Ya Beni "Like"lamazsa?



Eskiden biriyle tanışmak, belki şans yaver giderse ikinci buluşmayı ayarlamak günler alırken artık bu süre dakikalara indi. İnsanlar eskiden çekingenken şimdi 140 karakter kadar cesurlar. Çok şikâyetçiyim. Çünkü hayat bu kadar “sanal”laşmışken âşık olursam ve karşımdaki kadın beni “like”lamazsa ne halt ederim diye deli gibi korkuyorum!
Sanal dünyanın, özellikle de sosyal medyanın hayatımızda ne kadar büyük bir yer kapladığı malum… Çoğumuz sabah tuvalete gitmeden Instagram, Facebook ve Snapchat’te keşfe çıkıyoruz.

Yalan mı?

Kim ne yapmış? Bir gece önce nerelere gidilmiş? Neler yenilmiş? Beğendiğimiz adam yeni bir şey paylaşmış mı? Sevmediğimiz İnsanlar'da durum nedir? Vesaire, vesaire. Kısacası artık huzuru (ya da huzursuzluğu) “Like”larda arar olduk… Bir de “eski sevgiliyi” kurcalama seansı var ki sormayın gitsin. Hepimiz birer “stalk” uzmanı kesildik. (Burada minik bir parantez açalım. Efendim, stalk, gizli gizli izlemek anlamında. Hani siz eski sevgilinizin, yeni erkek/kız arkadaşının, en yakın arkadaşı, dün akşam nerede yemek yedi biliyorsunuz ya! İşte bunu stalk kabiliyetinize borçlusunuz.)

Peki neden stalk ediyoruz? Türkçe konuşayım: Neden geçmişimizin izini sosyal medya üzerinden sürmekten vazgeçemiyoruz?

Sosyal medya cehenneme dönüşebilir Benim en son kız arkadaşım olduğunda (evet, bu biraz cesur bir açıklama farkındayım) sosyal medya bu kadar kullanılmıyordu. Facebook açılalı birkaç ay olmuştu. Kısacası stalk, henüz mevcut değildi. İyi ki de değildi zira olsa belki de o ilişkiyi yaşayamazdım çünkü sosyal medya, takıntılı (bu da ikinci itiraf) insanlar için bir cehenneme dönüşebiliyor.

Sevgilim kimi takip etti? Kimi “like”ladı? Kimin yorumuna cevap verdi? Eklediği o yeni kişi kim?

Sorular sorular… Kısacası hep bir tetikte olma hali. Hep bir şüphe… Arkaya bakmaktan ileri adım atamamak gibi… Ne yorucu, ne zor! Ama esas soru şu: Bu hal boşuna mı? Yani ortada fol da yumurta da yokken mi giriyoruz Sherlock Holmes tavırlarına? HAYIR.

Eski günler daha iyiydi Eskiden biriyle tanışmak, iki kelime etmek ve belki şans yaver giderse ikinci buluşmayı ayarlamak günler alırken artık bu süre dakikalara indi. İnsanlar eskiden çekingenken şimdi 140 karakter kadar cesurlar. Sonuçta kimse kimseyi görmüyor ve atılan mesaja cevap gelmezse denenecek yüzlerce alternatif var. Mesela: Yolda yanınızdan geçen adama veya kadına, “Ne güzel bir gülüşün var,” diyebilir misiniz? Valla cesur insanımdır ama diyemem. Utanırım. Gelecek tepkiden çekinirim. Oysa ekrana bunu yazmaktan neden korkayım ki? En kötü “delete” ederim, olur biter. O söz hiç söylenmemiş olur. Sanal dünyada kayboluverir… Ancak bana sorarsanız eski günler daha iyiydi. Çünkü gerçekten beğendiğimiz ve bizi cesur olmaya itecek insanlara söylüyorduk iltifatlarımızı ve de sevgililerimizi bu kadar kolay terk etmiyorduk… Sevgili olmanın bir anlamı vardı sanki. “Amaaan ya, başkasını bulurum!” demek kolay değildi ve de en önemlisi “yedekte” onlarca olasılık biriktirmiyorduk…

Kısacası sanal olduk vesselam ve ben -birkaç paragraf önce itiraf ettiğim üzere takıntılı biri olarak- durumdan çok şikâyetçiyim. Çünkü hayat bu kadar “sanal”laşmışken ve her gün “sosyalleşmek” için yeni bir uygulama çıkarken âşık olursam ve karşımdaki adam beni “like”lamazsa ne halt ederim diye deli gibi korkuyorum!