMO? Yanlış, bilemediniz, “Elektrik Mühendisleri Odası” değil. İlk başta ‘e’, ‘m’ ve ‘o’ harflerini kullanarak bir şeyler üretmeye çalıştım ama kendileri kadar saçma bir şey bulmadım. O yüzden şöyle demek istiyorum; kişilik arayışı içinde kaybolmuş, bir takım embesil topluluğu. Biraz araştırma yapmıştım ama hiç birini buraya yazmayacağım, bi’ ton müzik grubuyla karşılaştım ve hiç birisi hakkında hiç bir şey bilmiyorum.
emo by you.
Dediğim gibi kişilik bozukluğu olan insanlar bunlar. ‘Rock’çı kesimin arasındaki farklılaşmış gruplardan bir şeyler toplamışlar. ‘Heavy Metal’ kesimden siyah rengi ve piercing’i almışlardır, ‘Punk’ kesimin kullandığı farklı saç renklerini ve GORA’daki Arif’in saç modelinin uzatılmış halini benimsemişlerdir. Kısaca şöyle özetleyebilirim; pokemon özentileri. Hepsi birer ‘anime’den çıkmış gibi. Suratlarına yerleştirdikler aptal ifadeyle ‘masum kız’ numarası yaparken, cesur giyimleriyle dikkat çekiyorlar. Google’la; “gugıl be! bize birkaç tane emo göstersene eğer işin yoksa” yazarsanız size kesinlikle, “0.05 saniyede 72.700.000 sonuç bulunmuştur.” diyerek havasını atar ve dişi emoların ne kadar cesur giyindiğini görürsünüz. Aklımızdan çıkarmayalım deli cesareti var olan bir olgu. Ha! Erkekleri deseniz, onlar siyah renkli ‘pikaçu’ işte.
Ve geldim en sevdiğim bölüme. Karşınızda “Emo Dili”. Kendileri farklı bir dil geliştirmişler. Bazen gizli bilgilerimi bu dillerle dost ajanlara yollamayı düşündüm ama sonra kendim bile yazdığım şeyi anlayamayacağım için vazgeçtim. Feyzbuk’ta takılır iken gördüğüm birkaç örneği paylaşmak isterim:
          “bu abiN fUtBollccHumuydu neydi QaYsERİ ıh ıh yhaNi...pHeniMlle efLennİr mİsİN??? YHaa lÜtfeN amAaaAaa.......”

          “haDiiiiiiiii LennN MErwİiiiİİ Qıss SAbAhtaN aKSAmaAa qADArr CAlıOOooo HiÇmiiİ dUymUYoN beAaa......”

          “ebet bencede asqImMmmm ıImmMmmHhhhh cıqmısHın beNn saNa qoY dİE bosHunnnamI deDİmMMMM..........”
Word Programı bile bu satırları(?) yazmakta zorlandı. Kesinlikle ekleme ve çıkarma yoktur. Aynen buraya koymuşumdur cümleleri(?). Çok anlayışlı davranmaya çalışıyorum ama nafile. Hadi imla noktalama kurallarına uyulmuyor, Feyzbuk’ta yazıyorsun gerek yok. Kabul! Hadi böyle başka gözüksün diye büyük harf-küçük harf karmakarışık kullandın. Kabul! İyide efendim, ‘v’ yerine ‘f’ler, ‘k’ yerine ‘q’lar ne oluyor. Allah’ını seversen hadi Türkiye’de yaşamıyorsun, hangi ülkede böyle bir imla var arkadaşım. Bu insanımsı varlıklara bakıp bakıp ibret alıyorum. “Allah’ım, kabul, çok boy vermedin bana ama hiç olmazsa akıl verdin.” diye dualar ediyorum.

Asıl anlatmak istediğim şeyleri anlattım ve rahatladım. Şimdi en başa dönmek istiyorum (Tarantino misali). Mc Domalts… Sanırım her şeyi ismi anlatıyor zaten. Yarın ilk işim bi’ ‘whooper menü’ almak olacak!

Not: Sevgili word programım… Kendi isminin bile altına kırmızı çizgi koyacak kadar salak olduğunu açıkçası düşünememiştim. Senden özür diliyorum. Az önce yazdığım yabancı kelimeler yüzünden ortalık kan revan oldu. Sevgilerle H.D.

Döverek mi dövünerek mi ?

bisiklet by you.
A kişisi- Bazı problemlerim var.
B kişisi: Dövelim.

denek bir sorunlari döverek çözer. kafası rahattır. (burda denek tabiki a kişisini dövmüyor. burda şiddetin ne hoş ne güzel şefkatin mesajı vermiyoruz.)( yav düşündüm de problemi değilde problemi olanı dövmek fena fikir değilmiş. fikrim parantez parantez değişiyor)

A kişisi: Problemlerim var.
B kişisi: Vah vah vah ( Dövünme efekti)

denek iki sorunu dövünerek çözme eğiliminde. bu denek problemini dövemeeyen çözümünü döver durumundadır. ( çok karışık benim kafam)

Daşlar, Gayalar, Yağmurlar yağsın!

karga_2 by you.
Garga Guşu Günnük
Binlerce yıllık hasretin artık bitmesini diliyorum. Zira tarih boyunca insanlarmız hep böyle bir olayın vuku bulacağını söylemişler. Ancak zaman ve mekanı konusunda bilgi vermemişler. Belki kendileri de bilmedikleri, belki de o tarihte yaşayacak olanları kıskandıkları için olappidi. Ama artık gerçekleşsin. Zira ben bu olaya şahit olmalıyım, onu bizzat yaşayanlardan olmalıyım diye düşünüyorum.
Evat! Artık gökten gafamıza daş yağsınnn! Hatta olay, büyüklermizin söylemlerini de aşsın ve sadece daşlar değil gayalar da yağsın üzerime istiyorum. Kamyon damperinden boşanırcasına, yamaçlardan aşşaa yuvarlanırcasına, daşla karışık yağmur değil daş ve gayanın bizatihi kendisi boca edilsin istiyorum.
İlk düşen daşla, o anı yaşamanın sevinci dolsun yüreğime. Ardından dur durak bilmeyen daş ve gaya sistemleri ağzımı burnumu dağıtsın. Kafam gözüm yarılsın. Ama acı duymak ne kelime... Bizlere kafamıza daş yağacak müjdesini verenlere "işte o beklediğimiz an geldi, siz göremediniz, yaşayamadınız ama işte yağıyor, gayalar benim kafama düşüyor" biçiminde haykırayım o an. Oh be!!!

Bruce Springsteen

Severek takip ettiğim standart amerikalının standart kaybeden hikayelerini anlatan ozanı Bruce Springsteen "My Lucky Day" ile karşınızda. Kendini sevdiriyor.

My Lucky Day

DVD Kulak: Serenity {2005}

serenity1 by you.
Buffy'nin mucidi, yazar/yönetmen Joss Whedon DVD'deki takdim konuşmasında "Bu tümüyle sizin filminiz," diyor. Biraz daha dürtükleseler "Benim suçum değil!" diyecek sanki. Ortada kabahatli bir kimse varsa, o da filme kaynaklık eden western soslu bilimkurgu dizisi Firefly'ı yayından kaldıranlar. Dizinin ne kadar çok seveni olduğunu ancak ondan sonra anlamışlar. Telafisi karşımızda duruyor. Hayran sahiplenmesinin yarattığı sonuçlar bakımından hem TV hem de sinema tarihinde bir ilk!
serenity2 by you.
Dizinin adını ilk kez duysanız da filmin özgün, sürükleyici ve esprili hikayesinden keyif almamanız için bir engel değil bu; çünkü steril bir bilimkurgu değil. Hava taşıtları kapkara bir duman bulutu bırakarak ilerliyor. Yamyam uzay korsanları dışında tuhaf mahlukatlar yok. Özel güçleri yavaş yavaş açığa çıkan bir dişi kahraman (Glau) var ve galaksiyi demir yumruğu altında inleten Müttefikleri yok edebilecek komploda anahtar rol oynuyor.

Ekstralar: Görsel efektlerin yapımı. (7 dk.) Comic-con fuarındaki soru/cevap oturumundan görüntüler. (9 dk.) Sesli yorumla 9 silinmiş sahne (14 dk.) Çekim hataları (6 dk.) Yapım belgeseli. (20 dk.) Yönetmenin sesli yorumu dahil tümü Türkçe altyazılı.

Satın al | Trailer | Uzayın derinlikleri

Yeni arkadaşlar

Friends by you.
Hepimiz Yaşıyoruz..her gün yeni şeyler yapıyoruz..sonuçlarını alıp..o günkü yaşamımıza son veriyoruz,arkadaşınız var..ama gariptir ki..kankasıyla tartışıyor..ve siz onunla birlikte kankasıyla konuşuyorsunuz..ve size küsüyorsa..ne olur biliyor musun..arkadaşınız Egoisttir..degişmez bu yani kendinizi yenilemek istersiniz..çünkü artık yaşam size bi anlam vermez...hep aynı kişilerle konuşamazsınız..adları sansürleyerek anlatmak gerekirse...


X ve Y yi toplu konuşmaya aldım X
"naapıyosun lan"
dedi..bende
"T ile konuşuyorum"
dedim
.."Zaten Yeni Kankan Degil Mi ?"
Dedi..sonra işte cevabı yapıştırdım..devam ettim yoluma baktım Tye söyledim olanları..artık T ile takılıyorum..yeni arkadaşlarla 7-8 gün..
adrenalin yüksek çocuk uyan

Berlin'den Aslan geçti

Taraftar by you.
Hertha Berlin – Galatasaray, UEFA Kupası maçı dakikalar önce sona erdi. Milan Baros’un 69. dakikada penaltıdan attığı golle birlikte Galatasaray grupta 9 puana sahip oldu ve gruptan çıkmayı garantiledi. Gruptan birinci olarak çıkma ihtimali de yüksek, ve bu büyük bir avantaj çünkü grup birincileri, grup üçüncüleriyle eşleşiyor UEFA’da.

Açıkçası Galatasaray’ın bu sezonki futbol anlayışına göre ilginç kaçan bir maç seyrettik. Öncelikle şunu belirtmek gerekir, kesinlikle kötü bir oyun sergilemedi Galatasaray; ama Skibbe'nin oturtmaya çalıştığı sistem ile çok çelişti takımın bu akşamki futbolu, özellikle de ilk yarısında. Hatırlayalım, Skibbe ağırlıklı olarak yerden ve kısa paslarla organize bir şekilde ilerleyen bir futbol anlayışını yerleştirmeye çalıştı Galatasaray’a geldiği günden beri. Zaten takımın büyük beğeni kazanan Olympiakos ve Benfica maçlarını da seyredecek olursanız bu futbolun izlerine çok rahat bir şekilde rastlarsınız.

arda by you.
Bu akşamki maçın ilk yarısında ise, daima havadan orta mesafeli paslar ile Berlin ceza sahasına yaklaşmayı denedi Galatasaray. Doğrudur, belli bir noktaya kadar işe yaradı bu; ama Skibbe’nin böyle bir oyun anlayışını tercih edeceğine hiç inanmıyorum açıkçası. İkinci olarak da, ceza sahasına girmekten çekinen bir takım seyrettik maç boyunca. Her ne kadar ikinci yarıda bu sistemden vazgeçilse de, ilk yarı boyunca defalarca ceza sahası dışından çekilen şutlar seyrettik. Bu şutlar kötü değildi elbette (Sabri bütün hayatı boyunca bir istisna olarak kalacak.), keşke Lincoln’ün şutlarından biri gol olsaydı da bahsetmeye bile gerek duymasaydım; ama öyle olmadı ne yazık ki. Pek çok defa ceza sahasına girmek yerine kalecide ya da Alpler’de son bulan şutlar seyrettik. İkinci yarıda yere daha fazla yaklaşan Galatasaray, uzun bir süre Hertha Berlin’i kontrolü altında tuttu, penaltıdan gelmiş bile olsa golü de hak etti.

İkinci yarının ilerleyen dakikaları Galatasaray için bir korku filmi gibiydi. Mağlubiyet ile auf wiedersen’in aynı anlama geldiği Hertha Berlin’in baskısı ve ataklarına karşılık alınan önlemler açıkçası hiç de tatmin edici değildi. 1-0’ın yeterli olacağı maçta inatla rakip kaleyi zorlamak isteyen Skibbe’nin Sabri yerine Emre Güngör’ü, Baros yerine Nonda’yı alarak aslında savunmaya pek de takviye yapmaması, Berlin’in ataklarının yoğunlaşmasına sebep oldu sadece. Neyse ki, bir kaza olmadan maç sona erdi; ama eminim ki Berlin’in 20 dakikası daha olsaydı Galatasaray’ın maçı kazanma şansı sıfıra inerdi.

Galatasaray’ın 3 yabancısı, Kewell – Baros - Lincoln, hala önceki UEFA maçları günlerini aratsalar da başarılı bir performans sergilediler. Özellikle de normal şartlar altında yerden kalkmayan, koşmak nedir bilmeyen Lincoln, kaptan olarak çıktığı bu maçta, takımına galibiyeti getirmek için büyük çaba sarf etti. Sakatlıktan çıkan isimler Barış Özbek ve Mehmet Topal’ın takıma uyum sağlamak adına kat edecekleri yol var hala. Özellikle de Barış Özbek, maç boyu sergilediği inişli çıkışlı performansıyla sürekli korkuttu bizi, biraz daha zaman gerekiyor kesinlikle. Servet’in de elmacık kemiğinin kırılmasından sonra artık o kadar cesur oynamadığını fark etmek zor değil. Metalist maçında yaptığı hatanın özrü olamaz elbette bu; ama eski performansını beklememek gerekiyor tahminimce en azından bir süre. Sabri içinse söyleyecek söz bulamıyorum.

Türk sinemasının en çok izlenen filmlerinden biri olan Recep İvedik oyunu olacakmış.

İndiroeli


Ellerim beni korkutmaya başlayalı oldukça uzun zaman oluyor aslında. Durdukları yerde duramıyorlar. Onları kontrol eden ben değilim, bundan şüphem yok. El dediğin hiç kafasına göre takılır mı? Bunlar takılıyor işte. Kafalarına göre oraya buraya takılıyor ellerim. Toplum içinde beni rencide edecek davranışlarda bulunuyorlar. Anlatamazsın ki insanlara!.. Bu insanlara neyi anlatabiliyorsun ki bunu anlatabileceksin? El dediğin istediği gibi, orda burda sevişir mi canım?! Hem nerden öğrendiler bunu yapmayı? Ben uyurken beni terk edip bir yerlerde başkalarının elleri olarak sevişecek halleri yok a! Akıl sır erdiremiyorum. Geçenlerde otobüste pek yaşlı bir adamın -çok afedersiniz- penisine doğru ilerliyorlardı ki otobüsten dışarı zor attım kendimi. Hayır, bir dalgınlığıma gelse n’aparım ben! Bu kadarla kalsa iyi, sonraki günlerden birinde sokaktan geçen bi kadının eteğini kaldırmalarına ramak kalmıştı ki koşarak karşıya geçtim. Sağı durdursam sol başlıyor. Yahu yapmayın etmeyin! Hem ben lezbiyen bile değilim. Ayrıca lezbiyen olsam da sokaktan geçen kadınların eteğini kaldırmazdım. Sanırım. Cinsi sapıklıkları yetmiyormuş gibi hırsızlık da yapıyor bunlar! Marketten bigudi, jöle, saç köpüğü, çıngıraklı çorap filan çalmışlar. Hem de kurtaramadım bu sefer kendimi, yakalandım. O an en çok korktuğum şey birinin bana ‘Neden çaldın?’ diye sormasıydı. Cevap olarak ‘Açtım.’dan başka bir şey bulmaya çalıştım ama insan baskı altındayken kafası da çalışmıyor. Allahtan kimse böyle bir şey sormadı. Özür dileyip, bir daha olmayacağını, bir an kendime engel olamadığımı söyledim. Aldıklarımın -pardon çaldıklarımın- parasını ödeyip çıktım. Kısaca şunu söyleyebilirim: ben bu ellerden ancak karşılıklı ve gönüllü bir sevişmede faydalanabiliyorum. O zaman kafam rahat bırakıyorum kendimi, onlar biliyorlar nasıl olsa işlerini. Alan memnun oluyor satan memnun. Satan derken yanlış anlaşılmasın çok rica ederim, ben elektrik idaresinde memurum. Daha doğrusu geçen seneye kadar memurdum. Memur demişken anlatmadan geçmeyim: Efendim ben masamın başında verilen parayı alır, faturaları işlerdim. Sıradan her veznedar gibi bir veznedardım kısaca. Yani gelenle de, gidenle de, duranla da pek muhabbet etme gereği duymazdım. Ben aslında genel olarak muhabbet etme gereği duymam. Mecbur kalınca konuşurum. Bu da yumuşak huylu, sessiz sakin bir kişi olarak tanınmama sebep olur. Dairede de böyle bilirlerdi beni. Sorsanız kalender, mülayim, dürüst… yani aklınıza ne kadar iyi sıfat geliyorsa onları söylerlerdi. O güne kadar yaptığım hesaplarda ne eksik ne fazla hiçbir yanılma olduğu görülmemişti. Ama o gün (ah o gün yok mu o gün!) hesaplarda yüklü miktarda eksik çıktı. Bu eller daha çığrından çıkmamıştı o zamanlar, ben de bu yüzden dikkat etmiyordum pek. Hayır, ben kendimden de yaptığım hesaptan da eminim. Ama nasıl anlatacaksın bunu şefe? Anlatamazsın ki! Hemen karakola götürüldüm. Şunu söyleyeyim ki az önce sıraladığım sıfatlar yalnızca yaka paça edilmeme konusunda işime yaradı. Bizim şef sağ olsun o kadar da kaba davranmadı. Neyse efendim; nezarethaneler, mahkemeler, davalar… Elbette memuriyetime son verildi. Kimselere diyemedim paranın çantamdan çıktığını. ‘Hakim Bey, ben parayı yanlışlıkla çantama atmışım, bir an boş bulunmuş olmalıyım.’ mı diyecektim yani?.. Denmez! Anlatılmaz! Zaten ben de kendimden şüphe duyuyordum o sıralar. Bu ellerin böyle olduğunu anlamam uzun zaman aldı. Ne diyordum? Mahkeme? Hah, doğru ya! Bu tür davalarda genelde yapıldığı gibi borcumu bir an önce ödeyip tutuksuz yargılanmama karar verildi. Para zaten bende olduğundan birkaç gün içinde kuruşu kuruşuna geri ödeyebildim. Mahkeme ise hala devam ediyor. Sonuç ne olacak bilemiyorum. Bildiğim tek şey bu olanların hiçbirinde benim suçum olmadığı. Ama anlatamazsın ki!..

İşte size anlatıyorum ve şu an deliyebakargibi baktığınız için beni buna pişman ediyorsunuz. Hem sizin bir ruh doktoru olarak ruhhastasınabakargibi bakmanız gerekmiyor mu kuzum? Yanılıyorsunuz, bileklerimi kesmemin intihar teşebbüsü olduğunu bence şu an - afedersiniz- kıçınızdan uydurdunuz. Benim niyetim yalnızca şu ellerimden kurtulmaktı. Fakat size gelişimin bununla da bir ilgisi yok. Yani bir bakıma yok. Burada bulunuşumun sebebi ellerimi (bileklerim de dolaylı olarak işin içindeler elbette) kesmek istemem değil, kemiği kesmek için jiletin yeterli olmayacağını düşünememem.

Problem çözme becerimi geliştirmeme yardımcı olabilir misiniz? Ya da belki dikkat eksikliği gibi bir sorunum vardır, buna yardımcı olabilirsiniz. Ha, bir de eğer zahmet olmazsa analitik düşünme konusunda yardım edebilirseniz memnun olurum. Malumunuz şimdi bir de iş aramam gerekece

Siz hiç en iğrenç espiri gördünüz mü?

naber güllük?

Giraffe1 by you.
Arada bir de olsa ugradigim cigerfarem Günnük;

Niyse! Herseyin bir sebebi oldugu gibi sana bir süredir yazmayisimin da bir sebebi vardir herhalde. Bu kisa süre içinde yogun bir çalisma içerisindeydim. Zira bambaska bir kitap icat ettim ve onu yazmakla mesguldüm. Kitabin konusundan ziyade sekli çok önemli. Bu tarz bir kitapla bir kerede iki ve daha fazla kitap okumak gayet ve de mümkün. Bu yeni kitap olgusuna "Girift Kitap" adini verdim. "Giraffe Book" seklinde ingilizcemize ercüme ettigim bu yeni nesil kitaplarla artik bir tek kitap alacak ama yazan kisinin yetenegine göre iki, üç ve daha fazla kitap okuyabileceksiniz. Nasil mi? Ahan size birkaç örnek ehehehe:
Assaadaki ilk örneemizde yaziyi bastan sona da okuyabiliriz veya sadece gırmızıları okuyabiliriz. Eger sadece gırmızıları okursak bütün yazinin bir özetini okumus oluruz adeta:
Örneh 1:

Bu sabah çok erken uyandim. Agustos
böcekleri bile hala gece sanarak ötümlerini sürdürüyorlardi.
Sicaklari bazinda takdir ettigimiz bir zaman
ama böcekleri bazinda istenmeyen bir dönem olan Agustos böyle
olmasina ragmen erken kalkima mahal vermeyen bir ay olarak taninir aslinda
Ikinci örneemizde de bütün yaziyi okursak bir hikaye ya da romani, yok sadece mavileri okursak agustos böcekleri ve karincalarla ilgili bir ansiklopediyi okumus oluruz:

Örneh 2:
Bu sabah çok erken uyandim. Aklimda dün geceki filmden bir replik kalmisti:
Agustos böcekleri son derece sevimli ve bir o kadar da pisirik hayvanlardir.
Hiç kahvalti yapmak istemiyordum ama annemin sözleri kulaklarimda çinliyordu:
Kitirpiyoz karincalar bile sabahlari mutlaka bir agustos böcegi yerler.
Bu yüzden çabucak kalkip yikandim ve kendime bir sofra hazirladim.
Sabah kahvaltisi bittiginde çalismaya baslamanin vakti gelmis demektir.
Ben de yazar olduguma göre aldim kagidi kalemi elime ve basladim yazmaya:
Günümüz karincalari yuvalarini kendileri yapmayip taseron hayvanlara yaptirirlar

Bir günnügün sahip olabilecegi en kit beyne sahipsin. Dolayisi ile senin aklin ermez bunlara. Hadi bakim devril simdi karsimdan. Ben de "Formula1 Yarislari" ve "Ergime Kon Destani"yla ilgili girift kitabimi yazmaya devam ediym.

Sargi Dolu Bezlerimle,
Halanin kayni Harun.

Sen gir, biz de girelim: http://tinyurl.com/5mrz9m

Hilal ve Yıldız tekrar buluşunca, her zaman ki gibi yine güzel görüntü ortaya çıkıyor.